Trump yargılanmalı mı?

YORUM | UĞUR TEZCAN 

Bu yazının genel çerçevesinin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikli olarak Trump’ın ardından Amerika”, “Trump tekrar kazanır mı?”, “Şımarık çocuklar eğlenirken” ve “Trump geri döner mi?” başlıklı yazılara göz atmanızı tavsiye ederim.

Başlıktaki sorunun cevabını herkes kendi prensiplerine, hayat anlayışına veya tarafı olduğu düşüncenin ve partinin reaksiyonlarına dayanarak vermeye çalışıyor. Doğal olarak düşünceler, duygular ve temenniler çoklukla birbirlerine karışıp duruyorlar.

Amerikan toplumu bu soru ile cebelleşirken bizler de aynı soruyu Erdoğan ve AK Parti rejimi için soruyoruz! 2015 yılında yazdığım dört yazıdan oluşan bir seride ben de ‘AK Parti ve Ergenekon Yargılanmalı mı’ diye sormuş ve neden yargılanmaları gerektiği yönündeki düşüncelerimi paylaşmıştım. Bugün benzer endişeler üzerinden gelinen noktada Amerikan halkı da aynı soruyu soruyor. Türkiye’de muhalefet de dahil olmak üzere gerçek bir tartışma ortamı olmadığı için bu konular konuşulamıyor. Birazdan sunacağım şablona Trump’ı çıkarıp Erdoğan’ı ve peşindeki, artık siyasi parti hükmünü yitirmiş olan, mafyalaşmış örgütü koyabilirsiniz hem de daha geniş ve derin bir delil spektrumunun ışığı altında…

Trump’ın yargılanması veya azledilmesi şeklinde bir ikilem var ortada. Başkanlık seçimi sonuçlarını hala kabullenemese de sonuçta kaybetmiş olan Trump, meclis binasının basılması ile neticelenen kalkışmanın teşvikçisi olmakla suçlandı ve görev süresi bitmiş olmasına rağmen Demokratlar tarafından temsilciler meclisi düzeyinde tekrar (görevden) ‘azledildi’. İddianamenin kabulünün ardından adli kovuşturma amacıyla konu Senato’ya taşındı. Kendi partisi olan Cumhuriyetçi Parti’den yedi senatör Trump aleyhine oy kullanmış olduğu halde beklenen oldu ve çoğunluk sağlanamadığı için Trump, Amerikan tarihinde aynı anda hem iki kere azledilen hem de iki kere azilden kurtulan başkan olma rekorunu kırmış oldu. Kararın ardından, tıpkı daha önce yaptığı gibi, sonucu bir “cadı avından aklanma” şeklinde bir PR çalışmasına dönüştürmekte gecikmedi.

Yaptığı açıklamada kendisinin lideri olduğunu düşündüğü ve başkanlığı döneminde de sıklıkla kullandığı “Amerika’yı Tekrar Büyük Yap” ismini verdiği politik hareketin asıl şimdi başladığını söyledi ve “tarihi, vatansever ve güzel” olarak tanımladığı bu hareketin geleceği adına yakın gelecekte bir paylaşımda bulunacağını ifade etti. Ardından da her zaman yaptığı gibi “şeytanlaştırma” sopasını elinde aldı ve Demokratları “hukukun üstünlüğüne leke sürmek” ve “adaleti siyasi bir intikam aracı” olarak kullanmakla suçladı. Oysa asıl kendisi taraftarlarına meclis binası bastırmış ve kendisine istediği ölçüde destek vermeyen kendi başkan yardımcısı Mike Pence’in bile baskın sırasında hayatını tehlikeye atmıştı. Düşünsenize, bir başkan ve yanındakiler bir odaya doluşmuş sevinç içinde ve hatta bazıları dans ederek, gaza getirdikleri bir kalabalığın meclis binasını basma anını izledikleri sırada kendi başkan yardımcısı, meclis binasında odadan odaya kaçarak hayatını kurtarmaya çalışıyor olsun! Baskın olayında yaşanan tam da buydu işte!

