İNCELEME | ‘Sınırlı’ değilmiş; fon vurgununun faturası bütün borsaya çıktı
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon vurgununun finansal sistem açısından risk oluşturmadığını savunmuştu; ancak yine yanıldı… Borsa İstanbul'da son iki ayda yaklaşık yüzde 24'lük değer kaybı yaşandı. Milyonlarca yatırımcının birikimleri iki ayda eridi! Vurgunun faturası tüm Türkiye ekonomisine kesildi! Birileri ise hala skandalın üzerine örtmenin hesabını yapıyor!

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Eylül’deki kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada “fon konusunu etraflıca değerlendirdiklerini” söylemiş ve ardından sorunun “fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana geldiğini” savunmuştu. Erdoğan, “Finansal sistemimize sirayet etmiş herhangi bir risk mevzu bahis değildir!” ifadelerini kullanmıştı.
Yine yanıldı…
Tıpkı, “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur. Faizi düşürürseniz enflasyon da düşer!” tezinde yanıldığı gibi…
Türkiye’nin gündemi malum; AKP’li isimlerin de merkezinde yer aldığı milyar dolarlık fon vurgunu… Yüz binlerce insanın alın teriyle biriktirdiği paralar, planlı ve sistemli işlemlerle bir avuç kişinin milyarlarca liralık kazancına dönüştürüldü. Ve bütün bunlar yaşanırken, piyasayı denetlemekle görevli kamu kurumları yıllar boyunca yapılan uyarılara rağmen bu düzeni durdurmadı…
Dikkat edin; durduramadı demiyorum; durdurmadı diyorum… Zira eldeki verilere göre vurgun herkesin gözü önünde, sistematik olarak yapıldı ve denetleme görevi yapması gereken kurumlar bu sırada gözlerini yumdu…
Erdoğan yine yanıldı demiştik; Borsa İstanbul’dan gelen son veriler, 17 Eylül 2026’da patlak veren fon vurgununun ekonomik faturasının yalnızca 455 bin 758 fon mağduruyla sınırlı kalmadığını, bütün sermaye piyasalarını etkileyen büyük bir güven sorununa dönüştüğünü gösterdi.
Borsa İstanbul (BIST 100) endeksi, son iki ayda yaklaşık yüzde 24 eriyerek 2026 yılının tüm nominal kazançlarını sıfırladı ve 11 bin puanın da altını gördü. Üstelik bu yalnızca borsa endeksindeki düşüşten ibaret değil. Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar nezdindeki güvenilirliği de sorgulanmaya başlandı.
Faiz indirimi bile çöküşü durduramadı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 22 Ekim 2026 toplantısında politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda 100 baz puan indirerek yüzde 37’den yüzde 36’ya çekti. Normal finansal koşullarda faizlerin düşmesi, mevduat getirilerini azaltacağı için hisse senedi piyasasını destekleyen bir gelişme olarak değerlendirilir. Ancak bu kez öyle olmadı.
BIST 100 endeksi, faiz kararının açıklandığı günü yüzde 3’ün üzerinde ağır bir kayıpla tamamladı. Satış baskısı ertesi gün de devam etti. Küresel piyasalardaki olumsuz gelişmeler de satışları artırırken, fon vurgununun ardından büyüyen güven sorunu borsanın en önemli iç risklerinden biri haline geldi.
Çünkü yatırımcı artık yalnızca şirketlerin bilançolarına değil, hisse fiyatlarının adil biçimde oluşup oluşmadığına, denetim kurumlarının görevini yapıp yapmadığına ve parasının güvende olup olmadığına da bakıyor.
Nominal erime yüzde 24, gerçek varlık kaybı çok daha ağır
Ağustos sonunda 14.334 puan olan BIST 100 endeksi, 23 Ekim itibarıyla gördüğü düşük seviyelerde yaklaşık yüzde 24 değer kaybetti. Bunun pratik anlamı şu: Ağustos sonunda borsa endeksini izleyen bir fona 100 bin TL yatıran sıradan bir vatandaşın parasının değeri, yalnızca iki ayda yaklaşık 76 bin TL’ye gerilemiş oldu. 10 milyon TL yatırdığınızı düşünün; yaklaşık 2,4 milyon liralık kayıp! Üstelik bu hesapta yüksek enflasyonun yarattığı satın alma gücü kaybı da bulunmuyor.
