Washington’da seçim, Ortadoğu’da savaş alarmı: Trump ne planlıyor?

Washington’da seçim, Ortadoğu’da savaş alarmı: Trump ne planlıyor?

ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ 

Üç Kasım ara seçimlerine günler kala Başkan Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin en kritik siyasi sınavlarından biriyle karşı karşıya. Anketler Cumhuriyetçiler için ciddi bir uyarı niteliğinde. Washington’da ise seçimlerin hemen ardından İran’a yönelik yeni bir askerî operasyon ihtimali konuşuluyor. Trump’ın Erdoğan’la artan telefon diplomasisi ve Türkiye’nin dahil olduğu Mekke savunma ittifakı, Amerikan iç siyasetiyle Ortadoğu’daki güç mücadelesinin giderek iç içe geçtiği bir döneme denk geliyor.

Washington’da son günlerde iki ayrı gündem varmış gibi görünüyor. Capitol Hill’de 3 Kasım seçimlerinin hesabı yapılıyor. Pentagon’da ise İran’a yönelik yeni askerî seçenekler değerlendiriliyor. Oysa bu iki gündem birbirinden bağımsız değil. Trump’ın seçimlerden nasıl çıkacağı, İran savaşında ne kadar ileri gidebileceğini; savaşta atacağı adımlar da başkanlığının kalan iki yılındaki siyasi gücünü etkileyebilir.

Amerikan ara seçimleri genellikle görevdeki başkanın performansına ilişkin bir referandum olarak görülür. Bu kez mesele biraz daha büyük. Trump’ın ikinci döneminin geri kalanında Kongre ile çalışarak mı yoksa Kongre’ye karşı mücadele ederek mi ülkeyi yöneteceği belli olacak. Üstelik seçim takvimi, Ortadoğu’da yeni bir askerî tırmanmanın tartışıldığı döneme rastlıyor.

Sandıkta Trump için tehlike çanları

26 Ekim’de tamamlanan Reuters/Ipsos araştırması, Beyaz Saray açısından kaygı verici bir tablo ortaya koyuyor. Trump’ın görevini onaylayanların oranı yüzde 32’ye gerilemiş durumda. Kayıtlı seçmenlerin yüzde 47’si Kongre seçimlerinde Demokratları, yüzde 36’sı Cumhuriyetçileri destekleyeceğini söylüyor.

Anketin Trump açısından daha önemli sonucu, seçmenin ekonomik memnuniyetsizliği. Amerikalıların yüzde 73’ü ekonomi politikalarını onaylamıyor. Ekonomi yönetiminde Demokratları tercih edenlerin oranı Cumhuriyetçilerin önünde. Üstelik Demokrat seçmenlerin sandığa gitme isteği de Cumhuriyetçilerden belirgin biçimde yüksek.

Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasında en önemli faktörlerden biri ekonomiydi. Seçmene enflasyonu düşürme, refahı artırma ve Amerika’yı maliyetli dış müdahalelerden uzak tutma sözü vermişti. Bugün ise yüksek fiyatlar ve İran savaşının enerji piyasalarına yansıyan maliyeti, yönetimin en önemli siyasi sorunları arasında.

Ortadoğu’daki çatışmanın Amerikan iç siyasetine etkisi artık soyut bir dış politika tartışması değil. Petrol fiyatları yükseldiğinde bunun karşılığı benzin istasyonlarında görülüyor. Enerji maliyetleri arttığında ulaşım, üretim ve tüketici fiyatları da etkileniyor. Trump’ın İran politikası, seçmenin günlük ekonomik kaygılarından ayrı değerlendirilemiyor.

Demokratların Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde edebileceği bir seçim haritası oluşmuş durumda. Senato’da ise yarışların sonucu eyalet bazındaki dengelere bağlı. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisini kaybetmesi, Trump’ın Beyaz Saray’daki yetkilerini ortadan kaldırmayacak. Ancak başkanlığının kalan iki yılında karşılaşacağı siyasi ve hukuki denetimi önemli ölçüde artıracak.

Demokratların kontrolündeki bir Meclis, yönetimin bütçesini daha sıkı inceleyebilir, üst düzey yetkilileri Kongre komisyonlarında ifade vermeye çağırabilir ve İran savaşı dahil birçok konuda soruşturma başlatabilir. Senato’nun da el değiştirmesi halinde Trump’ın üst düzey atamaları ve federal yargı adayları üzerindeki hareket alanı daralabilir.

