İmamoğlu’ndan iktidara ‘Halk TV’ tepkisi: “Allah hepimizi küçük akıllardan korusun”

İBB davasında Ekrem İmamoğlu, tutukluluğunun 19’uncu ayında ilk kez savunma yapmaya başladı. Savunmasını yapacağı gün Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki gösteren İmamoğlu, “Zehirli sarmaşık iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Türkiye'nin en çok takip edilen haber kanalını kapatmak bir zehirlenmenin sonucudur.” dedi. 

İmamoğlu’ndan iktidara ‘Halk TV’ tepkisi: “Allah hepimizi küçük akıllardan korusun”

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB davasının 98’inci duruşma günü Silivri’de başladı. Daha önce savunma süresine ilişkin tartışma nedeniyle duruşma salonundan çıkarılan İmamoğlu, tutukluluğunun 19’uncu ayında ilk kez savunma yapmak üzere kürsüye çıktı. Mahkemenin belirlediği programa göre İmamoğlu ve avukatlarının savunmaları için 14, 15, 16 ve 17 Ekim tarihleri ayrıldı. Mahkeme heyeti, tutukluluk durumlarına ilişkin ara kararını savunmaların tamamlanmasının ardından açıklayacak.

Ekrem İmamoğlu, savunmasının ilk bölümünde yargılama sürecine, tutuklu sanıkların ailelerinin yaşadıklarına, gazetecilere yönelik operasyonlara, Halk TV’ye kayyım atanmasına ve yayımlanması engellenen kitabına ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Bu salonda bugün sıradan bir sorgu yapılmıyor. Bu sorgu aylardır bekleniyor. En çok da ben bekledim. Önce en başta olsun istedim, sonra en son olacaksa en son olsun istedim. Ancak süreç arzu ettiğimiz biçimde ilerlemedi.” diyen İmamoğlu, kitabının basım sürecini ilk kez anlattı. Yayıneviyle anlaşılmasının ve bandrollerin alınmasının ardından polislerin matbaaya gittiğini söyledi: 

  • “Bir yayıneviyle anlaşıldı, bandroller alındı. Bandrol alma süreci bile günlerce sürdü. Sordum, ‘Böyle bir süreç midir?’ dedim. ‘Hayır, böyle değildir’ dediler. Bandroller alınıp matbaaya ulaştı. Tam baskı makineleri çalışmaya başladığında matbaadan telefon geldi. Matbaayı 16 polis basmış. Ellerinde kâğıt falan yok, gerekçe yok. ‘Siz durun, bir bekleyin’ demişler ve gitmişler. Matbaa, haklı olarak devletle karşı karşıya gelmek istemediği için beklemeye başladık. Bir hafta böyle bekledik. Sonra nihayet, tam bir hafta sonra, yasaklama kararı matbaaya tebliğ edildi. Kitabın yasaklanma hikâyesinin ayrıntılarını burada ilk kez anlatıyorum. Ne bir yere yazdım ne de anlattım.”

“Kitabımdan korktular”

Ekrem İmamoğlu, 25 Ağustos 2026’da matbaada bandrolsüz kitap basıldığı yönünde tutanak düzenlendiğini, ardından arama kararı verildiğini anlattı. Kitabın basımıyla ilgili soruşturmanın yetkili büro yerine Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından yürütüldüğünü savundu: 

  • “Savcı, hemen talimat veriyor. Matbaada gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında arama yapılmasına. Nereden nereye gelmişiz. Doğrudan savcılık arama kararını veriyor. Kararın verildiği 25 Ağustos 2026 saat 17.00. Yani polisin kaynağı belirsiz istihbaratı tutanağa geçirmesinden 5 dakika sonra, her kanaat yerli yerine oturtuluyor. Nasıl bir kanaatse… Şaşırmamak mümkün değil. Nasıl bir hız. Konu Ekrem İmamoğlu olduğunda yargıdaki müthiş hıza kimsenin yetişmesi mümkün değil.
  • Savcılık diyor ki söz konusu kitap. Hangi söz konusu kitap? Polisin öyle bir bildirimi yok ki. Bandrolsüz, usulsüz kitap basılıyordu. Hayda… bandrolsüz, usulsüz kitap. Tutanakta belirli bir kitaptan söz edilmiyor. Kaç kitap, hangi kitaplar bandrolsüz basılıyor? Araştırılacak konu bu ama savcı bey asla bunlarla ilgili değil. Kendisi sadece söz konusu kitabın peşinde. Bandrolsüz kitap falan uçtu. Ellerini yüzlerine, kötülüğü bile ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.
  • Gelen bilgi ne? Bandrolsüz kitap basılıyor. Savcı ne karar veriyor? Söz konusu kitapla birlikte bandrollerden de örnek alınmasına. Bandrolsüz kitap için gidiliyor ama söz konusu kitap ve bandrollerden örnek alınmasına. Hani bandrolsüz basım yapılıyordu? Olmayan bandrollerin toplanmasına mı karar vermiş savcı? Polis tabii savcının emrini yerine getiriyor. Ben 19 Mart’tan bu yana gerçekten çok sevdiğim emniyet güçlerinin, jandarmamızın, polisimizin bu düştüğü duruma o kadar üzülüyorum ki.
  • Burada da bitmiyor ama. Bu kez savcılık polise diyor ki: ‘Kitabı inceleyin, bana bilgi verin.’ Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik? Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor ama ‘Gidin, arama yapın, delil toplayın’ demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti ve gerçek artık gizlenemez oldu. Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu. Kitabımdan korktular. 
  • Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu. Savcılık hemen yeni talimat verdi: Kitabın dijital örneğine, ozalit baskısına, kitabın kapağından dört örneğe, basılmış sayfalarından dört örneğe, dört bandrole el konulmasına ve nihayet kitabın el konulan dijital halinin incelenmesinin yapılarak rapor tanzim edilmesine… 
  • Gerçi o durumda da Basın Savcılığı görevli ama bizim terör savcımızı kimse durduramıyor. Öyle bir talimat almış ki kimse durduramıyor, paldır küldür gidiyor. Fakat savcımız bu arada okumaya da üşeniyor. Belki birisi ki o da hayatında hiç kitap okumamış olabilir. Ve kitap okuma işini de polise veriyor.”