Borsa İstanbul’da yaklaşık 6,7 milyon hisse senedi yatırımcısı var. Bu insanların önemli bir bölümü fon vurgununa konu olan şirketlerle hiçbir işlem yapmadı. Ancak borsanın genelinde yaşanan sert değer kaybı, doğrudan vurgunla ilgisi bulunmayan yatırımcıların birikimlerini de vurdu. Yani birkaç yüz bin kişiyle sınırlı olduğu söylenen skandalın ekonomik etkisi, milyonlarca yatırımcının bulunduğu piyasaya yayıldı.
Fatura 100 milyar doları aştı!
Fon vurgununun maliyetine ilişkin siyasi açıklamalar da olayın boyutlarını gözler önüne seriyor. Buna göre rakam, 20 milyar doların çok üzerinde…
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e göre ‘soygunun ekonomiye maliyeti 90 milyar dolar’. DEVA Partisi Genel Başkanı ve eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan ise 23 Ekim’de yaptığı açıklamada finansal piyasalardaki toplam değer kaybının 150 milyar doları aştığını savundu. Babacan, “Şu an itibarıyla 150 milyar doları aştı bütün değer kaybı.” dedi.
Özel ve Babacan’ın farklı tarihlerde açıkladığı bu hesaplamalar, yalnızca doğrudan mağdur fon yatırımcılarını değil, borsadaki şirketlerin değer kaybını da kapsıyor.
401 milyar liralık çıkış: Büyük balıklar kurtuldu!
Fon soruşturmasında ortaya çıkan en çarpıcı verilerden biri de vurgunun patlak vermesinden hemen önce gerçekleştirilen devasa para çıkışları oldu. Soruşturma dosyasına giren bilgilere göre 1-16 Eylül tarihleri arasında Tera ve Pusula fonlarından yüksek tutarlı çıkışların toplamı 401 milyar 266 milyon liraya ulaştı.
Tera fonlarından 100 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan 168 yatırımcı toplam 335,9 milyar lira çekti. Pusula fonlarından 50 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan 272 yatırımcının çektiği para ise 65,4 milyar lirayı buldu. Böylece toplam 440 büyük yatırımcı, fonların tasfiye sürecine girmesinden hemen önce yüz milyarlarca lirayı sistemden çıkardı.
Bu işlemler soruşturmanın en kritik başlıklarından biri haline geldi. Bu kadar büyük paralar sistemden çıkarken kimler ne biliyordu? Kimler hangi tarihte satış yaptı? Ve bu satışlar hangi kaynaklarla karşılandı?
Bloomberg’in 21 Ekim’de yayımladığı araştırmada, Tera bağlantılı fonların düşük likiditeli hisseleri yoğun biçimde satın alarak fiyatlarını yükselttiği, borçlanmayla bu alımları artırdığı ve bazı fonlar arasında birbirini besleyen yatırım döngüleri oluşturulduğu iddiaları yer aldı.
Kaya çifti ‘tüyo’yu kimden aldı?
Eski Bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerinde gerçekleştirdiği milyarlık işlemler de aynı soruşturmanın en çok tartışılan konularından biri oldu. Kaya çifti yaklaşık 163 milyon liralık yatırımın ardından 2,17 milyar liralık satış ve tahsilat gerçekleştirdi. Çift, elde edilen kazancın yaklaşık 1,86 milyar liralık bölümünü gönüllü iade kapsamında geri verdi.
Ancak bu işlemlerin arkasındaki para hareketleri, satışların karşı tarafları ve kriz öncesindeki zamanlaması hâlâ cevap bekleyen soruların merkezinde. Büyük yatırımcılar milyarlarca lirayla sistemden çıkarken, yüz binlerce küçük yatırımcının neden parasını çekemediği bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılmalı.
AKP’li Zeybekci: 6 kamu kurumunun ihmali var
Fon vurgununda denetim kurumlarının sorumluluğu artık yalnızca muhalefetin gündeminde değil. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de 24 Ekim’de Denizli’nin Tavas ilçesindeki parti toplantısında yaptığı açıklamada, yaklaşık altı kamu kurumunun ihmalinden söz etti.
Zeybekci, “Bu fon meselesi maalesef yaklaşık olarak 6 kamu kurumunun ihmaliyle ilgili. Kamu görevlilerinin ihmali, bazılarının üst derecede ihmali var. Maalesef bazı kamu kurumlarının yönetiminde de hem ihmal hem suistimal vardır.” dedi.