Brookings Institution uzmanlarından William Galston, Demokratların Meclisi kazanması halinde Kongre soruşturmalarının önem kazanacağına dikkat çekiyor. Michael O’Hanlon ise dış politikada asıl etkinin savaş kararlarını doğrudan durdurmaktan çok, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisinden gelebileceğini vurguluyor.

Bu ayrım önemli. Amerikan başkanları dış politikada geniş yürütme yetkilerine sahip. Ancak askerî operasyonların sürdürülmesi, finansmanı ve siyasi meşruiyeti bakımından Kongre’yi tamamen devre dışı bırakmak mümkün değil.

İran savaşı neden seçim sonrasına erteleniyor?

Washington’daki en kritik tartışma, Trump’ın seçimlerin ardından İran’a yönelik yeni bir askerî operasyon başlatıp başlatmayacağı.

Başkanın son haftalardaki açıklamaları bu ihtimali güçlendirdi. Trump, 8 Ekim’de seçimlerden önce İran’a yeni bir saldırı düzenlenmeyeceğini duyurdu. Gerekçe olarak Tahran’la devam eden diplomatik temasları gösterdi. Ancak 23 Ekim’de Florida’daki mitinginde yeniden askerî operasyon ihtimalinden söz etti.

Reuters’ın yönetim içindeki kaynaklara dayandırdığı haberler, Beyaz Saray’da seçim öncesinde İran cephesindeki gerilimin mümkün olduğunca kontrol altında tutulmasını isteyen isimler bulunduğunu ortaya koydu. Seçim sonrasında daha kapsamlı saldırılar düzenlenmesi seçeneği değerlendiriliyordu.

28 Ekim’de Associated Press’in yayımladığı haber ise tartışmayı daha ileri taşıdı. Habere göre Washington, bölgedeki bazı müttefiklerini seçimlerden sonra İran’a yönelik saldırıların yeniden başlayabileceği konusunda uyarmıştı. Diplomatik kaynaklar, İran’ın enerji tesisleri ve kritik altyapıya yönelik misilleme ihtimalinin de değerlendirildiğini aktarıyordu.

Bütün bunlar savaş kararının kesinleştiği anlamına gelmiyor. Pentagon’un farklı askerî senaryolar hazırlaması olağan. Ancak başkanın açıklamaları, askerî hazırlıklar ve müttefiklere iletildiği bildirilen uyarılar, seçim sonrası tırmanmanın ciddi bir seçenek olarak değerlendirildiğini gösteriyor.

Burada zamanlama dikkat çekici…

Amerikalılar 3 Kasım’da sandığa gidecek, ancak yeni Kongre 3 Ocak 2027’de göreve başlayacak. Arada yaklaşık iki aylık bir dönem bulunuyor. Trump bu süre içinde askerî bir karar alırsa, seçmenlerin belirlediği yeni Kongre dengeleri henüz yürürlüğe girmemiş olacak.

Bu durum başkanın denetimsiz kalacağı anlamına gelmiyor. Mevcut Kongre görevine devam edecek. Ancak seçimin siyasi sonucu ile yeni Kongre’nin anayasal yetkilerini kullanmaya başlaması arasında önemli bir zaman farkı var.

Seçim sonrasında İran’a yönelik operasyon ihtimalinin Washington’da bu kadar dikkatle izlenmesinin nedenlerinden biri de bu.

Chris Murphy: “Planları çılgınca”

İran tartışmasının en dikkat çekici açıklamalarından biri Demokrat Connecticut Senatörü Chris Murphy’den geldi. Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Murphy, Suudi Arabistan ve Katar ziyaretlerinin ardından Washington’daki Middle East Institute’ta yaptığı konuşmada, Trump yönetiminin İran’a yönelik muhtemel yeni operasyon planları hakkında kapalı toplantılarda bilgi aldığını anlattı.

Murphy, yetkililerle savaşın yeniden başlaması halinde nasıl bir plan uygulanacağını ayrıntılı biçimde görüştüğünü belirttikten sonra şu ifadeyi kullandı: “Planları çılgınca.”

