Enes nereye koşuyor?

M. NEDİM HAZAR | YORUM
İfade etmeliyim ki zor bir yazı olacak benim için. Aslında yazı değil sonrasında gelen tepkiler canımı sıkacak muhtemelen. Yanlış anlaşılmasın yazıyı elbette ‘tepki çeksin, sansasyon olsun’ diye yazmıyorum ancak şüphesiz ki bu konuda ne yazarsan yaz behemehâl tepki gösterenler oluyor. Hatta hiçbir şey yazmadığın zamanlarda bile tepki göstermeyi milli bir spor olarak benimsediğimizin nicedir idrakindeyim. Dümdüz bir “Günaydın umut” yazdığımda bile “Tuzun kuru tabii, günaydın yazarsın aşağılık herif!” diye yazanları gördü bu gözler.
Hakikati söylemekten çekindiğimden filan da değil, samimiyetine ve kalbinin pırıl pırıllığına inandığım bir mümini kırmaktan çekinmekteyim. İş bu sebepten hayli dikkatli bir dil kullanacağımı da belirteyim.
Esasen bu konuda bir şeyler yazmayı da düşünmemekteydim. Muarızından kuyruk acısı olanına, çakal Ruşen’inden, sığ suların balığı Dücane’sine kadar topa girenleri (yok kırmamak istediğim mümin derken bu güruhu kastetmedim elbette!) görünce birkaç kelam etmek zaruri oldu.
Evet konumuz Enes Kanter…
“Bende 14 yaşında masum bir çobanın kalbi var.” demişti korku romanlarının büyük ustası Stephen king bir röportajında. Sonra eklemişti hınzırca: “Masamın üzerindeki kavanozun içinde duruyor!”
Dolayısıyla sadece temiz kalbin, bazı şeyler için yeterli olmadığı, meseleyi ihata eden bir perspektifte bakmadıktan sonra, sadece niyetle yaptıklarımızın ve söylediklerimizin çok bir anlam ifade etmediğini hatırlatmak isterim.
Özellikle 15 Temmuz tiyatrosunun ilk üç yılında Cemaat adına en çok zulüm görenlerden biriydi NBA oyuncusu Enes Kanter. İpini koparmış hırsız ve zalim bir iktidar özellikle Gülen Hareketi’ne ait olduklarını düşündükleri bu tür önemli marka isimlere hassaten saldırıyordu ve zulmediyordu.
Enes’in o dönemki haysiyetli duruşuna hep gıpta ile baktım.
Enes’in başarılı her performansı saray güruhunun öylesine zoruna gidiyordu ki, maçları yayınlayan Acun’un kanalı bile hayli zor durumda kalıyordu. Düşünsenize, NBA finallerini yayınlayacaksınız, canlı yayında oynayan bur basketbolcunun ismini bile anmayacaksınız, hatta görüntüsünü bile vermeyeceksiniz!
Çok zor iş…
Allah var Enes Kanter, tam da bu dönemde kariyerinin zirvesini yaşıyordu. Hem takım hem de bireysel olarak başarıdan başarıya koşuyordu. Ne ki sadece basketbol oynamak yetmiyordu Enes’e…
Konuşuyordu, hem de çok konuşuyordu…
Bir sporcunun konuşmamasını istemek elbette saçmalık, bunun farkındayım. Ancak sporcu, gerçek işinden daha çok konuşmaya başlamışsa ve bu konuşmalarda bir ayar, mantık süzgeci, ölçü, üslup filan yoksa, yani her konuşmasında birkaç kafa göz yarmaya başlamışsa, problem var demekti.
Enes’in 14 yaşındaki bir çocuk kalbine sahip olduğunu düşünüyorum. Gerçekten çok saf ve temiz… Ancak bu temizlik ve saflık yaptığı konuşmaları mazur gösterecek şeyler olamazdı. Ki nitekim Kanter, bu ölçüsüz ve dengesiz konuşmalarının ilk bedelini kendisi ödedi ve belki de sportif kariyerini en önemli zamanında noktalamak zorunda kaldı.

Daha önce kaç kez yazdım sayısını unuttum inanın.
Bir sosyal gruba, cemaate, tarikata, derneğe, hatta siyasi partiye gönül vermek ayrı, o kurum, kuruluş, topluluk adına hareket etmek ayrı.
Cemaati seven bir sporcu ile cemaatin sporcusu kavramının farklılığını ayrıca size tekrardan izah etmenin anlamsızlığına inanıyorum.
Eminim Kanter hiçbir zaman cemaat adına hareket ettiğini, onun sözcüsü filan olduğunu söylememiş hatta bunun aksini ifade etmiştir.
Ancak fiiliyatta algı böyle olmuyor.

