Taammüden cinayet; katili AKP…! 

Taammüden cinayet; katili AKP…! 

NECİP F. BAHADIR | YORUM 

İki gün önce “Duymuyor musunuz?” diye sormuştum. Kulakları var ama duymadılar, gözleri var ama görmediler. Gerçi duysalar da iş işten geçmişti. Abdullah Tırpan geri dönüşü olmayan yola çoktan girmiş. Kalbi durmuş, bir ömürlük misafir olduğu dünyada son nefeslerini tüketmişti. 

Yoğun bakımdaydı, makinaya bağlanmıştı. Acaba bileklerinden yatağa kelepçelenmiş miydi? Hayır, saçma soru değil bu. AKP’nin devri iktidarında vakidir. Nice örneği yaşanmıştır. Abdullah Tırpan hapishaneye yürüyerek girdi, tabutla çıktı. Suçsuzdu, günahsızdı. Sürecin kurbanlanlarından biri oldu. 

Ve şehitlerinden…  

Halinden şikayetçi değildi, pişmanlığı yoktu. Kadere teslim olmuştu. “Hayır ve şer ondandı!” Son demlerinde mazlumluğun ve masumluğun manevi hazzını yaşıyordu. Bir kâğıda not düşmüştü; “Bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem. İhtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum…” 

Beslendiği kaynak sağlamdı. Hayatını buna göre şekillendirmişti. Sözde değil, özde inanmış bir adamdı. Hapislik neydi ki… Çekilirdi. Fakat şu hastalık olmasa… Başkalarına yük olmaktan muzdaripti. Çünkü o yaşamı boyunca birilerine ‘yük olanlardan’ değil, ‘yük alanlardan’ olmuştu. Hayır, kendisini tanımıyorum, sosyal medyaya düşen notlardan biliyorum. 

Yaşamı devlete emanetti Abdullah Tırpan’ın… Şeker hastasıydı. İçeride durumu giderek kötüleşti. Bunu herkes anladı. Koğuş arkadaşları, ailesi, yakınları, ziyaretçileri… Ve çığlık çığlığa ‘acil tahliye’ çağrısı yaptılar. 

DEM milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bu hastalıkla içeride yaşayamaz, ölür… Tahliye edilmeli.” dedi. Feryat etti. Diğer milletvekili Mustafa Yeneroğlu da ziyaretine gitmiş ve gördüklerini kaleme almıştı. Yetkilileri uyardı; “Bu insanı orada tutmanın hukuki gerekçesi kalmadıysa, onu orada tutan nedir?” 

Ey AKP ve avanesi bu soru size? 

Bir acı çığlık günlerce gökkubbede yankılandı durdu. Saray’ın duvarlarından içeri girmedi. AKP Genel Merkezi’ne ulaşmadı. Meclis’in duvarlarına çarptı geri döndü. Ne iktidar ne muhalefetten hiçbir ses gelmedi. 

Oysa mevzuat açıktı, derhal tahliye edilmeli, tedavi süreci aileye bırakılmalıydı. AKP ve yargısı ‘hayır…’ dedi. Cinayet göz göre işlendi. Bile isteye… Taksirli suç değil bu, taammüden, bilinçli ve iradi… Tırpan’ın katili AKP… 

Zincirleme suç halkası ‘oy verene’ kadar gider. Bir masumun ölümünün vebali hepsinin omuzlarında… Bülent Arınç’ın da… Gemileri yakmak için daha neyi bekler anlamak zor. 

Bayrağını salladığı, rozetini taktığı parti bir masumu öldürdü. Görmüyor mu? 

Erdoğan 28 Şubat’ın sert aktörlerinden Çetin Doğan’a gösterdiği ilgiyi bir hayırsever olan Abdullah Tırpan’dan esirgedi. AKP iktidarı on binlerce insanın katili Abdullah Öcalan’a bahçeli villa tahsis etti, Abdullah Tırpan’ı ise ölüme mahkum etti. 

Bu hangi siyasi ve dini anlayışa sığar? 

Din adalettir, merhamettir… Anadolu’da devlet çoluk, çocuk, kadın ve yaşlıya ilişmez. İdi; AKP’ye kadar! AKP ne geleneği saydı ne de kural tanıdı. Devletin gücünü masumların üzerinde sınadı. 