Senatör, yönetimin tasarladığı operasyonun çatışmayı ağır biçimde tırmandırabileceğini, Amerikan güvenlik çıkarlarına zarar verebileceğini ve kısa süreli bir müdahale olarak sunulan harekâtın uzun bir savaşa dönüşebileceğini savundu.

Murphy’nin özellikle üzerinde durduğu konu, bölgedeki Amerikan askerlerinin ve diplomatik personelinin güvenliğiydi. İran’ın yeni saldırılara karşılık vereceğini açıkça söylediğini hatırlatan senatör, Amerikan personelinin olası misillemelere karşı yeterince korunabileceğinden emin olmadığını belirtti.

Bu uyarının arkasında somut bir askerî gerçeklik var. İran’a yönelik yeni bir bombardımanın sonuçları İran sınırlarıyla sınırlı kalmayabilir. Körfez’deki Amerikan üsleri, Suudi Arabistan’ın enerji tesisleri, limanlar ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı da hedef haline gelebilir.

Washington merkezli Center for Strategic and International Studies’in (CSIS) Körfez enerji altyapısına ilişkin değerlendirmeleri, İran’ın enerji üretimi ve deniz ticareti üzerindeki baskı kapasitesinin çatışmanın ekonomik etkilerini büyütebileceğine dikkat çekiyor.

Murphy’nin sözleri, gizli askerî planın bütün ayrıntılarını bildiğimiz anlamına gelmiyor. Senatör, yönetimin politikalarını eleştiren Demokrat bir siyasetçi. Ancak kapalı bilgilendirmelerde öğrendiklerine dayanarak yaptığı uyarı, Kongre’de savaşın geleceğine ilişkin tartışmanın ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Murphy ayrıca Kongre’nin savaş üzerindeki anayasal yetkilerinin yeterince kullanılmadığını savunuyor. Yeni bir Kongre çoğunluğunun, askerî operasyonların finansmanını sınırlandırmak için bütçe yetkisini kullanabileceğini belirtiyor.

Bu da İran savaşını doğrudan 3 Kasım seçimlerine bağlıyor.

Trump’ın önündeki seçenekler

Council on Foreign Relations’ın kıdemli uzmanlarından James M. Lindsay, Trump’ın İran konusunda üç temel seçeneği bulunduğunu belirtiyor: Askerî baskıyı artırmak, diplomatik çözüm aramak veya mevcut durumu koruyarak beklemek.

Her seçeneğin ciddi maliyetleri var.

Yeni bir askerî operasyon, İran yönetimini Washington’un taleplerini kabul etmeye zorlamak amacıyla kullanılabilir. Ancak önceki saldırıların Tahran’ın tutumunda istenen değişikliği sağlayamamış olması, daha büyük bir operasyonun hangi siyasi sonucu doğuracağı sorusunu gündeme getiriyor.

Diplomatik müzakere, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ticarete açılması ve bölgesel gerilimin azaltılması için bir çıkış sağlayabilir. Fakat Washington ile Tahran’ın talepleri arasındaki mesafe, kısa vadede kapsamlı bir anlaşmayı zorlaştırıyor.

Üçüncü seçenek, mevcut askerî baskıyı sürdürürken yeni ve büyük çaplı bir operasyonu ertelemek. Bu yaklaşım kısa vadede çatışmanın genişlemesini önleyebilir. Buna karşılık savaşın ekonomik maliyetleri ve bölgedeki belirsizlik devam eder.

Trump’ın siyasi hesabını karmaşıklaştıran da bu tablo.

Başkan, İran’a karşı daha sert davranarak ‘kararlı lider’ görüntüsü vermek isteyebilir. Ancak savaşın genişlemesi petrol fiyatlarını yeniden yükseltir ve Amerikan kayıplarını artırırsa, iç politikada daha büyük bir baskıyla karşılaşabilir.

Amerikan siyasi tarihinde dış krizlerin başkanların kamuoyu desteğini geçici olarak artırdığı örnekler var. Fakat İran’daki durum farklı. Yeni bir savaşın başlangıcından değil, aylardır devam eden ve ekonomik sonuçları seçmen tarafından hissedilen bir çatışmanın daha da genişlemesinden söz ediliyor.

Trump açısından askerî başarı ile siyasi başarı aynı şey olmayabilir.

Erdoğan’la telefon diplomasisinin perde arkası

Washington’daki İran tartışması sürerken Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki telefon diplomasisi de hızlandı.