Amerikan halkı çoğunluğu itibarıyla bu baskının tam olarak ne anlama geldiğini ve demokrasinin geleceğine dönük arz ettiği tehlikeyi tam olarak anlayabilmiş durumda değil. Özellikle Cumhuriyetçi kesimin çoğunluğu olaya hala taraftarlık gözlüğüyle bakıyor. Tehlikeyi anlayan kesimlerin Trump’ı yargı önüne çıkarmak istemelerinin asıl sebebi yaklaşan tehlikenin kokusunu almış olmaları. İşte bu nedenle Trump’ın demokrasinin geleceğini hiçe sayan vurdumduymaz ve tehlikeli tavırlarının cezasız kalmamasını talep ediyorlar. Halbuki Türkiye’de Erdoğan muhalifi kesimler ‘Cemaat yok olsun da ne hukuksuzluk yaşanırsa yaşansın’ şeklinde düşünerek yaşanan hukuk ve demokrasi katliamının ortağı oldular. Yani kısaca Amerika’da, demokratik ve hukuki hassasiyetleri ve refleksleri hala körelmemiş olan kesimler var ve bunlar Trump’ın öncülük ettiği tehlikelere karşı önlemler almaya çalışıyorlar.  

Meclis baskını olayının yaşattığı şok bazı Cumhuriyetçiler dahil birçoklarını uyandırdı ve endişeye sevk etti. Oysa olaylardan önce birçok insan şayet Trump’ın üzerine gidilirse taraftarlarının tehlikeli eylemlere girişebileceği ihtimalinden bahsediyordu. Yani bilinçaltları onlara Trump’ın üzerine çok da fazla gidilmemesi gerektiğini söylüyordu. Bense, Amerikalı arkadaşlarıma bunun tam aksini söylüyordum.

Olayların hemen akabinde Trump’ın kendi kabinesinden insanlar dahil olmak üzere birçok Cumhuriyetçi, Trump ile yollarını ayırdılar, bir kısmı da son anda ikna edildiler. Eski Birleşmiş Milletler Ataşesi ve Trump lobicisi Cumhuriyetçi Nikki Haley, “Trump’ın Cumhuriyetçileri aldattığını ve onu takip etmekle hata ettiklerini ve bunun bir daha tekrar etmemesi gerektiğini” ifade etti. Bu önemli bir gelişmeydi! Zira Türkiye örneğinde; Erdoğan’ın yanlış yaptığını bilen birçok önde gelen insan korkuyla ve/veya çıkarla hareket ederek Erdoğan’ın “Fetö” ve “15 Temmuz” retoriklerini sahiplenmekten çekinmemişlerdi.

Demokratları ‘azil sürecine’ tekrar sokan öfke Trump’ın ve taraftarlarının bizzat demokrasinin kalesi konumundaki meclis binasına saldırma cesareti gösterilmiş olmalarıydı. İşte bu nedenle Trump’ı yargılayabilme sürecinin kapısını açmak istediler; ama beceremediler. Bunun böyle neticeleneceği, azil sürecine yeterli Cumhuriyetçi desteği çıkmayacağı en başından belliydi. Trump’a ders vermek isteyenler haklı olarak demokrasinin bir daha böyle eylemlerle zedelenmemesinin önüne set çekmek düşüncesi ile hareket ediyorlardı. Yani olay salt Trump nefreti üzerine kurulu siyasi bir manevra değildi. Eğer Trump yargılanmazsa bunun ileriki yıllarda benzer otoriter eğilimler sergileyebilecek başka adayları da onların fanatik, özellikle beyaz ırkçı, taraftarlarını da cesaretlendireceğini düşünüyorlardı. Olaylara karışan birçok normal vatandaş FBI tarafından yakalandı ve hala da aranan isimler var. Onları galeyana getiren Trump ise şimdilik yakayı kurtarmış durumda; hatta azledilme sayesinde siyasi bir manevra şansı daha yakalamış oldu. Bir el Trump’ı koruyor mu yoksa Amerika gitgide güçlünün yargı elinden kaçabildiği bir ülke haline mi geliyor bunu zamanla göreceğiz!

İşin ilginç yanı Trump’ın üzerine asıl gidilebilecek konularda hareket alanının ilginç bir şekilde kısıtlanmış olması. Normalde Amerikan federal hükümeti adam öldürme, kaçakçılık, gasp vb. ciddi suçlardan içeri alamadığı meşhur gangster Al Capone’u bile ekonomik gerekçeler ve deliller kullanmak suretiyle mahkûm edebilmişti. O zamanda seçtiği başarılı yöntem bu idi. Bu anlayış, mevcut federal yapının önemli bir stratejisi olagelmiştir hep.

