ABD hâlâ vahşi batı!
Trump yönetimi, Fort Hood saldırganı Nidal Malik Hasan'ın kurşuna dizilerek infazının canlı yayınlanmasını tartışıyor. Suçun ağırlığı açık olsa da devletin bir insanın ölümünü seyirlik gösteriye dönüştürmesi ahlaki bir sorun olarak görülüyor. İnfazı yayınlamanın caydırıcılığı kanıtlanmış değil; dijital çağda görüntü propaganda malzemesine dönüşebilir. Adalet, ölüm anını kaç kişinin izlediğiyle ölçülebilir mi?

ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Uzun yıllardır ABD’de yaşayan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Amerika hâlâ Vahşi Batı.
Yaklaşık 343 milyon nüfuslu bir ülkeden söz ediyoruz. Daha 2017’de sivillerin elindeki ateşli silah sayısının 393 milyon olduğu tahmin ediliyordu. Askerin ve polisin silahları bu rakama dahil değil. Yani insan sayısından fazla silah var. Silahlı saldırılar, baskınlar ve çatışmalar haber akışının neredeyse sıradan bir parçasına dönüşmüş durumda. Bazı büyük mağazalarda meyve sebze reyonundan çıkıp silah satılan bölüme geçebildiğiniz bir memleket burası.
Filmlerden alışık olduğumuz düellolar ve meydanda infazlar ise Vahşi Batı’dan çok daha eski. Üstelik yalnızca Amerika’ya özgü de değil. Kamuya açık cezalandırmanın amacı, suçluyu öldürmenin yanında kalabalığa ibret vermek ve iktidarın gücünü görünür kılmaktı.
Fakat izleyiciler her zaman beklenen ahlaki dersi almıyordu. İnfazlar merak, eğlence ve taşkınlık ortamına dönüşebiliyordu. İngiltere’de 1868’de kamuya açık infazların kaldırılması tartışılırken tam da bu toplumsal etkiler sorgulandı. İdam cezası sürdü; ölümün kalabalığa gösterilmesinden vazgeçildi.
Aradan bunca yıl geçti. Şimdi aynı tartışma yeniden alevleniyor. Üstelik bu kez seyirci kitlesi bir meydanı dolduran kalabalıkla sınırlı değil. Trump yönetimi, bir mahkûmun kurşuna dizilmesini dünyaya canlı olarak izletmeyi tartışıyor. Teknoloji 2026’ya ait. Siyasetin sergilemek istediği manzara ise meydanlarda kurulan darağaçlarını hatırlatıyor.
Lider kararlılığını gösterecek!
Söz konusu kişi, 2009’da Teksas’taki Fort Hood üssünde 13 kişiyi öldüren, 32 kişiyi yaralayan eski askerî psikiyatrist Nidal Malik Hasan. 2013’te ölüm cezasına mahkûm edildi. Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in önerisi üzerine kurşuna dizilerek infazı onayladı. Açıklanan tarih 3 Aralık. Ancak bu takvim, hukuki itirazların infazı erteleyemeyeceği anlamına gelmiyor.
Hasan’ın işlediği suçun ağırlığı tartışmasız. Hayatını kaybedenlerin ailelerinin adalet talebi de son derece anlaşılır. Fakat devletin bir suçluyu cezalandırmasıyla onun ölümünü seyirlik bir etkinliğe dönüştürmesi arasında büyük bir ahlaki mesafe var. Washington’daki hararetli tartışma tam da bu mesafede yaşanıyor.
Hegseth, infazın kamuya açık biçimde izlenmesini istiyor. Gerekçesi, böyle suçların ağır sonuçları olduğunun görülmesi. Pentagon da internetten canlı yayın planını duyurdu. İnfazın saldırının gerçekleştiği üste yapılması ve zamanlamasının saldırıyı hatırlatacak şekilde düzenlenmesi, cezaya sembolik bir karşılık yükleme arzusunu gösteriyor.
Devlet, hükmü uygularken aynı zamanda bir mesajın sahnesini hazırlıyor. Trump ise canlı yayın kararını henüz kesinleştirmedi; görüntülerin benzer saldırıları caydırabileceğini savundu. Bu yaklaşım onun siyasi diliyle uyumlu: Güç görünür olacak, ceza hissedilecek, lider kararlılığını gösterecek.
Washington’dan baktığımda gördüğüm, bu görünürlük arzusunun giderek başlı başına bir yönetme yöntemine dönüşmesi. Bir kararın doğruluğu kadar ekranda nasıl görüneceği de önem kazanıyor.
İnfazı yayınlamak caydırıcılığı artırıyor mu?
