İNCELEME | Bağımsız medya bitirildi; son kale ‘sürgün’ gazeteciler!

Türkiye'de bağımsız gazetecilik, kayyım atamaları, tutuklamalar ve erişim engelleriyle sistematik olarak tasfiye edildi; Halk TV'ye şafak baskınıyla atanan kayyım, bu sürecin son halkası oldu. İçeride her bağımsız ses susturulurken, sürgündeki gazeteciler Türkiye'nin haber alma hakkını ayakta tutan son kale haline geldi. Sürgün gazeteciliğine koşulsuz destek, yalnızca bir dayanışma değil, bir zorunluluk.

İNCELEME | Bağımsız medya bitirildi; son kale ‘sürgün’ gazeteciler!

HABER-İNCELEME | İLKER DOĞAN

Türkiye’de bugün itibariyle artık bağımsız gazetecilik yapmak, tanımı gereği imkânsız hale gelmiş durumda. Rejim, muhalif medya için ülkeyi yaşanmaz hale getirdi. Son iki yılda yaşananlar bunun bir kanaat değil, belgelenmiş bir gerçeklik olduğunu gösteriyor. Son olarak Halk TV’ye ‘şafak’ basknıyla kayyım atanması, bu sürecin son halkası… Yurt dışından yayın yapan ‘sürgün’ gazetecilere destek vermek Türkiye için artık bir ‘tercih’ değil; zorunluluk…  

Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2026 basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer alıyor. Bu, 2002’de 99’uncu sırada olan ülkenin AKP sayesinde(!) çeyrek yüzyılda 64 basamak gerilediği anlamına geliyor. Ancak rakamların ötesinde, sahada yaşananlar çok daha çarpıcı: Kayyım atamaları, tutuklamalar, erişim engelleri, gözaltılar ve sistematik yıldırma operasyonları. Gazeteciler canından bezmiş durumda… 

Mart 2025’ten bu yana, yaklaşık 20 ayda 10 televizyon kanalına kayyım atandı. Flash Haber ile başlayan süreç, EkoTürk, Habertürk, Show TV, Bloomberg HT, HT Spor, TELE1 ve son olarak Halk TV ile devam etti. TMSF, bu kayyım kararlarıyla Türkiye’nin en büyük medya sahibi konumuna geldi. Bu, sadece bir mülkiyet transferi değil; muhalif seslerin sistematik olarak susturulması.

Gazetecilik resmen ‘suç’ haline getirildi!

Kayyım atamaları, baskının yalnızca bir boyutu. Son haftalarda yaşanan tutuklamalar, gazeteciliğin doğrudan suç haline getirildiğini gösteriyor. Sözcü gazetesi editörü Mustafa Balcı ve gazeteci Şaban Sevinç, “fon soruşturması” kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla gözaltına alındı ve tutuklandı. İsmail Saymaz ve Barış Pehlivan ise ev hapsiyle serbest kalabildi. Bu isimler, yalnızca haber yaptıkları için yargılanıyorlar. DW muhabiri Alican Uludağ, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 92 gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı, ancak hakkındaki suçlamalar devam ediyor. Bunlara daha onlarca isim eklenebilir… 

Erişim engelleri: Dijital sansürün yeni boyutu

Türkiye’nin önemli bağımsız haber sitesi T24, 30 Eylül 2026’da erişime engellendi. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında T24’ün “LGBT propagandası” yaptığı iddiasıyla erişim engeli kararı aldı. 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan bir haber sitesi, tek bir hâkim kararıyla görünmez kılındı.

Ancak sansür yalnızca yurt içiyle sınırlı değil. Sürgündeki gazeteciler de sistematik dijital sansürle hedef alınıyor. Adem Yavuz Arslan, Sevinç Özarslan, Tarık Toros, Bülent Korucu, Can Dündar, Metin Cihan, Amberin Zaman, Erk Acarer ve Hayko Bagdat gibi sürgündeki gazetecilerin sosyal medya hesapları Türkiye’de sansürlendi. RSF’nin belirttiğine göre, “milli güvenliği tehdit” suçlaması, sürgündeki gazetecilerin çevrimiçi paylaşımlarını bastırmak için giderek daha fazla kullanılıyor.

Diaspora gazeteciliği: Zorunlu bir alternatif

Tüm bu baskı ortamında diaspora gazeteciliği, yalnızca bir alternatif değil, bir zorunluluk haline geliyor. Sürgündeki gazetecilerin en azından tutuklanma korkusu yok! Türkiye’deki gazetecilere göre bu bakımdan çok daha rahat yazabiliyor, hukuksuzlukları dile getirebiliyorlar. 

IJA (Uluslararası Gazeteciler Derneği), 2017’de Frankfurt’ta Türkiye’den kaçan gazeteciler tarafından kuruldu. Derneğin öncelikli hedefi, sürgündeki gazetecilerin çalışmalarını sürdürmelerine destek olmak. Kayıtlara göre, 2013’ten bu yana yaklaşık 1.150 gazeteci Türkiye’den kaçtı ve bunların yaklaşık yarısı Avrupa’da yaşıyor.

Sürgündeki gazeteciler, yalnızca haber yapmıyor; aynı zamanda Türkiye’deki meslektaşlarıyla dayanışma ağları kuruyor, uluslararası kamuoyunu bilgilendiriyor ve baskı altındaki gazetecilere hukuki ve mesleki destek sağlıyor. Ancak bu destek, Türkiye toplumunun sürgündeki gazetecilere “amasız ve fakatsız” sahip çıkmasıyla anlam kazanabilir.

Bağımsız bir sesiniz olsun!

Türkiye’de bağımsız gazetecilik yapmak, artık iktidarın belirlediği sınırlar içinde mümkün. Bu sınırların dışına çıkan her gazeteci, kayyım, tutuklama, erişim engeli veya gözaltıyla karşılaşıyor. Bu koşullarda diaspora gazeteciliği, Türkiye toplumunun gerçekleri öğrenmesinin tek yolu haline geliyor.

Sürgündeki gazetecilerin çalışmaları, Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın haber alma hakkını temsil ediyor. Onların sesini duyurmak, yalnızca bir dayanışma değil, aynı zamanda bir direniş biçimi. Türkiye toplumu, sürgündeki gazetecilere “amasız ve fakatsız” destek vermek zorunda; çünkü onların susturulması, Türkiye’nin susturulması anlamına geliyor.

“Ama onlar şu konuda yanlış yaptı! Fakat şu konuda hatalıydılar!” tartışmaları artık lüks… Bağımsız bir sesin var olması, o sesin her konuda haklı olmasından çok daha değerli bugün. Mükemmel gazetecilik aramak yerine var olan bağımsız gazeteciliği ayakta tutmak gerekiyor. Abone olmak, okumak, paylaşmak, maddi destek vermek.

Çünkü içeride son sesler de susturulduğunda geriye rejimin söylediği yalanlar kalacak…

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

GÜNÜN MANŞETLERİ

Yorum Yap