Kod adı 3 Kasım; AKP ‘odadaki fil’

Kod adı 3 Kasım; AKP ‘odadaki fil’

NECİP F. BAHADIR | YORUM 

Kasım’ın 3’üne denk gelen çok fazla tarihi vaka var. Ama ben siyasi açıdan bakacağım… Susurluk falan çok geride kaldı artık. AK Parti iktidarının başladığı tarih. Evet, adı AK Parti idi, yeni kurulmuştu, tüm illerde tabelasını bile asamamıştı. MHP lideri Bahçeli durup dururken, “Erken seçim…” dedi. 

İktidar değişimini hızlandırdı. Ortağı olduğu koalisyon ekonomik krizin tam göbeğindeydi. Sandık siyasi yapıyı baştan aşağı değiştirdi. Eski partiler tasfiye etti, Meclis’e Erdoğan’ın AK Parti’si ile Deniz Baykal’ın CHP’si girebildi. MHP de baraj altında kaldı. 

O zaman AK Parti idi. Kadro yeniydi, siyaset yeniydi, felsefe yeniydi. “O kadar da değil!” diyebilirsiniz. Bazı yüzlere aşinaydı toplum, doğru. Ama ‘milli görüş’ gömleği çıkmış, yeni bir ‘politik anlayış’ ile yeni kıyafetler giyilmişti. 

Bugün ise AK Parti’nin dününden eser yok. Partinin AK’ı çoktan gitti. AKP’ye dönüştü. O günlerden kimse kalmadı. Erdoğan birlikte yola çıktığı dava arkadaşlarını, yoldaşlarını bir bir tasfiye etti, yolda bulduklarıyla AKP’ye yeni bir biçim ve vizyon verdi. 

Yani bugün AK Parti’den hem isim, hem misyon olarak söz etmek mümkün değil. Ne kuruculardan, ne de ilk dönemden yanında neredeyse kimse kalmadı. 

AKP ve Erdoğan ‘yıl dönümlerini’ pek önemser. Ağustos ayında, partinin kuruluş yıldönümünde görkemli etkinlikler düzenledi, ‘25. Yıl’ müzikleri bestelendi. Hepsi iki günde unutuldu gitti. 

Sıra 3 Kasım’a geldi, bu tarihi gün atlanmadı. Parti yönetimi kısa bir videoyla ilk seçim zaferini kamuoyuna hatırlattı. Görselde AKP’nin ampülü ve “Aydınlığa açık, karanlığa kapalı” sloganını kullandı. Erdoğan ve partinin ileri gelenleri  sosyal medya hesaplarından bu görüntüyü paylaştı. 

Ve inanılmaz bir şey oldu. Vatandaşın tepki mesajları adeta bir çığa dönüştü. Erdoğan’a, Hayati Yazıcı’ya ve AKP’ye isyan eden edene… Kimse bu kadarını beklemiyordu.  

Tabanda ciddi bir çözülme var

Öyle gizli saklı falan değil, ismi cismi belli. Korku duvarı falan kalmadı. Eğer tepkiler sınırlı sayıda olsaydı, polis şafak vakti evlerinden toplayabilirdi. Bu kadar fazla kişi gözaltına alınamazdı. Bu kadar insan ne hapishaneler sığar ne de gözaltı mekanlarına… 

Parti yönetimi çaresiz kaldı, çok çok ‘not etmiş’ olabilir. Tepkilerin dili ve üslubuna bakıldığında ‘karşı mahalleden’ olmadığı açıkça görülür. İsyan içeriden, parti tabanından, düne kadar AKP’nin bayrağını sallayan vatandaşlardan… 

Tabanda bir çözülme söz konusu. Tamam fon skandalı iktidarı fena vurdu. Fakat tek sebep bu değil. Ülkenin geldiği nokta… Cüzdanın ve vicdanın perişanlığı… Fon tuzu biberi oldu. Birkaç gün önce AKP’li Şamil Tayyar memleketi Gaziantep’te parti toplantısının atmosferini yansıttı. “Fatma Betül Sayan yargılansın…” denildiğinde salonda bulunan AKP’liler bu çağrıyı ayağa kalkarak alkış tufanına tuttu. 

Belki de o yüzden Fatma Betül Sayan eşiyle birlikte tekrar ifade için davet edildi. Bu kez gözlerden ırak değil. Adliyeye gelişi görüntülendi. Sayan yüzünü kapatan büyük kapkara gözlükleriyle fotoğraf verdi. ‘Kara gözlük’ AKP’nin vazgeçilmezlerinden… Melih Gökçek de aynı şekilde Adliye’ye giriş yapmıştı. Sayan’ın ağzında sakızı eksik… 

Yargı kendi irade ve inisiyatifiyle mi çağırdı Fatma Betül Sayan Kaya’yı? Tabii ki hayır… Ankara’dan işaret almadan harekete geçebilir mi? Mümkün bu? Değil elbette. AKP yönetimi baktı ki ‘pabuç pahalı’, Sayan’ı aç kurtların önüne attı. 