28 ve 29 Ekim’de gerçekleşen görüşmelerde İran savaşı, Hürmüz Boğazı, Yemen ve bölgesel güvenlik meseleleri öne çıktı. Ankara’nın açıklamasına göre Erdoğan, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la oluşturduğu Mekke Savunma İttifakı’na da değindi.

Görüşmelerin içeriğine ilişkin kamuoyuna açıklanan bilgiler sınırlı. Dolayısıyla telefon diplomasisini doğrudan yeni bir Amerikan askerî operasyonunun hazırlığı olarak yorumlamak için yeterli kanıt bulunmuyor.

Ancak zamanlama ve gündem, Ankara’nın bölgesel denklemdeki önemini gösteriyor.

Türkiye, NATO üyesi olmasının yanında İran’la komşu, Suudi Arabistan’la yakın ilişkiler geliştiren ve bölgedeki farklı aktörlerle diplomatik temas kurabilen bir ülke. Washington’un İran politikasında atacağı adımlar, Türkiye’nin güvenliğini, enerji tedarikini ve bölgesel ilişkilerini doğrudan etkileyebilir.

Bu nedenle Trump ile Erdoğan arasındaki görüşmelerin yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı kalmadığı anlaşılıyor. Ankara, Ortadoğu’daki yeni güvenlik düzeninin şekillenmesinde söz sahibi olmak istiyor. Washington ise Türkiye’nin bölgesel bağlantılarını ve diplomatik kapasitesini dikkate almak durumunda.

Bununla birlikte Türkiye’nin yeni bir Amerikan operasyonuna askerî destek vermeyi kabul ettiği veya üslerini böyle bir harekât için açtığı yönünde doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.

Mekke Anlaşması ne anlama geliyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu dönemde ayrıca önem kazandı.

Ağustos ayında imzalanan 16 maddelik anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yönelik saldırı olarak değerlendirilmesini öngörüyor. İstihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar, savunma sanayii işbirliği ve teknoloji transferi de anlaşmanın kapsamına giriyor.

27 Ekim’de TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen metnin yürürlüğe girmesi için diğer onay aşamalarının tamamlanması gerekiyor.

Ankara, ittifakın savunma amaçlı olduğunu, İran’a karşı kurulmadığını ve Türkiye’nin Yemen’de Husilere karşı savaşa katılması anlamına gelmediğini belirtiyor. Muhalefet ise anlaşmanın Türkiye’yi kendi doğrudan güvenlik çıkarları dışındaki çatışmalara sürükleyebileceği endişesini dile getiriyor.

Mekke Anlaşması’nı yalnızca Türkiye’nin dış politika tercihi olarak değerlendirmek eksik olur. İttifak, Körfez’deki daha geniş bir güvenlik arayışının parçası.

Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri, Amerikan askerî varlığına ve güvenlik garantilerine uzun yıllardır bağımlı. Ancak İran savaşı ve Körfez’deki saldırılar, bu garantilerin yeterliliği konusunda yeni sorular ortaya çıkardı. Bölge ülkeleri bir yandan Washington’la ilişkilerini korurken diğer yandan kendi aralarında alternatif savunma mekanizmaları geliştirmeye çalışıyor.

Murphy’nin Middle East Institute’taki değerlendirmelerinde de bu değişimin izleri vardı. Senatör, Körfez ülkelerinin Amerikan güvenlik şemsiyesine duyduğu güvenin sorgulandığını, Suudi Arabistan’ın İran’la doğrudan temaslarının önem kazandığını anlattı.

Mekke Anlaşması bu açıdan yalnızca askerî bir ortaklık değil, Ortadoğu’da değişen güvenlik algısının da göstergesi.

Türkiye içinse anlaşmanın iki farklı sonucu olabilir. Ankara, bölgesel diplomasi ve savunma işbirliğinde daha etkili bir aktör haline gelebilir. Fakat Suudi Arabistan’a yönelik yeni saldırılar, kolektif savunma yükümlülüklerinin kapsamına ilişkin zor soruları gündeme getirebilir.

Bu nedenle Erdoğan’ın Washington ve Tahran arasında kurmaya çalıştığı denge, önümüzdeki dönemde daha hassas hale gelebilir.

Seçimden sonraki iki ay neden kritik?

