Transfer değil ‘millî irade’ vurgunu

NECİP F. BAHADIR | YORUM
Tayyip Erdoğan, İzmir’i kazanmayı çok istedi. Bunun için her yolu denedi. En büyük kozu Binali Yıldırım’ı sahaya sürdü. Fakat olmadı. Halk AKP’ye yüz vermedi. Açıkça söylemese de İzmir’i ‘gâvur’ olarak görüyordu. Bir ara neredeyse ağzından da kaçıracaktı, ima etmekle yetindi. Siyasi olarak İzmir’i fethetmek, burçlarına AKP bayrağını dikmek rüyasıydı. İzmir’in dağlarında ‘AKP çiçekleri’ işte o zaman açacaktı. Ve fakat pes etmedi. Bir ihtimal daha vardı çünkü. Sandıkta kazanamadığı İzmir’i ‘siyaset pazarında’ satın almak!
Peki bu, siyasi etiğe sığar mı? ‘Millî irade’ vurgunu değil mi? Fon vurgunundan farkı var mı? Birinde para, diğerinde milletin oyu… Aynı kapıya çıkmaz mı? Adalet Bakanı Gürlek ‘haksız kazanç’ diyor ya… Siyasi transfer ‘haksız kazanç’ değil mi? Hak, hukuk, adalet nerede? Milletin vermediğini kirli oyunlarla, tehditle, parayla satın almak değil mi? “AKP ne yapsın?” da denebilir.
CHP’nin belediye başkanları bırakın siyaset pazarını, işportaya düştü. AKP de bu kadar ucuz ve kolay olacağını beklemiyordu. Baksanıza, partisini satan satana…
Özgür Özel, 31 Mart’ta parti içinden gelen itirazlara rağmen Cemil Tugay’ı Karşıyaka’dan büyükşehre kaydırdı. Tugay’ın karizması, kişisel oyu yoktu. Partinin kanatları altında yükselecek ve kazanacaktı. Öyle de oldu. Seçmen oyunu İzmir’de Tugay’a değil, CHP’ye verdi.
3 yılda ne yaptı? İzmir’in bahtsız yüzünü güldürebildi mi? Sıradan bir isim, silik bir başkan, pırıltısız bir siyasetçiydi. AKP’nin kapısını yokladı. Yoksa AKP mi onun kapısını çaldı? Aylardır sosyal medyada ‘geçti, geçecek’ haberleri dolaşıyordu. O veya AKP ‘beklemede’ kaldı.
Tam da AKP’nin üzerine fon skandalının kara bulutları çökmüşken… AKP ne yapacağını bilemezken… Cemil Tugay’a ‘Tez gel…’ dendi. Genel Merkez kısa bir video ile haberi duyurdu. Çöpler içindeki İzmir’in dağlarında çiçekler açıyor ve güneş doğuyordu. Doğan güneş değil, ‘ampul’dü. Şifre kolay çözüldü. Herkes anladı. Zaten hazırlıklar başlamıştı. Medya anında haberdar oldu. Fondan bunalan iktidar cenahında ‘bayram havası’ vardı. Geliyordu, gelmekte olan… Solun kalesi İzmir de düşecekti.