Genellikle Türk yarı aydınları da dahil, bu meseleyi böyle algılamadığı gibi Cemaat’e kan davası güdenler, nefret kusanlar, ayağının tökezlenmesini gözetleyenler için radarlarını açıp pusuya yatanların sayısı hiç de az değil.
Nitekim öyle de oldu.
Siyaset, konuşmayı bilmekten ziyade susmayı bilme sanatı da aynı zamanda. Bir şeyi doğru ifade etmek, söyledikleriniz doğru olduğunda bile çok önemli. Kaldı ki Enes Kanter’in saray rejiminin hedefi olmasından sonra bazı yaptıkları ve söyledikleri var ki, değil savunmak, sadece söyleniş tarzıyla bile eleştiriyi hak etti ve ediyor.
İşte ABD ara seçimler öncesinde yaşananlar.
Trump gibi bir isme kalben muhabbet bağlamak bile ciddi bir vebal iken kalkıp, “Demokrat Parti’ye oy verip aynı zamanda Müslüman olamazsınız. Savundukları değerler İslam inancıyla örtüşmüyor.” şeklinde konuşmanın savunulacak bir tarafı olamaz elbette.
Şunu çok iyi anlıyorum; evet belli ki Enes, profesyonel spor kariyerinden sonra kendisine bir siyasi kariyer planı yapmış. Ve muhtemelen Cumhuriyetçilerle beraber hareket edip belki de gelecek seçimlerde bu partiden seçilmeyi filan düşünüyor.
İma ettiğine bakılırsa bu fikrini Merhum Gülen’e de açmış ve onun onayını da almış gibi. Buna elbette kimse itiraz edemez. Siyasi kariyerinizi planlarken fikrine güvendiğiniz, inandığınız kişilerden görüş ve hatta onay almaya kimse bir şey diyemez.
Ancak bunu kalkıp bir inanç meselesine çevirirseniz orada ciddi bir sorun var demektir. Ve belli ki Enes Kanter’in etrafında bu saçma genellemenin yanlışlığına dair uyaranları pek yok.
Yukarıdaki röportaj sonrasında tam da beklediğim gelişmeler oldu. Başta kerameti kendinden menkul muarızlar olmak üzere topa girerek, cemaate yüklenenler birbiri peşi sıra ortaya atıldılar. Tek tek isim yazmaya gerek yok siz biliyorsunuz kimler olduklarını.
Ve sonrasında ikinci halka geldi Ruşen Çakır gibi yeminli cemaat düşmanları ve Dücane Cündioğlu gibi, zalim muktedire gıkını çıkaramayıp zulüm gören cemaate saydırmayı entellik zanneden bahtsızlara kadar.
Bir de şöyle bir grup var ki enteresan; Enes’in bu görüşlerine katılmadığınızı ifade etmenizi ilanen isteyenler.
Çok enteresan bir fiili durumla karşı karşıyayız. Bir süre önce densizin biri Zaman Gazetesi baskınında benim olmadığımı ile sürerek, “Neredeydin?” filan türünden hesap sormaya filan kalkışmıştı. Elbette doğru değil ama ciddiye alıp cevap vermeye dahi gerek görmezken, bazı şahitler o gün orada olduğumu söyleyince, “O zaman bir fotoğraf atsın inanalım!” gibi öğrenci velisi edasına bürünmüştü.
Şu hadsizliğe bakar mısınız?
Bir dolu boş beleş insan saatlerce sohbet odalarına girip lak lak yapıyor ve sizden hesap soruyor!
Enes Kanter’e dönecek olursak… Aslında önünde şahane bir örnek var: El Sayeed…
Sadece rakibini değil, rakibiyle iş birliği yapan kendi partidaşını bile alt edecek bir siyasi zekaya sahip bir siyasi figür. Ve Enes’in iddia ettiğinin aksine, bir Müslüman’ın sadece Cumhuriyetçilerle değil, demokratlarla da siyaset yapabileceğini gösterdi. Dahası Cumhuriyetçilerin lideri Trump neredeyse her gün El Sayeed ve inancını aşağılayan, alaya alan sözler sarfetti kampanya boyunca.
Bence Enes’in ciddi anlamda kendini ifade etme sıkıntısı var.
Temiz kalbi ve masumiyeti de bu sıkıntıya eklenince ortaya başta kendi kendine zarar vermek olmak üzere, çoğu zaman bir çuval inciri berbat edecek sözler sarf edebiliyor.
Bu yazı ne Enes’i aklamak ne de taşlamak için yazıldı sevgili okur.
Ama dostuyla düşmanıyla, kinlisi ve hinlisiyle, sinsisi ve alçağıyla cem-i cümle alemin linçe giriştiği bir dönemde ne yazılırsa yazılsın anlamsız ve mebzul miktarda tepki göreceğinin bilinciyle yazıldı.
Böyleyken böyle…
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.