Halk TV’ye kayyım tepkisi

Ekrem İmamoğlu, savunmasının başladığı gün Halk TV’ye kayyım atanmasına da tepki gösterdi. Gelişmeyi ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde öğrendiğini belirten İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

  • “Sabahleyin kalktım hazırlıklarımı yaptım. Bugün telefon günümdü, haftada 10 dakika bir kişiyi arayabiliyorum. O görüşmelerimi bugün annemi babamı arayarak gerçekleştirdim. Cuma günü duruşma olacağından görüşemeyecektik. Annecim ‘Halk TV’yi kapattılar, niye kapattılar?’ dedi. Önce anlamadım. Sonra babam ‘Kayyım atamışlar Ekrem’ dedi. ‘Ne diyeyim oğlum yakında da kulağımızı keserler’ dedi. Bu memlekette çok enteresan şeyler oluyor. Ferhan Şensoy’un ‘tesadüfün iğne deliği’ diye bir lafı var, bugüne Halk TV kayyımı tesadüf herhalde, öyle yorumlayalım.
  • Zehirli sarmaşık iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacımız var. Sizi kurtarabilir miyiz bilmiyorum ama bizim derdimiz milleti kurtarmak. Türkiye’nin en çok takip edilen haber kanalını kapatmak bir zehirlenmenin sonucudur. Bütün dünya bunu okuyacak. Ekrem’in duruşmasının gününde bunu yapıyorsunuz, hiç mi akıl fikir yok, millet daha çok takip edecek şimdi benim duruşmamı. Allah hepimizi küçük akıllardan korusun.”

“Operasyon bağımlılığı başladı”

İktidarın muhalefete ve medya kuruluşlarına yönelik operasyonlarını eleştiren İmamoğlu, AKP’li siyasetçilere de seslendi: 

  • Operasyon bağımlısı bakan ne yazık ki bu iktidarı da bağımlı hâle getiriyor. Operasyon bağımlılığı başladı. Yanlışlar girdabına tüm AK Parti’yi sürüklemiştir. Herkesi uyarıyorum. AK Parti’yi baştan aşağı uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir sürecin içindesiniz. Allah size akıl fikir versin.
  • Marifetiyle kayıplarını telafi edeceklerini, kaybettikleri her şeyi geri kazanacaklarını düşünüyorlar. Milletin güvenini kaybetmişler, milletin onlara olan inancını kaybetmişler. Bütün bunları operasyonlarla telafi edeceklerini düşünüyorlar. Zehirli sarmaşık ne yazık ki iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacınız var. Kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum.”

“Tutuklu yargılama cezalandırma yöntemine dönüştürüldü”

İmamoğlu, savunmasında tutuklu sanıkların ailelerinin ve avukatların yaşadıklarına da değindi. Yargılama sürecinde masumiyet karinesinin ihlal edildiğini savunan İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce yaptığı bir açıklamayı da hatırlattı:

  • “Burada başka tutukluların yaşadığı sıkıntılara, hukukçulara yapılan baskılara da değineceğim. Hatırlatmalıyım ki gerçekten derin bir hukuksuzluk yaşadık. Sadece ailelerimiz, yakınlarımız, çocuklarımız, gençlerimiz, babalarımız, dedelerimiz ve annelerimiz değil, hukukçularımız da burada bir ızdırabın ve baskının muhatabı oldu.
  • Hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yüzlerce ziyaretçim geldi, muhatap oldukları konuşmaları anlattı. Yargı mensuplarıyla yaptıkları görüşmeleri, yargı mensuplarının kendilerine yönelik tutumlarını, tehditlerini ve parmak sallamalarını dinledim. Türk Ceza Kanunu’na baktım. Bir savcı ya da iddia makamını temsil eden kişi, bırakın avukatı, bir vatandaşa bile parmak sallayamaz, tehdit edemez. Bunları okudum ama tam tersini yaşadım, yaşayanlardan dinledim.
  • Buradaki aileler gerçekten çok acı günler yaşadı. Ama en acısı neydi, biliyor musunuz? Haysiyet cellatlığı. Lekelenmeme hakkının ihlali. Masumiyet karinesinin yerle bir edilmesi. Soruşturmanın gizliliğinin, tutuklu ya da gözaltındaki insanların aleyhine işletilmesi. Tutuklu yargılamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi.
  • Bir söz okuyacağım size: ‘Türkiye’de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. Çamur at, izi kalsın mantığıyla, tamamen nefret siyasetiyle kamu görevlilerimize, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. İfade özgürlüğü, önüne gelene iftira atma serbestisi değildir. Hesap sorduğunu iddia eden herkes görevini sorumluluk bilinciyle yapmalıdır.’
  • Çok güzel söylemiş. Bu söz Sayın Cumhurbaşkanı’na ait. Ben de buradan söylüyorum: Kim ki yargılaması bitmeden, sonuçlanmadan birisi hakkında iftira atıyor, kim ki bir insan hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, kim ki bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir.”

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

GÜNÜN MANŞETLERİ

Yorum Yap