Sayan tek başına mıydı? Konuşur mu? Başkasını ele verir mi? Kendisi yanarken, başkasını da yakar mı? ‘Niye sadece ben?’ diye isyan eder mi? Herhalde ona da vaziyet anlatılmış, anlayışlı olması istenmiştir. Zaten savcı da o kapıyı açmaz. Açarsa başına nelerin geleceğini bilir. Bu kez geldiği gibi göndermesi biraz zor. 

Erdoğan, Güney Kore dönüşü uçakta gazetecilere, “Bakıyorsunuz hiç ummadığınız insanlar, bu işlerin içerisine girmişler…” dedi. Peki onlar bu işlerin içine girerken zatı alileri ne yapıyordu? Erdoğan farkında değil miydi? Öyleyse durum çok daha vahim demektir. Ki pek sanmam… Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 1 yıl önesinden haberi oldu. Şimşek, Erdoğan’a söylememiş olabilir mi? Geçiniz… 

Aliyev resmen Erdoğan’a meydan okudu! 

Erdoğan’a kendisine tapacak kadar kutsiyet atfeden ‘müminleri’ her türlü payeyi verdi. “Dünya lideri, ümmetin önderi!” dedi. 2002’nin 3 Kasım’ında toplumun da umuduydu. Fakat bugün o ümit felakete dönüştü. Bırakın dünyayı, bölgeyi, ümmeti içeride bile liderliği tartışmalı hale geldi.

Azerbaycan gibi bir ülke Erdoğan’a kafa tuttu. Aliyev açıkça meydan okudu. Erdoğan’ın ne kadar hassas damarı varsa bastı. Ülkesinde ‘başörtüsü yasağı’ başlattı. Erdoğan’ın ‘siyaseten/göstermelik’ hassasiyeti eskidendi. Oralı bile olmadı. Azerbaycan’ın sert tutumu karşısında diz çöktü. Başdanışmanı Oktay Saral’ı kapınının önüne koyuverdi. 

Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar ‘can kardeş, bir millet iki devlet’ Azerbaycan karşısında bu denli aciz ve zavallı duruma düşmemişti. AKP ve Erdoğan’a nasip oldu. Hayaller ‘ümmetin liderliği’ gerçekler ise kelimenin tam anlamıyla perişanlık… 

Aklı başında vicdan sahibi bir partili bu tabloyu hazmedebilir mi? 

Sosyal medya tepkileri boşuna değil. Trol ağı da çöktü galiba. Vaziyeti toparlayamadı. Çığın önünde durmak da kolay değil. Trol ve troliçelik de bir yere kadar. AKP ve Erdoğan’ın savunulacak ve tutulacak neyi kaldı ki… 

Troller bu gerçeği bilmiyor mu? 

3 Kasım ABD seçimlerinin de tarihi… ABD Başkanı Trump ara seçimi ‘büyük kaybetti’. Partisi Senato ve Temsilciler Meclis’inde çoğunluğu yitirdi. Trump, Erdoğan’ın yakın dostuydu! Trump’ı hiç ikiletmedi. Ne istediyse verdi. Trump’a yaslanmıştı. Erdoğan da kaybetti. Artık bundan sonra işi daha zor. Trump’ın verdiği sözlerin yerine getirilmesi imkansız gibi bir şey… 

Trump kendi derdine düştü. ‘Topal ördek’ oldu. Demokratlar “Avukatını hazırla…!” mesajı gönderdi. Aslında Erdoğan’ın kolu kanadı Trump’tan önce kırıldı. Son seçimleri kaybetti. 31 Mart’ta ağı hezimete uğrandı. Partisi ve kendisi için tam bir bozgundu. Ama bir şekilde unutturmayı başardı. 

CHP ve Yeni Parti 31 Mart’ın hakkını veremedi. Bundan Erdoğan’ın başlarına ördüğü çorabın etkisi de söz konusu… 

3 Kasım Erdoğan için sıradan bir gün ve tarih değil. Siyasi hayatının dönüm noktası… 24 yıl önce bir zaferin kod adıydı, bugün ise siyasi bir bozgunun şifresi… Ortada sandık yok. Sosyal medya mesajları toplumun ve tabanının nabzını yansıtmaya yetti. 

Zaten anketlerde de ciddi düşüşün yaşandığı açıkça görülmekte… Eski danışmanı Aydın Ünal üç gün önce ‘odadaki fil’ diye bir yazı yazdı; “Son zamanlarda sıkça kullanılan moda bir deyimmiş. Ortada fil kadar devasa bir sorun varken, o sorunu görmemek, görmezden gelmek, konuşmamak, yokmuş gibi davranmak, etrafından dolanmak, özü bırakıp detaylarda boğulmak gibi anlamlara geliyormuş…” 

AKP ve Erdoğan 24 yılın sonunda ‘odadaki file’ dönüştü.  

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

Yorum Yap