Trump hakkında son derece ciddi bazı suçlamalar var: Vergi kaçırma, görevi kötüye kullanma (Ukrayna ile yaşanan tehdit-rüşvet skandalında olduğu gibi) ve kampanya fonlarında yaşanan ve Trump’ın avukatının da itiraf ettiği yolsuzluk olayı gibi… Ayrıca Trump’ın görevini kötüye kullanarak adaletin tecelli etmesini engellediğine dair delillerin olduğu durumlar da var ortada. Bunlar somut olanları. Bunların haricinde direk suç olmasa da demokratik teamülleri ortadan kaldırmaya dönük bürokratik bazı hamleler yaptığı da bilinen bir gerçek.

Ama nedense bu konular, özellikle de vergi kaçırma konusu, üzerinden Trump’ın üzerine gidilemiyor. Artık bundan sonrası neye nasıl inandığınıza bakıyor. Başkanlık yetkilerinin koruyucu kalkanları mı, derin devlet mi, yoksa başka bir gizli irade mi Trump’ı koruyor da asıl darbe yiyebileceği alanlar üzerinden yargılanamıyor, bunun cevabını belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Zaten kanaatimce işte bu tıkanıklıktan ve belki de çaresizlikten ötürü Demokratlar ellerindeki son ve belki de tek koz olan, tek atımlık ‘azledilme süreci’ silahını kullanmak zorunda kaldılar; yeterli sayıda Cumhuriyetçi oy çıkmaması ihtimalini ve tekrar aklanması durumunda bunun Trump’ın elini daha da güçlendirebileceği ihtimalini göze alarak…

Daha önceki yazılarda Trump’ın bazı karakter özelliklerine ve siyasi motivasyonlarına işaret etmiştik. Ayrıca hem Trump’ın hem de “Trumpism” şeklinde özetlenen siyasi akımın geleceğinin Cumhuriyetçi Parti liderliğinin vereceği karara bağlı olduğunu belirtmiştik. Kısaca demokrasi ve hukuk temelinde hareket ederek Amerika’yı gerçek manada ‘’büyük’’ yapan politikalara mı geri dönecekler, ki bazı Cumhuriyetçilerin tepkisi parti içindeki bu tür reflekslere işaret ediyor, yoksa Trump’ın “Amerika’yı tekrar büyük yapalım” şeklinde özetlenen otokrat eğilimli, pragmatik, ötekileştirici, şeytanlaştırıcı ve algılara dayalı (evet Erdoğan’ı tasvir ediyorum sandınız) sahte akımına esir mi düşecekler? Parti tabanından yükselen liderler hep Trumpizm’in açtığı kanaldan kendilerine alan açmaya mı çalışacaklar?

Bu yazıda özetlemeye çalıştığım gibi, kendi ihtirasları adına demokrasinin temellerine dinamit döşemekten imtina etmeyen ve hakkında ciddi suç iddiaları olan birisi sırf yetki sahibi, makam sahibi, taraftar sahibi, siyasi nüfuz sahibi ve para sahibi olduğu için koruma çemberi altında rahatça hareket edip Amerikan siyasetinde rol oynamaya devam edebilecek mi? Yoksa yapmak istediklerini kendi aile çevresini ve parti içindeki nüfusu ile desteklediği adayları kullanmak suretiyle mi devam ettirecek.

Başlıktaki soruya geri dönersek; önümüzdeki günlerde herkes kendi anlayışına ve bakış açısına göre bu soruya bir cevap aramaya devam edecek. Benim kanaatim Trump’ın kesinlikle yargılanması ve cezası sabit olduğu takdirde de cezalandırılması şeklinde. Güçlülerin ve çirkef insanların hep idare edildikleri bir dünyadan sıkılmaya başladım artık. Zaten Amerika’da da birçok insan suçlu bir başkanın cezalandırılması noktasında yaşanacak bir başarısızlığın topluma ‘güçlüler kanunun üzerindedir’ şeklinde bir mesaj göndereceğini ve benzer eğilimdeki başka adayları dada da cesaretlendireceğini düşünüyorlar. Bu nedenle de adalet sisteminin Trump’ın temsil ettiği “sahte hayallerin mezarı olmasını” istiyorlar ve bekliyorlar.

Bakalım zaman bizlere neler gösterecek!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin