İNCELEME | Fon vurgununda ‘arka oda’ pazarlıkları ve ‘atılmayan’ adımlar!
455 bin yatırımcıyı mağdur eden devasa fon vurgununda iktidarın attığı adımlar, soygunun boyutlarını ve sorumlularını ortaya çıkarmaktan çok üzerini örtmek için zaman kazanma çabasına işaret ediyor. Milyarlarca lira kazananların listesi gizlenirken gönüllü iade pazarlıkları yürütülüyor, Meclis araştırması engelleniyor. Yıllardır yapılan uyarılara rağmen harekete geçmeyen denetim kurumlarının yöneticilerinden de hesap sorulmuyor. Atılması gereken neredeyse hiçbir adım atılmıyor...

Türkiye sermaye piyasaları tarihinin en büyük vurgunu olan ve 455 bin 758 tekil yatırımcının birikimlerine kilit vuran 20 milyar dolarlık fon skandalında, siyasi ve idari koruma kalkanı her geçen gün yeni bir hukuki tartışmayı tetikliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Plan ve Bütçe Komisyonu’nda resmen ilan ettiği, “Reel olarak 10 milyon TL ve üzerinde kazanç sağlayanlarla görüşüyoruz; gönüllü iade ederlerse sorun yok. Etmezlerse Adalet Bakanlığı süreci işletecek!” itirafı, anayasadaki kanun önünde eşitlik ilkesini tamamen askıya aldı. Söz konusu açıklama 3 gündür düzeltilmedi bile! Çaldığı parayı iade edenler, yargılanmayacak mı?
Ancak bu çifte standartlı “arka oda pazarlığının” ve mekanize edilmiş servet transferinin en somut, en tescilli ve en dokunulmaz öznesi olarak eski Bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya tam merkezde yer alıyor. Eğer ekonomi yönetimi ve adli mekanizmalar bu soygunu örtbas etmek yerine gerçekten çözmek isteseydi, Fatma Betül Sayan Kaya isminin etrafına örülen yasal zırhı parçalayacak şu adımları atması gerekirdi…
Kaya çiftinin MKK portföy sicili şeffafça açıklanmalıydı
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya, Çağlayan Adliyesi’nde şüpheli sıfatıyla verdikleri tek saatlik hızlı ifadede, “Yatırım kararımızda kimseden tüyo almadık, özel bir bilgi sızıntısı olmadı; tamamen kendi irademizle aldık!” savunmasının arkasına sığındı. Hukuk devleti, bu rasyonaliteden uzak “finansal deha” iddiasını peşinen kabul etmek yerine, çiftin geçmiş Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK)] portföy sicillerini derhal kamuoyuna ilan etmeliydi. Hayatında bu ölçekte hiçbir borsa yatırımı, risk yönetimi ve deneyimi bulunmayan bir çiftin, ilk hamlelerinde 163 milyon TL’yi tek bir sığ şirkete (Özata Denizcilik) gömüp 5 ayda 17 kat (2,2 milyar TL) kazanç sağlamasının arka planı ancak bu geçmiş sicil dökümüyle çürütülebilirdi. Bu adım atılmayarak siyasi kimliklerine idari bir gizlilik sağlandı.
13-16 Eylül arasında çıkan 214 kişilik “gizli liste” ilan edilmeliydi
Soruşturma dosyasında; fonların kilitlendiği 17 Eylül’den hemen önceki son 4 günde, önceden edindikleri sızıntı bilgilerle (insider trading) tam 187 milyar 653 milyon TL nakit çekerek gemiden inen 141 gerçek kişi ve 73 şirketten oluşan imtiyazlı bir grubun varlığı netleşti. İşte Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi, bu gizli listenin en tescilli failleri olarak kayda geçti.
Bloomberg’in deşifre ettiği o vahşi “Çıkış Likiditesi” (Exit Liquidity) düzeneği tam da Kaya çifti için işletildi; Takasbank para piyasalarından son haftaya kadar çekilen 13 milyar liralık sıcak nakit ve sisteme yeni giren küçük kurbanların paraları, Kaya çiftinin elindeki hisseleri fahiş fiyattan (4.482 TL) satın almak ve onların zararsızca tüymelerini finanse etmek için kullanıldı. Hakiki bir soruşturma, bu 214 kişinin maskesini düşürmeyi gerektirirdi. Listenin Erdoğan’ın önünde olduğu söyleniyor ama açıklanmıyor. Neden?
İktidar, hesaplanan kazançların niteliğini, hangi işlemlerden kaynaklandığını ve haklarında somut usulsüzlük bulgusu bulunan kişi ve şirketleri hukuka uygun biçimde kamuoyunun bilgisine sunabilirdi. En temel soru şu: Kimler, hangi hisselerden, ne zaman, ne kadar kazandı?
“Vicdani muhasebe” yerine kanuni “iki katı” maddesi işletilmeliydi
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesindeki “etkin pişmanlık” kuralları, Fatma Betül Sayan Kaya’nın siyasi unvanına göre tamamen esnetildi. Kanunun açık hükmü gereği, bu usulsüz işlemlerden nemalananların yasal indirim alabilmesi için haksız kazancın tam iki katını cezai tazminat olarak doğrudan Hazine hesabına yatırması zorunluydu. Oysa Kaya çifti, ceza kanununu baypas ederek, 163 milyon liralık ana parayı ve haram-helal tartışması yaratan 147 milyon liralık mevduat faizini cebe indirip, sadece net kâr olan 1 milyar 860 milyon TL’yi TMSF’nin isteğe bağlı hesabına yatırdı. Tepkiler üzerine Kaya, dün yaptığı açıklamada faizi de almadığını, sadece ana parasını alarak diğer kısmı iade ettiğini söyledi.
