Erdoğan gerçekten zorda mı?

BÜLENT KORUCU | YORUM
Fon soygunu, iktidarın temellerindeki çatırtıları iyice işitilir kıldı. Maltepe’de çöken 7 katlı bina gibi AKP rejimi. İlk inşa sırasındaki statik hesapları ve temel yapısı gözardı edilerek devlete kaçak kat çıktılar. Yetmedi, bazı kolonları keserek dükkan yaptılar.
Daha depremi görmeden, üstteki kaçak katlar, alttaki gerçek katların üzerine yıkıldı, onları ezdi. Şimdi her zaman olduğu gibi, “Devlet büyüktür, bu enkazı da kaldırırız!” edebiyatı dinliyoruz. Yapının dışarıdan heybetli görünmesi, içerideki zaafiyeti gizledi. Fon skandalı, kırılganlıkla birlikte, aç gözlülüğün sebep olduğu açıkları görünür kıldı.
“Recep Tayyip Erdoğan, 17-25 Aralık gibi büyük bir yolsuzluk skandalını savuşturdu, bundan da kurtulur!” diyenler yanılıyor. Ne Erdoğan o Erdoğan, ne ülke o ülke ve ne de para o para. Öncelikle AKP lideri, fiziksel ve mental olarak o günlerden çok uzakta. Siyaset üretmekte zorlanıyor; eski metodların, alıştığı yöntemlerin işe yarayacağını düşünüyor. Parti ve bürokrasinin içini boşaltıp liyakatsiz muhterislerle doldurduğundan oralardan yardım alıp, değişen duruma göre çözüm üretme şansı da yok.
Ülke ekonomisi, 2013’lerle kıyaslanamayacak ölçüde kötü. Üç yıldır içilen ‘acı reçeteye’ rağmen enflasyon bırakın tek haneyi yüzde 30’un bir milim altına ancak çekilebildi. O da TÜİK rakam oyunlarıyla!
Kamu maliyesi toplumu güvende hissettiriyordu. Ayrıca hane halkı geçimi böylesine alarm vermiyordu. Erdoğan ekonomik sorunları çözer algısı, hırsızlığın önündeki perdeydi. Seçmenin bir bölümü, daha iyi bir ekonomi umudu karşılığında, iktidarın yolsuzluklarına tolerans gösterebiliyordu. Şimdi o tolerans eşiği aşınıyor.
Toplumun ona tanıdığı imtiyazdı çalmak; çünkü çalışıyordu! Halka da pastadan pay düşüyordu. Şimdi ise “Sadece kendileri yiyor!” düşüncesi hakim.
O gün çalınan doğrudan halkın parası değildi. Evet halkın cebine gitmesi gereken paraydı ama henüz gitmediğinden kimse fark etmedi eksikliğini. Hatta ABD’yi dolandırmış gibi göründüğünden biraz övünç bile vardı. Gerçi ABD’nin parası da değildi, jandarmalık haracıydı ama olsun.
Bugün kayıp yaklaşık 450 bin kişinin cüzdanından alındı. Onların yüksek sesli vaveylasını susturmak için, “Sakin olun halledeceğiz!” vaatleri veriliyor.
Nasıl halledecekler?
Burası tam muamma. Hazineden verseler diğer insanlar isyan edecek. Zaten devlette öyle bir para bulunmuyor. “Hırsızlardan alacağız!” diyorlar. Borsa, bir hayalin, güvenin ve imajın satışı olduğu için elde nakde dönüşecek üç beş lüks araba ve uçak dışında bir şey yok.
Şimdilik 300 milyon dolar civarında yabancı yatırımcının da parası batmış. Bu rakam artmasa bile Norveç Varlık Fonu ve Citibank gibi önemli küresel yatırımcıların yediği kazık, Türkiye’ye fatura edilecek. Ürkütücü ve caydırıcı olması bile yeterince kayıp, üstüne yaptırımlar da gelebilir.
Her ölen kör, badem gözlü, kel sırma saçlı olmaz! Çoğunlukla herkes eski defterleri karıştırır ve açık hesapları kapatmaya çalışır. Daha önce gözüne takılmayan şeyler bir anda fark edilir. Tıpkı kavgalı boşanmalarda nişanlılıkta söylenen bir sözün yıllar sonra ‘zaten sen…’ diye başlayan cümlelerin girizgahı olması gibi.
17-25’ten kurtulmuş olmak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir handikaba dönüşebilir. Toplumsal hafızanın o hamuru buna katma ihtimali yüksek.
Erdoğan, iktidarının en yetkili ama en zayıf günlerini yaşıyor. Yürütmenin yanında yasama ve yargıyı da tekeline aldı. Bir kişi tek başına bütün işin altından kalkamaz; hele de yaşlı ve hasta ise. Söz konusu yetkiler, demokratik düzen içinde doğal sahiplerinde olmadığında, derebeylikler baş gösteriyor.
Fon skandalı, iktidar içindeki kakofoniyi gün yüzüne çıkardı. İte kaka yürüyen soruşturma, körlerin fil tarifi gibi. Zararın tazmini konusunda netlik ortaya konulamadı.
Kağıt üstünde Erdoğan’da bulunan yetkileri gerçek anlamda kimin kullandığını ayırt etmek zorlaştı. Yetki alanları karmaşıklaşırken hiyerarşi flulaştı. İktidar içindeki güç mücadeleleri ve Erdoğan sonrası planları artık daha fazla dikkat çekiyor. Tek adamdan rol ve iktidar çalan odaklar bir yandan kendi gemisini yürütürken diğer yandan rakiplerini ‘patronun gölgesinde iş bitirmekle’ suçluyor.
Saray’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ın MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı herkesin içinde fırçaladığı görüntü aslında bu kaosun taşmış biçimiydi.
Borsa İstanbul doğrudan Saray bürokratlarının elinde. İkinci iş olarak ülkenin borsasını yönetiyorlar. Sermaye Piyasası Kurulu, Erdoğan’ın atayıp görevden aldığı isimler. Asıl yetkili bu iki kurul, fakat onlara sorumluluk izafe edildiğinde ucu Cumhurbaşkanı’na uzanıyor. O yüzden eşeği dövemeyenler semerle yetinmek zorunda; Fatma Betül Sayan Kaya, troller arenasında ibreti alem için parçalatılıyor. Adliyenin tutukluğu ve yetkili kurulların ürkekliği, Fatma Betül Sayan’ı aşan bir organizasyonun varlığını gösteriyor.
Erdoğan’ın en büyük gücü, tabanı ikna yeteneğiydi. Saha ve zeminle birlikte AKP liderinin kondisyonu bu maçı kazanmaya uygun değil. “Bizim çocuklar köşeyi dönmemiz için sihirli formülü buldu, yürüyelim arkadaşlar!” gazıyla çıktıkları yolda soyulanlar, ilk defa Erdoğan’ı sorguluyor. Lidere ihanet edildi gibi masallara kitlenin karnı tok. ‘Kör kuruşun’ ondan habersiz yer değiştirmeyeceğini herkes biliyor.
O son kuruşa tamah etmeyecektiniz!
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.