Üstelik Zeybekci, ortağı olduğu şirketlerin de mağdur yatırımcılar arasında bulunduğunu açıklamıştı. Bu sözler, Bloomberg’in araştırmasındaki iddialarla birlikte değerlendirildiğinde daha da önem kazanıyor. Çünkü Bloomberg’e konuşan Borsa İstanbul denetçileri, şüpheli işlemleri üstlerine defalarca bildirdiklerini anlatmıştı.
Yıllardır yapılan uyarılar, olağanüstü fiyat hareketleri ve giderek büyüyen fon işlemleri ortadayken denetim mekanizması neden çalışmadı? Altı kamu kurumunda ihmal ve suistimal bulunduğunu artık AKP’nin kendi genel başkan yardımcısı da söylüyor. Peki bu kurumların yöneticilerinden kim, hangi kararının hesabını verdi?
Uluslararası güven krizi: MSCI Türkiye’yi uyardı
Fon vurgununun Türkiye’ye verdiği zarar, uluslararası sermaye piyasalarına da yansıdı. Dünyanın önde gelen endeks sağlayıcılarından MSCI, 15 Ekim’de Türkiye piyasalarına ilişkin bazı endeks değişikliklerini süresiz olarak dondurdu.
Kararın gerekçesi ağırdı: Küçük şirketlerle bağlantılı yatırım fonlarında koordineli işlemler yapılmış olabileceği, hisse senetlerinin halka açıklık oranlarının gerçek durumu yansıtmayabileceği ve piyasa bütünlüğünün zarar gördüğü endişesi.
Başka bir ifadeyle, uluslararası yatırımcılar Türkiye’de bazı hisse senetlerinin fiyatlarının ve piyasadaki gerçek dolaşım miktarlarının ne ölçüde güvenilir olduğunu sorguluyordu.
MSCI, Haziran 2027’ye kadar şeffaflık, denetim ve yaptırımlar konusunda yeterli ilerleme sağlanmaması halinde Türkiye’nin “Gelişmekte Olan Piyasa” statüsünün daha alt bir kategoriye geçirilmesini değerlendirebileceğini duyurdu.
Bu ihtimal son derece önemli. Çünkü Türkiye’nin statüsünün düşürülmesi, gelişmekte olan piyasaları izleyen uluslararası fonların Türk hisselerini azaltmasına veya portföylerinden çıkarmasına neden olabilir. Bu da borsaya yabancı sermaye girişini zorlaştırabilir, hisse fiyatları üzerinde yeni satış baskısı oluşturabilir.
Türkiye’nin bir finans merkezi olacağı söylenirken, uluslararası yatırım kuruluşları artık Türk sermaye piyasalarındaki işlemlerin şeffaflığını ve güvenilirliğini sorguluyor.
Fon vurgununun faturası bütün Türkiye’ye çıktı
Özetleyerek anlatalım; fon vurgununu yalnızca “parası batan birkaç tasarruf sahibinin mağduriyeti” olarak sunmaya çalışan idari söylem, borsada yaşanan sert kayıplar ve uluslararası uyarılar karşısında ağır biçimde tartışmaya açıldı.
İktidar, devasa vurgunun siyasi ve bürokratik sorumlularını ortaya çıkarmak yerine gönüllü iade pazarlıklarına öncelik vermekle eleştirilirken, Meclis’te kamu görevlilerine hukuki ve mali sorumluluk muafiyeti sağlayacak bir düzenleme hazırlanacağı iddiası da gündeme geldi.
Denetim felaketinin faturası ise yalnızca fonlarda parası kalan yüz binlerce kişiye değil, bütün sermaye piyasalarına kesildi.
Peki bunun halk açısından karşılığı ne?
Birikimini borsada değerlendiren milyonlarca insanın serveti küçüldü. Zararını karşılayacak maddi gücü bulunmayan, birikimini kullanmak zorunda kalan yatırımcılar daha da yoksullaşma riskiyle karşı karşıya kaldı. Sermaye piyasalarında kaybolan güven, şirketlerin yeni yatırımlar için kaynak bulmasını ve ekonomiye yeni sermaye çekilmesini de zorlaştırabilecek bir soruna dönüştü.
Sonuçta bir avuç kişinin milyarlarca liralık kazancı tartışılırken, milyonlarca insan birikimlerinin değer kaybettiği bir tabloyla karşı karşıya kaldı ülke. Vurgunun sorumluları ve arkasındaki mekanizma bütün yönleriyle aydınlatılmadıkça, Türkiye yalnızca parasını değil, sermaye piyasalarına duyduğu güveni de kaybetmeye devam edecek.
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.