Planı destekleyenlerin temel argümanı şu: Böylesine ağır bir saldırının karşılığı açıkça görülmeli; devlet mağdurları unutmadığını göstermeli ve muhtemel saldırganlara gözdağı vermeli. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Michael Baumgartner da ağır cezanın uygulanmasını destekleyen açıklamasında ahlaki netlik vurgusu yaptı.
Bu düşüncenin toplumsal karşılığı var. Özellikle kitlesel saldırıların ardından uzun yargılama süreçleri, bazı insanlara adaletin gecikmesi gibi görünüyor. Fakat cezayı uygulamakla infazı yayımlamak arasındaki ayrım burada da önem taşıyor. Birini desteklemek, diğerini zorunlu olarak haklı kılmıyor.
Trump yönetiminin caydırıcılık iddiasını bilimsel kesinlik gibi sunmak da mümkün değil. Amerikan Ulusal Araştırma Konseyi’nin kapsamlı incelemesi, mevcut çalışmaların ölüm cezasının cinayet oranlarını artırdığı, azalttığı veya değiştirmediği konusunda güvenilir sonuç vermediğini ortaya koymuştu.
Bu, ölüm cezasının hiçbir etkisi olmadığının kanıtı değil. Ancak “Caydırdığı kanıtlandı!” demenin de sağlam bir dayanağı bulunmadığını gösteriyor. Üstelik bir infazın internetten yayımlanmasının etkisi, başlı başına ayrı bir araştırma sorusu.
Devletin sınırları yok mu?
İtirazların dikkat çekici tarafı, yalnızca idam karşıtlarından gelmemesi. Muhafazakâr New York Post yayın kurulu, Hasan’ın ölüm cezasını hak ettiğini savunurken canlı yayına karşı çıktı. Böyle bir gösterinin Amerika’nın ahlaki konumunu aşındırabileceğini ve terör örgütlerine propaganda malzemesi sağlayabileceğini belirtti. Emekli Amiral William McRaven da kamuya açık infazı askerî ve millî haysiyet açısından eleştirdi. Legal Defense Fund ise planı Amerika’nın seyirlik şiddet ve linç geçmişiyle ilişkilendiriyor; devletin insan ölümünü siyasi gösteriye dönüştürmesini kınıyor.
Bu itirazların merkezinde mahkûmun masum olduğu iddiası yok. Asıl soru, suçluluğu kesinleşmiş bir insan karşısında devletin hangi sınırları koruyacağı. 2026’da bu sınırlar daha da önemli. Bir meydandaki infazı orada bulunanlar görür. İnternetteki infaz görüntüsü ise kesilir, çoğaltılır, bağlamından koparılır; çocukların ekranlarına ve propaganda hesaplarına taşınabilir. Yayını başlatan devlet, görüntünün sonraki hayatını yönetemez.
“İstemeyen izlemesin” sözü, görüntülerin kullanıcıların önüne kendiliğinden düştüğü dijital dünyada yetersiz kalır.
Dahası, hukuk bu teknolojiye hazırlıksız yakalanmış görünüyor. AP’ye konuşan uzmanlar, canlı yayını durdurmak için kimlerin dava açabileceğinin bile tartışmalı olduğunu anlatıyor. Askerî düzenlemelerde 18 yaşından küçüklerin infaza tanıklığı yasak. Peki internetten izlemek aynı kapsama giriyor mu? Henüz açık bir cevap yok.
Ara seçimler yaklaşırken böyle bir duyurunun siyasi etkisini de görmezden gelemeyiz. Bunun seçim amacıyla tasarlandığını kanıtlayan bir belge yok. Fakat sertlik gösterisinin seçmene hitap eden tarafı açık. İnfaz aralıkta planlanıyor; siyasi mesajı ise şimdiden dolaşıma sokuluyor.
“Vahşi Batı” benzetmesi burada anlam kazanıyor. Dünyanın en gelişmiş iletişim altyapısı, cezayı yeniden bir ibret gösterisine çevirmek için kullanılabiliyor. Amerika’nın gücü konusunda kuşku yok. Asıl mesele, bu gücün kendisine koyduğu sınır.
Bir devletin adaletini, öldürme anını kaç kişiye izletebildiğiyle ölçmeye başladığımızda, kaybettiğimiz şey yalnızca merhamet değildir. Hukukun ağırlığını da ekranın heyecanına teslim etmiş oluruz.
Amerika, Vahşi Batı’yı geride bıraktığını düşünüyordu. Şimdi meydanı kaldırıp kamerayı kuruyor. Teknoloji ilerliyor; iktidarın ölümü ibret gösterisine dönüştürme arzusu geri geliyor.
Distopik bir film senaryosunu andırıyor. Fakat bu kez hikâye gerçek…
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.
