“Onlar sanıyorlar ki…”

“Onlar sanıyorlar ki…”

NECİP F. BAHADIR | YORUM

O cümleleri İBB davasında tutuklu yargılanan Ekrem İmamoğlu da kullandı. BM’den sonra Silivri’de mahkeme salonunda yankılandı. O salonda değildim. Malum, çok uzaklardayım. Haberlerde okudum… Eğer eksik yazılmadıysa, İmamoğlu ‘alıntı’ yaparken kaynağını belirtmemiş, isim vermemiş. “Bu sözleri tekrar edeceğim!” diyerek ifade etmiş. İnternette gördüm, daha önce de o cümleleri sosyal medyada paylaşmışlığı var. Erdoğan da çok sık kullandı. En son BM Genel Kurulu’nda dile getirdi. Adını da söyledi orada. 

Ben ne zaman okudum? 

Zihnimi yokluyorum, 1990’lı yıllardan beri hafızamda… Hemen ezberledim. Çok kez dost sohbetlerinde adını vererek tekrarladığımı hatırlıyorum. Ben öteden beri Sezai Karakoç hayranıyım. Lise yıllarına kadar gider. Zor anlardım, ama kitaplarını elimden bırakamazdım. Edebi lezzeti onun yazdıklarından tattım ilk kez. Yazı ve edebiyat dünyasına onunla girdim. Kendisini bir ‘üstad’ olarak belledim. O sadece bir edebiyatçı değil bir ‘fikir adamıydı’ aynı zamanda… 

“Eylemde yoktu!’ diyeceğim ama yazı da bir eylem… Düşüncelerini hayata geçirmek için hiç harekete geçmedi değil, teşebbüs etti, siyasi parti kurdu; Diriliş Partisi… Bizzat kendisinden duydum. “Yarın Allah hesap gününde ‘Yazdıklarını eyleme dönüştürmek için ne yaptın?’ diye sorarsa…” demişti; “Parti kurdum ama millet destek vermedi, derim…” 

Diriliş bir tabela partisi olmaktan öteye geçemedi. Ülke çapında örgütlenemedi. Siyasal İslamcılar bir ara “Bizi engellemek için İsrail kurdurdu!” falan da dedi. Kitaplarını okuyanlar bile oy vermedi.

Herkesin diline pelesenk olan ‘onlar sanıyor ki…’ sözleri bir şiir değil. Ama şiir kadar güzel bir metin. Sezai Karakoç’un ‘Çağ ve İlham’ kitabının içindeki ‘Hakikat ve Serap’ isimli makaleden alıntı. Yayın tarihi çok eski; 1970’li yıllar… Kitap ‘Diriliş Dergisi’nde yayınlanan yazılardan oluştu. Bir bakıma bir ‘köşe yazısı’ sayılır. Sezai Karakoç günlük siyasete ve gidişata ilişkin yazılar da kaleme aldı.

Talan ve soygun dönemi!

Önce o cümleleri Ekrem İmamoğlu’nun savunmasından okuyalım. “Bu sözleri tekrar edeceğim…” kaydını düştükten sonra mahkeme heyetine dönerek, “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Oysa biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Oysa bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar…” dedi. 

Erdoğan’dan duymak istemesem de, BM’de Filistin ve Gazze bağlamında kullandığı için ağzında pek iğreti durmadığı söylenebilir. Fakat siyasetine ve duruşuna uygun değil bu sözler… O zulmün, haksızlığın mimarı… Mazlum ve masum sınıfında değil. Dünün mazlumuydu ama bugünün zalimi… Ve zulümde seleflerini aştı. Firavun ve Nemrutlarla yarıştı. Sadece zulüm de değil, devr-i iktidarı ‘talan dönemi’ oldu.      

O kısa, özlü ve vurucu metin kabul etmek lazım ki İmamoğlu’nun ağzında daha şık durdu. Yargılanıyor olsa da koltuğunu yitirmesi ve mahpusluğunun asıl nedeni Erdoğan’ın rakibi olmasıydı. İstanbul’da Erdoğan’ı üst üste birkaç kez yenmesiydi. Erdoğan önce diplomasını iptal ettirdi sonra Silivri’ye gönderdi. Seçimde rakibi olmasını istemedi ve yargıyı harekete geçirdi. Olayın özü bu… 

İmamoğlu’nun ‘savunması’ çok uzun sürdü. Tamamını olmasa bile parça parça okudum. Kitap yapmak istedi. Fakat yargı ‘yayınlanmasını’ yasakladı. Savunması başlı başına yazı konusu olur. 

