Trump geri döner mi?

YORUM | UĞUR TEZCAN 

Bu yazıda net bir cevabı olmayan bir soru etrafında fikir jimnastiği yapacağız. Bu yazıyı ilk yazmayı planladığımda 20 Ocak tarihine henüz iki hafta vardı. Ayın yirmisi çoktan geride kaldı ve (artık) eski Başkan Donald Trump gerçek manada yerini Joe Biden’a bıraktı. Bu, birçok Amerikalı ve hatta dünya milletleri açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendiriliyor.  

Konuyla ilgili önceden yazdıklarımız bağlamından bakıldığında acaba Biden’ın başkan olması mı yeni bir dönemin başlangıcı; yoksa Trump’ın dört yıllık başkanlık dönemi zaten Amerikan siyasetinde yeni bir dönemin kapısını çoktan aralamış mıydı soruları arasında gidip geleceksiniz.

Daha önce yazdığım, “Trump’ın ardından Amerika”, “Trump tekrar kazanır mı?” ve “Şımarık çocuklar eğlenirken” başlıklı yazılarda Trump’ın bazı karakter özelliklerini ve onun Amerikan siyaseti üzerinde bıraktığı birtakım derin ve sarsıcı tesirleri kendi penceremden irdelemeye çalışmıştım. Bu yazıda biraz da onun son anlarına ve geleceğe dair birtakım hususlara değinmeye çalışalım ve Trump, tarih sahnesinden tamamen silinir mi; yargılanma süreci başlar ve gündemde kalmaya devam eder mi ve en önemlisi de başkanlığa tekrar adaylığını koyar mı gibi sorular üzerinde biraz fikir jimnastiği yapalım.

Trump’ın son gidiş anlarını hatırlayalım. Kendisi sonradan inkâr etse de Kongre binasının basılması hadisesinde teşvik edici oldu ve çok tepki çekti. Bazı Cumhuriyetçilerden bile tepkiler aldı. Kendi kabinesinden ayrılanlar oldu ve daha fazlasının istifa etmesinin son anda önlendiği yönünde duyumlar ortaya çıktı. Azledilme süreci tekrar başlatıldı ve ilk onayı alındı. Top şimdi Senato’da! Biden’in devir teslim törenine katılmadı. Halkı ve siyaseti bölerek ve demokratik seçimlerin güvenliğine olan güveni sarsarak gitti. Devlet geleneklerini kişisel ihtiraslarına feda etmekten hiç çekinmedi.

Tüm bu olumsuz görüntülere ve kongre binası kalkışmasındaki rolüne rağmen yapılan anketler Trump’ın Cumhuriyetçi taban içindeki popülaritesinin olanlardan çok fazla etkilenmediğini gösteriyor; hatta bazı anketlerde bunun biraz arttığı yönünde göstergeler de var. Başta Cumhuriyetçi kadınlar olmak üzere önemli bir taban Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’nin geleceğinde önemli bir rol oynamasını tercih ediyor. Cumhuriyetçilerin neredeyse yüzde sekseni Trump’a hala pozitif bakıyor (The Hill, Ocak 27, 2021).

Newsweek dergisi de benzer anket sonuçları yayınladı. Amerikan halkının geneline bakıldığında yaklaşık yüzde 77’lik bir kesim Cumhuriyetçi partinin artık Trump’ı unutup yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyor. Yaklaşık yüzde 60’lık kesim Trump’ın bir daha kamu görevi alabilmesinin önünün kapatılması gerektiğine inanıyor. Fakat önemli olan nokta bu oranın Cumhuriyetçi Parti tabanında karşılığının aynı şekilde olmadığı gerçeği. Cumhuriyetçilerin yüzde 80’e yakını bu fikre karşı çıkıyor.

Öyle bir tabandan bahsediyoruz ki Trump’ın son birkaç ayında yoğun bir şekilde yürüttüğü bütün algı operasyonlarından çok büyük bir oranda etkilenmiş bir topluluk bu. Trump, uzun süredir seçimleri kaybetme ihtimaline karşı kaybedeceği dönemin sonrasına dönük iftira atıcı, güven kırıcı söylemlerde bulunuyordu. Seçimlerin güvensizliği üzerine sürekli propaganda yaptı ve kaybetmesi halinde sonuçları kabul etmeyeceğini sıklıkla söyledi. Seçimleri gerçekten kaybedince de çeşitli eyaletlerde davalar açtırdı. Oralara geçerli bir delil sunamadığı halde yine de ‘’oylarım çalındı’’ yaygarasına devam etti. Kongre binası basan eylemcilerin ana sloganları da hep bu minvalde oldu. Trump’ın taraftarları onun yardımcısı Mike Pence’i bile, Trump’ın yöntemini arzu edildiği şekilde desteklemediği için, hainlikle suçladılar.

Bu propagandaların etkili olduğu hem Newsweek hem de CNN’in yaptırdıkları anketlere yansıdı. Bugün her dört Cumhuriyetçiden üçü Biden’ın seçimi meşru bir şekilde kazanmadığını düşünüyor. Hatta bu ‘inatçı’ kesimin yaklaşık yüzde 58’i, Biden’ın meşru bir şekilde seçilmediği konusunda “kesin deliller” (solid evidence) olduğunu düşünüyor. Yüzde 13’lük bir kesim ise sadece şüphe duyduklarını belirtiyor.

