İNCELEME | Fon vurgununda 1 milyon TL üst sınır illüzyonu ya da sus payı modeli!

SPK'nın tasfiye kararı aldığı 131 fonda 455 bin yatırımcıyı etkileyen vurgunda, "1 milyon TL üst sınır" manşeti alacağın tamamının ödeneceğini düşürdürttü. Oysa Hazine'den kaynak kullanılmayacağı açıklaması, kasada yeterli nakit olmadığını ve ödemelerin orantısal dağıtılacağını gösteriyor. Yüzde 30'luk ödeme, 100 bin lirası olana 30 bin lira demek. Bu, küçük yatırımcıya sus payı yatırıp öfkeyi sönümlendirme modeli olarak yorumlanıyor.

İNCELEME | Fon vurgununda 1 milyon TL üst sınır illüzyonu ya da sus payı modeli!

İLKER DOĞAN | HABER-İNCELEME

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) tasfiye kararı aldığı 131 fondaki 455 bin 758 tekil yatırımcıyı doğrudan etkileyen makro düzeydeki fon vurgununda, hükümetin “Tasfiye takvimi başlıyor!” ilanları kamuoyunda heyecana neden oldu. Ancak gelin görün ki; kazın ayağı öyle değil! 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, 17 fon için olağan tasfiye sürecinin resmi olarak devreye alındığını duyururken, en çok tartışılan ödeme kurallarına dair iki net sınır çiziyordu: “Ödemelerde kesinlikle Hazine’den kaynak kullanılmayacak. Mağduriyetler fon kaynaklarıyla giderilecek. Ara ödeme tutarı en fazla 1 milyon TL olacak.”

Tabi bu açıklamayı okuyanlar fonlarda 1 milyon TL ve altında parası olan herkese alacaklarının tamamının ödeneceğini düşündü… Hükümet de bu üst sınır manşetiyle “Küçük yatırımcının mağduriyetini tamamen çözüyoruz!” algısı oluşturdu. Yandaş medyada manşetler atıldı… Televizyonlar saatlerce yayın yaptı, yandaş yorumcular ekranlarda mağduriyetlerin giderileceğini söyledi. 

Peki gerçekten öyle mi? 1 milyon TL ve altında parası olan herkese alacaklarını tamamı ödenecek mi? 

Bugün Cumhuriyet gazetesinde bu konuyla ilgili bir haber yayınlandı. Haberde iktisatçı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin de görüşü yer alıyor. Karapete, tasfiye sürecinin başlamasıyla övünen iktidarın, aslında 400 bini aşkın yatırımcıyı büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını resmi verilerle ortaya koyuyor. Finans hukukunda ara ödemeye “en fazla 1 milyon TL” şeklinde üst sınır konulması, herkese 1 milyon liraya kadar olan alacağının kuruşu kuruşuna tek seferde ödeneceği anlamına gelmiyor.

Yalçın Karatepe, devletin içerideki paranın tamamını ödeyecek bir nakit bulamadığını, bu yüzden eldeki mevcut parayı orantısal olarak dağıttığını söylüyor. Eğer tasfiye masası eldeki nakit durumuna göre, “Paranın sadece yüzde 30’unu ödeyebiliyoruz!” kararı aldıysa, içeride 100 bin lirası olan vatandaşa sadece 30 bin lira ödeniyor. 

En azından 1 milyon liradan az parası olan kitle paranın tamamını alacağını beklerken, bu orantısal paylaştırma modeliyle koca bir yanılsamayla baş başa bırakılıyor.

Cevdet Yılmaz’ın “Hazine” şartı likidite açığını tescilliyor

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, “Hazineden tek kuruş kaynak aktarılmayacak, suçluların enkazı halkın vergileriyle kaldırılmayacak.” yönündeki açıklaması, popülist bir söylem gibi sunulsa da aslında Karatepe’nin “orantısal dağıtım” teşhisini matematiksel olarak zorunlu kılıyor.

Bu fonların kasasında hazır, likit ve paraya çevrilmiş milyarlarca lira nakit bulunmuyor. Zaten bu konuda şu ana kadar resmi bir açıklama da yapılmış değil. Fon varlıklarının neredeyse tamamı, manipülatörlerin yapay olarak 87 kat şişirdiği ve skandalın ardından borsada taban serileriyle çakılarak alıcısı dahi kalmayan toksik, değersiz hisselerden oluşuyor. Kasada yarım milyona yakın insanın milyarlık alacağını bir kerede karşılayacak gerçek nakit bulunmadığı için, devlet eldeki mevcut kısıtlı parayı tüm mağdurlara bölüştürerek süreci zamana yayıyor.

Siyasi “sönümlendirme” stratejisi

Yalçın Karatepe’nin dikkat çektiği siyasi boyut, daha önce burada yazdığımız “örtbas stratejisi” ile birebir örtüşüyor. İktidar, 20 milyar dolara yaklaşan bu devasa skandalın siyasi faturasından ve tabanda yarattığı infialden kurtulmak için olayı bir an önce gündemden düşürmek istiyor. Bunun yolu da, kredi kartını veya kira parasını buraya yatırmış, en çok ses çıkarma potajiyeli olan en kalabalık küçük yatırımcı grubuna (43 bin kişi olduğu tahmin ediliyor) az da olsa bir ara ödeme yapmaktan geçiyor.

Vatandaşın hesabına tamamen boş kalmaması için üç beş kuruş “sus payı” yatırılıyor, böylece toplumsal öfke sönümlendiriliyor. İYİ Parti Milletvekili Erhan Usta’nın da belirttiği gibi, “İşin her tarafı AKP’li bürokrat ve siyasilerle kuşatılmışken”, rejim bu hastalığı partinin üzerine sıçratmadan çözmek amacıyla vatandaşı oyalıyor.

Vicdan kılıfıyla soygun gizleniyor

Hiçbir şey tesadüf değil… Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin Çağlayan Adliyesi’nde sözde ‘şüpheli’ sıfatıyla verdikleri o 1 saatlik göstermelik ifadede, “Kimseden tüyo almadık, kendi irademizle fona yatırım yaptık. Kendi irademizle çıktık!” demesi boşuna değildi. Ardından AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in 187,6 milyar lirayı içeriden bilgiyle çeken 214 kişinin paraları zorunlu cezai mekanizmayla değil, “kendi vicdani muhasebeleriyle” TMSF hesaplarına yatırabileceklerini söylemesi… 

Devlet gücünü elinde tutanlar işin ucu kendilerine dokunduğu an adli mekanizmayı tamamen kör ve sağır ediyor. Büyük isimlerin portföy geçmişleri sorgulanmıyor, 214 kişilik gizli listeler kamuoyundan saklanıyor, SPK gece yarısı bültenleriyle sadece piyonlara ceza yağdırıyor. Sonuç olarak, Cevdet Yılmaz’ın takvimi ve 1 milyon TL’lik üst sınır aldatmacası, adaleti tesis etmek için değil; yetersiz likiditenin yarattığı büyük finansal enkazı zamana yayarak, asrın halk soygununu unutturmak için kusursuz bir kurumsal maske olarak işletiliyor.

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

GÜNÜN MANŞETLERİ

Yorum Yap