Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu: Temel demokratik ilkelere bağlılık konusunda endişeler artıyor, AİHM kararları uygulanmalı

Avrupa Komisyonu bugün, son bir yılda üyeliğe aday ülkeler tarafından kaydedilen ilerlemeyi değerlendiren ve geleceğe yönelik reform önceliklerini belirleyen yıllık Genişleme Paketi’ni açıkladı. Raporda “Türkiye’nin AB’ye katılma yönünde beyan ettiği hedef ile AB katılımı için gerekli olan temel siyasi kriterlerdeki geriye gidiş arasındaki uçurum daha da açılmıştır.” ifadeleri kullanıldı.
“Seçilmiş yetkililere, muhalif figürlere ve sivil topluma yönelik başlatılan hukuki süreçler şiddetlenmiş, bu durum Türkiye’nin temel demokratik ilkelere bağlılığı konusunda artan endişelere yol açmıştır.” denildi. Türkiye ile katılım müzakerelerinin 2018 yılından bu yana durma noktasında olduğuna dikkat çekildi.
Raporda: “AB’nin demokratik standartların, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının ve temel haklara saygının kötüleşmeye devam etmesine ilişkin ciddi endişeleri henüz giderilmemiştir. 2026 yılında; ana muhalefet partisini hedef alan hukuki adımlar da dahil olmak üzere seçilmiş yetkililere, muhalif figürlere, siyasi aktivistlere, sivil toplum ve iş dünyası temsilcilerine, gazetecilere ve diğer kişilere yönelik gözaltı ve suçlamalar yoğunlaşmıştır.” ifadesi kullanılırken yargı bağımsızlığına ilişkin endişelerin de derinleştiğine vurgu yapıldı.
İşte raporda yer alan bazı ifadeler:
Demokrasi
Aşırı merkezileşmiş başkanlık sistemi, parlamenter ayrıcalıkları ciddi şekilde zayıflatmış ve güçler ayrılığını eritmiştir.
Hükümeti seçimlerin ötesinde hesap verebilir kılacak mekanizmaların bulunmaması nedeniyle yönetim sistemi etkili denge ve denetleme mekanizmalarından yoksundur.
Cumhurbaşkanlığı çoğu düzenleyici kurul üzerinde yetkiye sahipken, kamu yönetimi son derece siyasileşmiştir.
Seçilmiş muhalif belediye başkanlarının görevden alınması ve haklarında kovuşturma açılması yerel yönetimleri daha da zayıflatmıştır.
Muhalif siyasetçiler ve ana muhalefet partisi üzerindeki adli baskı, siyasi rekabeti giderek bastırmakta; demokratik ilkeleri ve seçim sürecinin dürüstlüğünü aşındırmaktadır.
İfade ve Medya Özgürlüğü
Raporlama döneminde geriye gidiş devam etmiştir.
Ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin ceza yasalarının uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal etmeye ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarından sapmaya devam ederek ifade özgürlüğünü engellemiştir.
Tutuklu yargılanan gazetecileri, insan hakları savunucularını, avukatları, yazarları ve akademisyenleri serbest bırakmalı; hakkındaki ceza davalarının AİHS ve AİHM tarafından belirlenen kriterlere uygun olarak sonuçlandırılmasını sağlamalıdır.
Yargı ve Temel Haklar
Geriye gidiş devam etmiştir. Temel yapısal eksiklikler giderilmemiştir. Raporlama dönemi, yürütmenin yargı üzerindeki kontrolünü gösteren; yargı bağımsızlığını zedeleyen ve adli kararların kalitesini düşüren yeni kanıtlar sunmuştur. Yargı, iktidar koalisyonundaki yetkililere yönelik benzer adımlardan kaçınırken, muhalif figürleri ve seçilmiş yetkilileri hedef alarak seçici bir şekilde hareket etmeye devam etmiştir.
Ağustos 2026’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, yapısal eksikliklerin yürütmenin yargı kararları üzerindeki etkisini muhtemelen kolaylaştırdığına hükmetmiştir. Bazı AİHM kararlarının halen uygulanması gerekirken, birden fazla mahkeme Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamayı reddetmeyi sürdürmüş, bu durum tüm sistemin bütünlüğünü ve işleyişini zedelemiştir.
Büyük Daire, Mahkeme’nin derhal tahliye gerektiren iki önceki kararına rağmen Osman Kavala’nın tutukluluğunun devam ettirilmesini “adaletin açıkça hiçe sayılması” olarak nitelendirmiştir.
Ülkedeki genel insan hakları durumu daha da kötüleşmiştir.
Terörle mücadele yasalarının ve ilgili ceza mevzuatının Avrupa standartlarına, Venedik Komisyonu tavsiyelerine ve AİHM içtihatlarına uyumlu hale getirilmelidir.
Adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin ve hukuki belirlilik ilkelerinin tüm şüpheli ve sanıklar için eksiksiz bir şekilde uygulanması gerekir.
Kavala – Türkiye davası da dahil olmak üzere AİHM kararları öncelikli bir konu olarak uygulanmalıdır.
Yolsuzlukla Mücadele
Raporlama döneminde hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Türkiye, yolsuzluğu önlemeye ve kontrol etmeye yönelik bir reform stratejisinden ve eylem planından yoksun kalmayı sürdürmekte olup Avrupa Konseyi’nin tavsiyelerine uygun yolsuzlukla mücadele organları oluşturmamıştır.
Raporlama döneminde, muhalefetten seçilen belediye başkanları ve yerel siyasetçiler hakkında üst düzey birkaç yolsuzluk davası açılmıştır. Davaların esası ne olursa olsun, soruşturmalar öncelikli olarak muhalefetle bağlantılı yerel siyasetçileri hedef almaktadır. Bu seçici soruşturma ve kovuşturmalar, yetkililerin yolsuzlukla mücadele çabalarına yönelik kamuoyu güvenini zedelemektedir.
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.