Washington’daki siyasi hesaplar ile Ortadoğu’daki askerî gelişmelerin kesiştiği nokta, 3 Kasım’dan sonraki dönem.

Cumhuriyetçiler Kongre’nin iki kanadını da korursa, Trump yasama gündemini sürdürmek için daha elverişli bir siyasi ortam bulabilir. İran konusunda askerî baskıyı artırma veya diplomatik müzakere yürütme seçeneklerini mevcut Kongre dengeleri içinde değerlendirebilir.

Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanması halinde ise Beyaz Saray üzerindeki denetim artacak. İran savaşının maliyeti, askerî operasyonların hukuki dayanağı ve yönetimin karar alma süreçleri Kongre soruşturmalarının konusu haline gelebilir.

Demokratların Senato’da da çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın atama ve yasama süreçlerini daha da zorlaştırabilir.

Ancak bütün bu ihtimallerin kurumsal sonuçları 3 Ocak’ta ortaya çıkacak. Seçimlerden yeni Kongre’nin göreve başlamasına kadar geçen sürede Trump, mevcut başkanlık yetkilerini kullanmaya devam edecek.

İran’a yönelik yeni bir operasyonun bu dönemde gündeme gelmesi, yalnızca askerî değil, siyasi ve anayasal tartışmaları da beraberinde getirebilir.

Başkanın böyle bir kararı neden aldığı, Kongre’nin hangi ölçüde bilgilendirildiği, savaşın hedeflerinin ne olduğu ve operasyonların ne kadar süreceği daha yüksek sesle sorulacaktır.

Trump’ın İran savaşını genişleterek iç politikadaki sorunlarından uzaklaşmaya çalışacağı yönünde yorumlar yapılabilir. Ancak böyle bir niyeti doğrulayan somut kanıt olmadan, askerî kararları yalnızca seçim hesabıyla açıklamak doğru olmaz. İran’ın bölgesel faaliyetleri, Amerikan askerî hedefleri, müttefiklerin güvenliği ve diplomatik müzakerelerin seyri de karar üzerinde etkili olacaktır.

Bununla birlikte, savaşın zamanlamasının siyasi sonuçları da inkâr edilemez.

Trump’ın asıl açmazı

Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin bu aşamasında birbirini zorlaştıran iki hedefle karşı karşıya. Bir yandan İran karşısında Amerikan gücünü göstermek, bölgesel müttefiklerine güven vermek ve Washington’un taleplerini kabul ettirmek istiyor. Diğer yandan savaşın ekonomik maliyetini sınırlamak, Amerikan kayıplarını önlemek ve seçmenlerin hayat pahalılığı konusundaki tepkisini azaltmak zorunda.

Bu hedeflerin aynı anda gerçekleştirilmesi kolay değil…

İran’a yönelik yeni bir operasyon Tahran’ın tutumunu değiştirmezse Washington daha büyük bir askerî müdahale baskısıyla karşılaşabilir. İran’ın Körfez’deki enerji tesislerine veya Amerikan üslerine misillemesi ise çatışmayı genişletebilir.

Buna karşılık diplomatik çözüm arayışı, Trump’a savaşı büyütmeden sonuç alma imkânı sağlayabilir. Ancak böyle bir anlaşmanın hangi koşullarda mümkün olacağı belirsiz.

İran dosyasındaki temel sorun, Amerikan ordusunun yeni bir saldırı düzenleyip düzenleyemeyeceği değil. Washington’un askerî gücü kullanarak hangi siyasi sonuca ulaşabileceği.

Trump’ın önündeki asıl sınav da burada…

3 Kasım’da Amerikalılar Kongre’nin yeni bileşimini belirleyecek. Sandıktan çıkacak sonuç, Beyaz Saray’ın iç politikadaki hareket alanını yeniden şekillendirecek. İran konusunda alınacak kararlar ise yalnızca Trump’ın başkanlığının kalan iki yılını değil, Ortadoğu’daki güvenlik düzenini de etkileyebilir.

Washington’da seçim hesapları yapılırken Ankara, Riyad ve Tahran’ın aynı gelişmeleri yakından izlemesinin nedeni bu. Trump’ın önünde artık yalnızca bir seçim hesabı yok. Savaşın askerî hedefleriyle siyasi maliyetleri arasında giderek daralan bir hareket alanı var.

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

Yorum Yap