Ey AKP ve avenesi bu açık ve çıplak gerçeğin farkında değil misiniz? Nasıl içinize sindiriyorsunuz? Öcalan ve Tırpan… İki Abdullah… 

Kimden yanasınız? 

Sosyal medyada rastladım bir ‘AK’perest trol’ bile insafa gelmiş… Adı Cemile Bayraktar… Biliyorum artık çok geç. Yine de söylediklerini not etmekte fayda var; “75 yaşında saçı sakalı bembeyaz olmuş, ağır diyabet hastası, bacağı kesilmiş bir insanın hapishanede ölmesi, vicdanlara ağır bir yük bırakmaktadır. Bu adalet değil, ‘f.tö’ ile mücadele hiç değil. Hepimizin gözünün önünden bu haberi okurken babası, dedesi geçiyor ve vicdanlarımız sızlıyor…” 

Abdullah Tırpan sadece AKP ve avenesinin değil toplumun vicdanına da ağır bir yük bırakıp gitti. Herkes az çok pay sahibi… Hesaba çekileceği gün önüne gelecek… 

Karar’dan Elif Çakır’ın mesajı da etkileyiciydi. “Abdullah Tırpan son olsun…” dedi Çakır. Keşke bunları köşesinde yazabilseydi. Muhafazakar medya tuhaf şekilde duyarsız. Onca arkadaşı olmasına rağmen Karar gibi bir gazete Ahmet Turan Alkan’ı bile görmezden geldi. Hakkını teslim etmeliyim, Elif Çakır vicdan ve insaf sahiplerinden biri. Kimileri için yetersiz bulunabilir. Bu çöl ve çorak iklimde farkını göstermesini bildi. 

Ve sosyal medya adresinden şunları yazdı; “Günlerdir iktidar yetkililerine ve Adalet Bakanlığı’na 73 yaşındaki ağır hasta Abdullah Tırpan için deyim yerindeyse yalvarılıyor, şahidim. “Şu yaşlı, hasta adamı ölüme göndermeyin” denildi, durumu defalarca anlatıldı.

Şahidim, tanığıyım. 

Ama adında “adalet” bulunan, Kur’an-ı Kerim’de “adalet” ve “merhamet” kavramlarının ne anlama geldiğini bilen dindar iktidar mensupları sağır oldular, lal oldular. 

Şahidim, tanığıyım. 

Ve suçsuz yere cezaevinde yatan Abdullah Tırpan, yoğun bakımda hayatını kaybetti. Cezaevi koşullarında yaşamını sürdüremeyecek kadar ağır hasta ve yaşlı bir mahkûmun daha ölümüne tanık olduk.

Bu kaçıncı? Daha kaç hasta ve yaşlı mahkûmun cezaevinde ölmesi gerekiyor? Getirin artık şu infaz yasasını, hasta yaşlı mahkumları evlerine gönderin, devlet merhameti bunu gerektirir…” 

Çakır’ın şahitliği kıymetli… Evet ben de şahidim… 

Abdullah Tırpan’ın ölümü sıradan bir ölüm değil. Bir cinayet… Katili tartışmasız AKP ve yargısı… Ülkeyi yönetenler taammüden öldürdü. 

Bile isteye… Tanığıyım ben de… Milletvekili Mustafa Yeneroğlu aylar önce ziyaretine gittiğinde şu duygusal satırları kaleme almıştı; “Görüş süresi bitti, Abdullah amcanın sandalyesini çıkışa doğru yönlendirdiler. Çıkarken bana teşekkür etti. Ben o teşekkürü içime sindiremedim. Çok ağır bir yük bu. Bu ülkede hiç kimse, böyle bir hâle getirilmiş bir insandan teşekkür almayı hak etmiyor. Bir sabah cezaevinden ölüm haberi gelirse, bu soruyu sormamış olan herkesin bu ölümde bir payı olmayacak mı?” 

Soranın da payı olacak, sormayanın da… Abdullah Tırpan’ın vebali AKP ve yargısı ile duyarsız toplumun omuzlarında…

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

Yorum Yap