Bir çığlık çünkü o… Mahkeme salonunun dışına taşmalı. Ama artık ne medya kaldı ne başka muhalif kanal… İmamoğlu ve arkadaşları TRT’den canlı yayınlanmasını istemişti. MHP lideri Bahçeli de ‘destek’ vermişti. Erdoğan, kapıyı kapatmamasına rağmen bu talep yaşama geçmedi. İmamoğlu’nun sesi alabildiğine kısıldı. Duruşmaya çıkacağı sırada Halk TV susturuldu. AKP yönetimine el koydu. Başına kukla bir kayyım atadı. Ve kanalı öldürdü. 

Devriniz bitti!

İmamoğlu’nun birkaç gün süren savunmasında son cümleleri şöyleydi; “Buradan söylüyorum: Devriniz bitmiştir. Türkiye geçmişte de ‘ara dönemler’ yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ‘ara dönem’ olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış, uzatmaları oynayan; zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış bir ara dönem… Enerjisi tükenmiş. Artık çevrenizde olup biteni göremiyor, fark edemiyorsunuz. Küçük bir grubun yönlendirmesiyle, yalnızca onlardan aldığınız haberlere dayanarak kararlar veriyorsunuz…” 

AKP’nin devri iktidarı bir ‘ara dönem’ mi? 

Olağanüstü bir dönem olduğu doğru… Ama ara dönemler kısa sürer. AKP’nin iktidar yılları çok uzun sürdü. Olağanüstülükte ‘ara dönemleri’ bile arattı. Bu yönüyle İmamoğlu’nun söylediği doğru… Öncesi ve sonrasının olmayacağı bir ‘ara dönem’ olarak siyasi tarihteki yerini alacak. Benim kanaatim de o yönde. 

AKP’nin devri iktidarının lanetle anılacağına ben de eminim. Kim karanlığa sahip çıkar? 

İmamoğlu’nun savunmasında da o metni görünce Sezai Karakoç’un hakkını teslim etmek istedim. Okuyan, duyan bilsin… Papağan gibi tekrarlamasın. Kaynağından öğrensin… Açıp metnin tamamını okusun. Sadece işine gelen bölümle yetinmesin. Şairler öyle metin yazarlar ki on yıllar sonra bile anlamını ve tazeliğini korur. Karakoç bu işin üstadı… 1970’li yıllarda bir makale yazdı, 2000’li yıllarda Erdoğan da, İmamoğlu da onun sözlerini ‘konuşmasına ve politikasına sermaye’ yaptı. 

Karakoç yazısının üçüncü paragrafında “Onlar sanıyorlar ki…” diye anlatmayı sürdürür; “Bir Amerikan (kapitalizm), bir Rus (marksizm) gerçeği var ve bunların dışında başka hiçbir gerçek yok. Bütün mesele bunlardan birini seçmekte! Birinden birini seçenin öbürünü ortadan kaldırmakla huzura ereceğine ve artık insanlığın sonuna kadar hep böyle gideceğine inanıyorlar. Ne aldanış! Halbuki, Rus gerçeği de, Amerikan gerçeği de, kapitalizm de, sosyalizm de, bir gün rüzgârın önüne katılan bulutlar gibi tarihin toz dumanı içinde kaybolup giderler. Fakat insanlığın ruhundaki bu kutuplaşma bitmez. Onları huzursuz eden, bu kutupların varlığından çok, bu kutupların varoluşuna yol açan iç dünya yıkıntımızdır. İnsanlığın iç dünya yıkıntısı…” 

Komünizm tarihe karıştı. Rus gerçeği ortadan kalktı. Dünya ve insanlık farklı arayışlara girdi. Karakoç’un yazısının finali ise şöyle; “Hakikat aşınmaz. İpekten yumuşaktır hakikat, ama çelikten de, elmastan da, platinden de serttir. Onların aşındırmak uğruna yaptıkları, sonunda hakikatın daha iyi ortaya çıkmasına yarayacaktır. Ve hakikat erlerinin çalışmalarına Allah’ın verdiği zafer bir gün gerçekleşir, ölüm ve batım günleri sona erer, Diriliş günü gelir…” 

Evet, o günler pek uzakta değil. AKP ‘ara dönemi’ veya tarihin ‘yalancı baharı’ son demlerinde… 

Yine Karakoç’tan uyarlayarak söylemek gerekirse AKP ‘dava için para kazanmaya giden adamların partisiydi’ ama hiçbiri eve geri dönmedi, dünya nimetleri içinde kaybolup gitti, bugün elde ne dava kaldı, ne de yarın paraları kalacak. Arkalarına bakmadan dava için gidenler ise ‘yeryüzü mirasçısı’ olmayı başardı, yarın maddi ve manevi büyük kazançlarla evlerine dönecekler. Çünkü onlar “koşu bittikten sonra da koşan atlardı…”

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

Yorum Yap