Paranın izi sürülmeliydi!
Fonların hangi hisseleri, hangi tarihlerde ve hangi fiyatlardan aldığı; bu hisseleri kimlerden satın aldığı; olağanüstü yükselişlerden kimlerin yararlandığı tek tek incelenmeliydi. MKK, Takasbank, banka hesapları ve borsa emir kayıtları birlikte değerlendirilerek özellikle krizden hemen önce yapılan büyük satışların karşı tarafları belirlenmeliydi.
Bloomberg’in araştırmasında ortaya atılan, fonların birbirlerinin yatırımlarını satın alarak fiyatları yükselttiği ve şirket tahvilleri üzerinden finansman döngüleri oluşturduğu iddiaları da bağımsız bir mali incelemeye konu edilmeliydi. Yalnızca kimin para kazandığı değil, bu paranın hangi mekanizmayla kazanıldığı ve kimlere aktarıldığı da ortaya çıkarılmalıydı.
Takasbank ve Emlak Katılım’daki “birlikte hareket eden” bürokratlar yargılanmalıydı
Bakan Mehmet Şimşek’in Plan ve Bütçe Komisyonu’nda itiraf ettiği o “Yöneticiler, ortaklar ve birlikte hareket edenlerin kişisel mal varlıklarına başvurulacak!” sözü, Fatma Betül Sayan Kaya’nın milyarlık çıkışını fonlayan kamu görevlilerine uzanmalıydı. Bloomberg araştırmasında borsa müfettişlerinin üst amirlerine sunduğu ancak sümen altı edilen şüpheli işlem raporlarının hesabı sorulmalıydı.
Son haftaya kadar Tera’ya likidite sağlayan Takasbank yöneticileri ile batan şirketlerin enkazını kaldırmak için el altından 24 milyar TL kamu kaynağı aktaran Emlak Katılım yetkilileri derhal sanık sandalyesine oturtulmalıydı. YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın mecliste deşifre ettiği o gizli önergeyle, hırsızlığa yol veren bürokratlara “hukuki ve mali dokunulmazlık kalkanı” üretmek, doğrudan Kaya çiftini kurtaran dişlileri yargıdan kaçırma hamlesidir.
Kurum yöneticilerini derhal görevden uzaklaştırmalıydı
Fon vurgununda yalnızca milyarlarca liralık işlemleri gerçekleştirenlerin değil, bu işlemleri denetlemekle yükümlü kurumların yöneticilerinin de hesap vermesi gerekirdi.
Bloomberg’in araştırmasında, Borsa İstanbul denetçilerinin olağan dışı işlemleri üstlerine defalarca bildirdiği, bazı SPK yetkililerinin ise Tera’ya yönelik düzenlemeleri uygulamakta isteksiz davrandığı iddia edildi. Üstelik uyarıların bir bölümü vurgunun ortaya çıkmasından aylar, hatta yıllar önce yapılmıştı.
İktidarın atması gereken ilk adımlardan biri, başta SPK ve Borsa İstanbul olmak üzere denetim sorumluluğu bulunan kurumlardaki üst düzey yöneticiler hakkında derhal bağımsız soruşturma başlatmak ve ihmal şüphesi bulunanları soruşturma sonuçlanıncaya kadar görevden uzaklaştırmak olmalıydı.
Böylece hem kurum içi belgelerin ve denetim kayıtlarının korunması hem de sorumluluğu araştırılan yöneticilerin soruşturma süreçlerini etkilemesinin önlenmesi sağlanabilirdi. Ardından hangi uyarının, hangi tarihte, hangi yöneticiye ulaştığı; neden müdahale edilmediği ve kimlerin hangi kararlarla süreci geciktirdiği ortaya çıkarılmalıydı. İhmali tespit edilen yöneticiler görevden alınmalı, haklarında gerekli hukuki işlemler başlatılmalıydı.
Çünkü bu büyüklükte bir vurgunda yalnızca parayı alanların değil, yıllarca yapılan uyarılara rağmen görevini yerine getirmeyenlerin de hesap vermesi gerekir.
Medya karartması kaldırılmalı
Fatma Betül Sayan Kaya’nın rasyonaliteden uzak savcılık ifadeleri sızdığı an, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın jet hızıyla gazetecilere hapis tehdidi içeren “gizlilik ihlali” soruşturması açması ve komisyonla eş zamanlı olarak Halk TV’ye kayyum ataması tam bir sansür operasyonudur. Devlet gerçekleri gizlemek yerine şeffaflığı seçmeliydi.
Dahası, komisyonda bizzat itiraf edildiği üzere, fonların kasası boşaltıldığı için küçük yatırımcıya paralarının tamamı yerine “kısıtlı nakit oranında komik bir orantısal pay” dağıtıp vatandaşın parasına çökmek yerine; Kaya çiftinin cebe indirdiği o faizler de dahil tüm kişisel mal varlıklarına zorla el konulup 455 bin mağdurun alacakları eksiksiz tazmin edilmeliydi.
Meclis’te araştırma komisyonu kurulmalıydı
Muhalefetin araştırma komisyonu kurulması talebi reddedildi. Oysa böylesine büyük bir olayda TBMM’nin denetim yetkilerinin kullanılması gerekirdi. Kurulacak komisyon, siyasi partilerin eşit temsil edildiği, ilgili bakanları, SPK yöneticilerini, Borsa İstanbul yetkililerini ve soruşturmanın diğer muhataplarını dinleyebilen bir yapıya sahip olmalıydı. Yüz binlerce kişinin etkilendiği, milyarlarca liranın tartışma konusu olduğu bir dosyada Meclis’in bağımsız araştırma yürütmesi temel bir hesap verebilirlik adımı olurdu. Bu da yapılmadı!
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.