Sadece solun mu? Kemalizm’in, ulusalcılığın da kalesiydi İzmir. Sağ partiler hiç kazanmadı değil, çok seçim kazandı. Rahmetli Burhan Özfatura bunun en iyi örneği… Muhafazakâr kimliğine rağmen iki kez sandıktan çıkmasını bildi. İzmir, AKP ve Erdoğan’a prim vermedi, sağ siyasete değil. 1930’da Serbest Fırka en büyük gövde gösterisini İzmir’de yaptı. Tabii köprünün altından çok sular aktı. Yine de İzmir kazanılamaz değildi AKP için… Doğru siyaset ve isabetli adayla zorlayabilirdi. Ama yapamadı.
Saadet Partisi yine 12’den vurdu!
AKP’nin videosuna cevap CHP’den değil, mahalleden geldi. Saadet Partisi 12’den vurdu. Çiçekler açan dağın arkasında Fatma Betül Sayan’la birlikte ortaya saçılan paraları sayan 4 kişi… Diğer ikisi fon vurgunundan tutuklanan Alkin kardeşler… Saadet’in karşı hamlesi AKP’nin videosundan daha fazla ses getirdi. Ve moralleri bozdu. Amaç ‘fon skandalını’ gündemden düşürmekti. Daha güçlü ve vurucu şekilde karşısına çıktı. AKP’nin ne yaparsa yapsın ‘fon vurgunundan’ kendisini kurtarması zor. ‘Münferit suç’ diyemez. Sistemin kurucusu Erdoğan…
Rozet için önce Meclis grup toplantısı düşünüldü. Fakat Meclis ‘steril alan’ değildi. Muhalefetten gelecek tepki ve itirazlar ‘rozet törenini’ gölgeleyebilirdi. Program Genel Merkez’e alındı. Erdoğan’ın neredeyse tüm etkinlikleri ‘kontrollü alanlarda’ gerçekleşiyordu. En son Soma’da halkın arasına girdi, başına gelmeyen kalmadı. Bir markete sığındı da yakasını zor kurtardı. Ekibi o günden beri tedbirli… İşi şansa bırakmıyor. Sadece içeride değil, dışarıda da ‘gerekli çalışma’ yapılıyor. Genel Merkez’in AKP’nin dikensiz gül bahçesi olduğunu söylemeye gerek yok.
Sosyal medyaya transferleri mizah konusu yapan bir başka video düştü. Erdoğan’ın ses taklidiyle tanınan Muhammed Nur Nahya’nın gündeminde İzmir vardı. Mesaj çok keskin, kısa ve vurucuydu. Erdoğan’ı oynayan Nahya, “Biz boşuna seçime giriyoruz… Baksana hepsi sıkıştığında bize geliyor…” diyordu.
Transferler ‘seçimi anlamsız’ hâle getirdi. Ver oyunu CHP’ye, başkan olsun AKP’ye… Ve bunun adı da siyaset… Böyle siyaset temiz olabilir mi? Savunulacak bir tarafı olabilir mi? Bir zamanlar Erdoğan da karşıydı; parti değiştirmelere itiraz ederdi.
Eşi ‘Seni boşarım’ diye tehdit etmişti!
Cemil Tugay AKP’ye eşiyle birlikte geldi. Eşi daha önce “AKP’ye geçersen seni boşarım!” diye tehdit etmişti. Zaten o zamanlar Tugay’ın parti değiştirmeye niyeti yoktu. Bu ihtimal kendi ifadesiyle ‘milyonda 1 bile değildi…’ Çünkü o öyle bir şahsiyet değildi. Topuklu Efe’ye benzemezdi. Fakat iş ciddiye binince fikirler değişti. O büyük büyük laflar arşivlerde kaldı. Bırakın boşanmayı, eşi rozet töreninde ona refakat etti. AKP’nin millî irade vurgunu bir yana, bu transfer siyasetçinin mayasını göstermesi açısından da önemli…
Kelepçe ve zindan korkusu, evet, insani bir duygu… Fakat vicdan, onur, itibar önemsiz mi?
Cemil Tugay’ın AKP’ye katılmasını içine sindiremeyen sanatçı Berna Laçin, sosyal medya hesabından “İzmir daha önce de işgal edildi… Korkma!” diye mesaj attı. Saatler içinde polis kapısına dayandı. ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrikten’ gözaltına alındı. Yargı ne ara mesajı okudu ve dosya açtı?

Cümle ağır… Başka kelimelerle de ifade edilebilir. Siyaset bilimciler “Demokrasisi gelişmemiş ülkeler iktidarlarının işgali altındadır” der. Bu transferi ‘zafer’ veya ‘fetih’ olarak gören birileri var mı? Var… Karşı taraf da bunu işgal diye nitelendirebilir. Sonuçta ağır da olsa siyasi eleştiri sınırları içinde görülmesi gerekir.
Tugay’ın transferi AKP’nin üzerine çöken kasveti veya ‘fon kara bulutlarını’ dağıtmaya yeter mi? Çok zor. Fatma Betül Sayan’ın ifadesi alındı. Ama sorular anket sorusu gibi… Medyaya yansıdığı kadarıyla söylüyorum. Adliyeye girişini çıkışını gösteren ne fotoğrafa ne de görüntüye rastlandı. Oysa bir ‘şüpheli’ olarak ifade vermişti. AKP’den istifa ettiğini öğrendik. Ama o hâlâ ‘imtiyazlı biri…’
AKP’nin bu transferden bir kazancı olur mu? İki yıl sonra yapılacak seçimleri kazanabilir mi? İzmir’de oylarını artırabilir mi? Hiç sanmam… Tugay öyle seçmen üzerinde ağırlığı olan karizmatik bir başkan değil. Son derece sıradan…
Transfer Erdoğan’ın içine sindi mi? Yoksa şartlar gereği mi kabul etmek zorunda kaldı? Rozet töreninde, “Siyasetimizin tek limanı ahlaktır. AK Parti o limandan hiç demir almamıştır, asla da almayacaktır…” dedi. Söze ve lafa gelince Erdoğan’ın üstüne yok. Peki bir başka partinin belediye başkanını tehdit, şantaj ve parayla satın almak ahlakın neresine düşer?
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.