Yani özetle diyebiliriz ki, Trump’ın tekrar kamu görevi almasının önünün kesilmesi gerektiği fikrine sıcak bakan yaklaşık yüzde yirmilik bir Cumhuriyetçi taban dışındaki büyük bir kitle Trump ile olan gönül veya tarafgirlik bağını bir şekilde koparmamış durumda. Buna sadece parti tarafgirliği demek eksik kalır. Bunda şüphesiz Trump kampanyasının uzun bir süre boyunca ısrarla ve bağırarak yürüttüğü kitle oluşturma yörüngeli yürüttükleri büyülü algı operasyonunun ve yoğun propaganda döneminin önemli bir katkısı var.

Zaten Trump’a cesaret veren en büyük etkenlerden birisi de bu son seçimi kaybetmesine rağmen Biden’dan sonra en fazla oy almayı başaran ikinci başkan adayı olmuş olması gerçeği. Kendisinin gelmiş geçmiş en iyi Amerikan Başkanı olduğunu söylemekten hiç çekinmeyen bir karakterdi Trump. Daha en başından beri insanların ona karşı bir bağımlılıklarını olduğunu iddia ediyor ve bunu söylemekten de imtina etmiyordu. Mesela, 2016 yılında ilk seçileceği dönemde New York şehrinde bulunan meşhur 5. Caddeyi kastederek “sokak ortasında birisini vursam yine de oy kaybetmem” diyecek kadar insanların kendisine bağlı olduğunu düşünen bir karaktere ve güvene sahip birisi kendisi.

Şimdi böyle birinin son seçimde çok yüksek sayıda oy almış olmasına rağmen seçimi kaybetmiş olmasının iç dünyasında nasıl bir etki bırakacağını ve durumu neden kolaylıkla kabullenemeyeceğini daha iyi anlamış olursunuz. Üstelik hakkında açılma ihtimali bulunan o kadar dava dosyası bulunurken!

Peki, böyle bir Trump tekrar seçimlere girer mi ve siyasete geri dönmeye çalışır mı?

Bu elbette birçok faktöre bağlı. Kesin cevabı henüz kendi çevresi bile bilmiyor diyebiliriz. Bu konuda aralarında farklı düşünceler olduğu yönünde haberler yansıdı basına. Daha önceki bir yazımızda Trump’ın kaderinin Cumhuriyetçi Parti liderliğinin vereceği karara bağlı olduğunu söylemiştik. Yani Trump gibi karakter zafiyeti olan, bölücü, dışlayıcı; hatta ırkçı diskur kullanan, hakkında vergi kaçırma ve suç iddiaları olan bir kişiyle sırf popülaritesi var diye yola devam mı etmek isteyecek? Yoksa sadece; Trump’ın eşeleyip ortaya çıkardığı hamasete dayalı siyaset kaynağını sonuna kadar kullanmak isteyecek ve bunu benzer bir retorikle sürdürebilecek olan başka bir adayla mı yoluna devam etmek isteyecek?

Ya da farklı bir yol tercih edip; Cumhuriyetçi değer ve politikaları temsil edebilecek, devlet adamlığı kabiliyeti olan daha oturaklı, vakur bir adayla mı yollarına devam etmek isteyecek?

Eğer Trump bir parti kurmaya kalkışırsa Trump’ın yeni bir parti kurup Cumhuriyetçi oyları bölmesini engellemek adına ona veya ailesi içerisinden çıkabilecek bir adaya birtakım siyasi rol tavizleri mi verecekler bunu hep zaman gösterecek. Trump’a yakın bazı kaynaklar Trump’ın bir parti kurma ihtimalini dile getirmişlerdi. Bunun haricinde, Trump’ın genel olarak medya ile arası sorunlu olduğu için ve son döneminde Fox TV gibi Cumhuriyetçi refleksleri olan bir basın organı ile dahi kavga ettiğinden ötürü alternatif bir medya organı ve/veya (Twitter’dan kovulduğu için) bir sosyal medya platformu kurabileceği ihtimalleri de dile getiriliyor. Trump’ın siyaset üzerindeki etkisini, oluşturduğu bu kaynaklarla ve popülaritesini de kullanarak destekleyeceği bazı adaylar üzerinden yürütmek isteyebileceği de ihtimaller dahilinde.

Trump’ın bizzat kendisi, henüz seçimden önceki dönemde bile, kaybetmesi durumunda 2024 yılında tekrar aday olabileceğine dair ifadeler kullanmıştı. Nitekim, geçen hafta yaptığı veda konuşmasında “bir şekilde” (formda) geri döneceğini söyledi ve kendi “hareketinin” asıl şimdi başladığını ifade etti. Basına yansıyan bazı iddialarda Trump’ın yeni bir parti kurma ihtimali üzerinde duruldu. The Hill’de yayınlanan ankette zaten bu soru da sorulmuştu Cumhuriyetçi katılımcılara. Her 10 katılımcıdan 3’ü Trump’ın kuracağı bir “Vatansever Partisine” (Patriot Party) sıcak baktıklarını söylediler. Yüzde yirmi beşlik bir kesimse bu konuda kararsız olduklarını belirttiler. Bu potansiyelin Trumpçı çevreleri memnun ettiği aşikâr.

Trump parti kurmayı gerçekten dener mi, yoksa o potansiyelin varlığını bir tehdit olarak kullanıp Cumhuriyetçi parti liderliğine “Beni Demokratik Parti’den gelebilecek azledilme davaları ve diğer vergi ve suç dosyalarına karşı korumazsanız…” tarzında bir tutum takınarak tehdit etme ve baskılama yöntemlerine mi sığınır?

Yoksa bunların hiçbiri gerçekleşmez de ortada yalnız bırakılan ve parti üzerinde arzu ettiği ‘özgül ağırlığı’ tesis edememiş bir Trump, adalet kılıcının önüne atı verilir ve hakkında yürütülen davaların cenderesine kurban mı verilir?

Sanırım tüm bu soruların cevabını en iyi zaman gösterecek!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin