Gergerlioğlu: Dördüncü evre kanser hastası cezaevinde vefat etti
Konya Ereğli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan dördüncü evre kanser hastası Uğur Yılmaz hayatını kaybetti. Yılmaz’ın yakınları, teşhis ve tedavi sürecinde ciddi ihmaller yaşandığını, tedavinin iki ay geciktirildiğini ve ancak kanser vücuduna yayıldıktan sonra müdahale edildiğini söyledi.

TR724 HABER MERKEZİ
Türkiye’de hasta mahpusların yaşadığı sağlık hakkı ihlalleri bir kez daha ölümle sonuçlandı. Konya Ereğli T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan dördüncü evre kanser hastası Uğur Yılmaz’ın 15 Ağustos 2026’da öldüğü ortaya çıktı.
Adli tutuklu olan Yılmaz’ın ölümünü DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Gergerlioğlu, Yılmaz’ın yakınlarının teşhis ve tedavi sürecinde ciddi ihmaller yaşandığını belirterek cezaevi yönetiminden şikâyetçi olduklarını aktardı.
“KANSER VÜCUDA YAYILDIKTAN SONRA MÜADHALE EDİLDİ”
Gergerlioğlu’nun paylaştığı bilgilere göre Yılmaz’ın yakınları, hastalığın zamanında teşhis edilmediğini ve gerekli tedavinin uygulanmadığını ileri sürdü. Tedavinin iki ay boyunca geciktirildiğini belirten aile, kanserin vücuda yayılmasının ardından müdahale edildiğini ifade etti.
Yaşananlara tepki gösteren Gergerlioğlu, Adalet Bakanlığı’na seslenerek şu ifadeleri kullandı:
“Yakınları, doğru düzgün tanı ve tedavi yapılmadığını, gecikmeler yaşandığını söylüyor. Evet, hayatını kaybetti ama biz bu konuyu Bakanlığa soruyoruz: Bu ne iştir?”
“BUNLAR HEP BİLDİĞİMİZ HADİSELER”
Hasta mahpusların yaşadığı hak ihlallerinin yeni olmadığını vurgulayan Gergerlioğlu, Yılmaz’ın ailesinin cezaevi görevlilerinden şikâyetçi olduğunu belirtti.
“Mahpus yakınları, çok büyük haksızlık yaşandığını ve sağlık hakkının ihlal edildiğini anlatıyor. Tedavilerin iki ay boyunca geciktiğini, ancak kanser vücuda yayıldıktan sonra müdahale edildiğini söylüyorlar.”
Gergerlioğlu, “Bunlar hep bildiğimiz hadiseler!” diyerek Yılmaz’ın yakınlarının kendilerine başvurduğunu ve konuyu Adalet Bakanlığı’na ileteceklerini açıkladı.
Uğur Yılmaz’ın ölümü, ağır hasta mahpusların tedaviye erişimi ve cezaevlerindeki sağlık hizmetlerine ilişkin ihmallerin araştırılması gerektiğini bir kez daha gündeme getirdi. Ailenin iddialarına ilişkin cezaevi yönetimi ve Adalet Bakanlığı’ndan henüz bir açıklama aktarılmadı.
“30 GÜN BOYUNCA DAYANILMAZ AĞRILAR ÇEKTİ”
TR724’ün edindiği bilgilere göre, Konya Ereğli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 15 Ağustos 2026’da hayatını kaybeden dördüncü evre kanser hastası Uğur Yılmaz’ın kardeşi Nurdan Yılmaz, ağabeyinin yaşadıklarını anlattı. Yılmaz, ağabeyinin haftalarca dayanılmaz ağrılar çekmesine rağmen hastaneye sevk edilmediğini, farklı teşhislerle koğuşuna gönderildiğini ve kanserin bütün vücuduna yayıldığının ancak ölümünden kısa süre önce tespit edildiğini söyledi.
Nurdan Yılmaz’ın aktardığına göre, ağabeyi Uğur Yılmaz, 1 Haziran 2026’dan itibaren şiddetli eklem ve vücut ağrıları yaşamaya başladı. Ağrıları nedeniyle uyuyamayan Yılmaz, defalarca hastaneye gitmek istedi ancak cezaevi görevlileri tarafından hastaneye götürülmedi.
“Abim, 1 Temmuz 2026’da revire götürüldü. Revir doktoru hiçbir tahlil ve tetkik yapmadan böbrek enfeksiyonu teşhisi koyarak ağrı kesici verdi ve koğuşuna gönderdi. Ağrılara dayanamayan abim, hastaneye sevk edilmek için sabaha kadar kapıyı yumrukladı. Hatta intihar girişiminde bulundu. Artık yürüyemez, banyo yapamaz, yemek yiyemez ve su içemez hale gelmişti. Koğuş arkadaşlarının yardımıyla banyo yapabiliyordu.”
“VÜCUDUNDAKİ KİTLELERİ ZEYTİNYAĞIYLA OVUP GÜNEŞTE YATIRMIŞLAR”
Ağabeyinin her geçen gün kilo kaybettiğini, gözlerinin ve vücudunun sarardığını anlatan Nurdan Yılmaz, yeniden revire götürülen ağabeyine bu kez idrar yolu enfeksiyonu teşhisi konulduğunu söyledi.
“Koğuş arkadaşları, abimin vücudundaki kitleleri zeytinyağıyla ovuyorlardı. Ağrıları hafiflesin diye abimi çöp poşetine sarıp akşama kadar güneşte yatırmışlar. Yürüyemeyen abim, her gün bir arkadaşının desteğiyle telefonun yanına gelerek beni arıyordu. Hastaneye sevk edilmediğini her anlattığında cezaevi yönetimi tarafından telefon kapatılıyordu.”
Ağabeyinden haber alamadıklarında cezaevini aradıklarını belirten Yılmaz, kendilerine “Uğur gayet iyi, bir şeyi yok. Koğuş telefonu arızalı, 10 gün açılmayacak” cevabının verildiğini ileri sürdü.
“Abim artık nefes alamaz hale gelmişti. Telefonda kelime kelime konuşuyordu, cümlelerini ben birleştiriyordum. Tekrar revire götürüldüğünde bu kez bel fıtığı denilerek ağrı kesici verildi ve koğuşuna gönderildi.”
“KANSER AKCİĞERLERİNE, KARACİĞERİNE VE BÜTÜN KEMİKLERİNE YAYILMIŞTI”
Nurdan Yılmaz, kendi girişimleri sonucunda ağabeyinin ancak ağustos ayının ilk haftasında Ereğli Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini söyledi. Konya Şehir Hastanesi’nden PET taraması için aldığı 2 ve 3 Ağustos tarihli randevulara ise jandarma bulunmadığı gerekçesiyle götürülmediğini belirtti.
“Şikâyetlerim ve çabalarım sonucunda abim, 5 Ağustos 2026’da PET taramasına götürüldü. Rapora göre dördüncü evre, primer odağının pankreas olduğu düşünülen kanser teşhisi konuldu. Kanser akciğerlere, karaciğere, karın bölgesine ve bütün kemiklerine metastaz yapmıştı.”
Yılmaz, yürüyemeyecek durumda olan ağabeyinin hastanede kelepçeli şekilde yürümeye zorlandığını, kendisine tekerlekli sandalye verilmediğini ve tutuklu servisinde fayans zeminde oturtulduğunu da öne sürdü.
“Abim yorulup eğildiğinde zorla kaldırılarak yeniden yürütüldü. Binlerce adım attırıldı. Cezaevi müdürü hiçbir resmî yazışmayı zamanında yapmadı.”
“BENİ BURADA ÖLDÜRECEKLER, ONLAR GİBİ ÖLMEK İSTEMİYORUM”
Ağabeyinin infazının ertelenmesi ve hastanede tedavi altına alınması için avukat Kübra Kurt ile görüştüğünü belirten Nurdan Yılmaz, PET raporunu aynı gün hazırlatarak Ereğli’ye götürdüğünü söyledi.
“Heyete, ‘Abimin infazını kaldırın, hastaneye sevk edin. Yatarak tedavi görmesi gerekiyor, abim ölüyor’ diye yalvardım.”
Nurdan Yılmaz, ağabeyiyle cezaevinde gerçekleştirdiği açık görüşte yaşadıklarını ise şöyle anlattı:
“Açık görüşe girdim. Abimi koğuş arkadaşı kucağında getirip benim kucağıma verdi. İnanılmaz zayıflamıştı, ağrı içinde kıvranıyordu. Bana, ‘Beni burada öldürecekler. Koğuşta üç kişi kanserden öldü. Onları hastaneye götürmeleri için gardiyanların kucağına ben verdim. Onlar geri bana verdi. Yataklarında acı içinde ölürken hep biz gördük, biz bulduk. Ben onlar gibi burada ölmek istemiyorum’ dedi ve ağladı. Ben de ona, ‘Seni buradan alacağım. İnfazının kaldırılması için uğraşıyorum’ dedim.”
“ÖLECEK OLAN ADAMI NEDEN GETİRDİNİZ, ÇOK GEÇ KALMIŞSINIZ”
Nurdan Yılmaz’ın anlatımına göre, Uğur Yılmaz 6 Ağustos 2026’da koğuşunda fenalaştı. Nefes almakta zorlanan ve boynuyla sırtındaki kitleler dışarıdan görülebilen Yılmaz, Konya Şehir Hastanesi’ne kaldırılarak tutuklu servisinde tedavi altına alındı.
Nurdan Yılmaz, cezaevi müdürünün o sırada “Aman burada ölmesin, başımıza bela olmasın, götürün” dediğini ve bu sözleri avukatlarının bizzat duyduğunu ileri sürdü.
“Doktor, abimin yanında infaz koruma memurlarına, ‘Ölecek olan adamı neden getirdiniz? Çok geç kalmışsınız, adam ölüyor’ demiş. Abim bunları kendi kulaklarıyla duymuş.”
“SU İÇİN YALVARDIM, VERMEDİLER. ABİM ÖLDÜ…”
Savcılıktan izin alarak ağabeyini hastanede ziyaret ettiğini belirten Nurdan Yılmaz, ağır durumdaki ağabeyine hastanede su verilmediğini öne sürdü.
“Cuma günü hastanenin tutuklu servisine yatırılan, yoğun bakım gerektirecek durumdaki abime cuma gününden pazartesi gününe kadar su vermemişler. Öleceğini söylemişler. Abim 15 Ağustos 2026 saat 18.35’te hayatını kaybetti. Bu tarihe kadar su vermediler. Kolunu bile kaldıramayan abimden dilekçe yazmasını istediler. Su için yalvardım, vermediler. Abim öldü…”
TR724 Patreon
Bağımsız haberciliğe destek olun
TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.















