İki gecede dağılan Avrupa hayali 

Şampiyonlar Ligi'ndeki iki temsilcimiz Galatasaray ve Fenerbahçe, 2. haftayı farklı mağlubiyetlerle kapattı. Alınan iki yenilgi, Avrupa ile rekabette yetersiz kaldığımızı bir kez daha ortaya koydu.

İki gecede dağılan Avrupa hayali 

HASAN CÜCÜK | ANALİZ

Türk futbolu, iki gecede Avrupa gerçeğiyle bir kez daha yüzleşti. Galatasaray sahasında Barcelona’ya 4-1, Fenerbahçe ise İngiltere’de Aston Villa’ya 6-0 yenildi. Galatasaray bir ara umutlandı, Fenerbahçe daha ilk yarıda havlu attı. Skorlar farklı olsa da ortaya çıkan manzara aynıydı: Yıldız transferlerine ve büyük bütçelere rağmen Avrupa’nın güçlü takımlarıyla aramızdaki mesafe kapanmıyor. 

Türkiye’nin büyük kulüpleri transfer dönemlerinde milyonlar harcıyor, yıldız futbolcuları kadrolarına katıyor ve Avrupa’da büyük hedeflerden söz ediyor. Ancak sahaya çıkıldığında başka bir gerçekle karşılaşıyoruz. İyi futbolculara sahip olmakla iyi bir takım olmak arasındaki fark, Avrupa’nın üst düzey maçlarında bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. 

Barcelona ve Aston Villa’nın üstünlüğü yalnızca bireysel yeteneklerinden kaynaklanmadı. Topu daha hızlı dolaştırdılar, baskı altında doğru kararlar verdiler, topu kaybettiklerinde rakibe rahat hareket etme imkânı tanımadılar. Türk temsilcileri ise bu baskıyı kırmakta ve oyun düzenlerini korumakta zorlandı. Fark, birkaç oyuncunun kalitesinden çok, takımın bütün olarak nasıl hareket ettiğindeydi. 

Galatasaray, Barcelona karşısında öne geçerek taraftarına umut verdi. Barış Alper Yılmaz’ın iptal edilen golü de maçın kırılma anlarından biriydi. Ancak karşılaşmanın hikâyesini yalnızca bu pozisyonla açıklamak, asıl sorunu görmezden gelmek olur. Barcelona beraberliği yakaladıktan sonra ikinci yarının başında bulduğu gollerle oyunu kontrolüne aldı. Galatasaray ise rakibin baskısını karşılamakla yetindi; topu kazandığında oyunu sakinleştiremedi, Barcelona’yı kendi yarı sahasında tutacak hücum sürekliliğini sağlayamadı. 

Fenerbahçe’nin Aston Villa karşısındaki 6-0’lık yenilgisi ise çok daha ağır bir tablo ortaya koydu. İlk yarıyı 3-0 geride kapatan sarı-lacivertliler, ikinci yarıda da rakibin hücumlarına karşı koyamadı. Skor büyüdükçe savunma düzeni bozuldu, takımın oyuna tutunma ihtimali azaldı. Bu kadar farklı bir mağlubiyeti birkaç bireysel hatayla açıklamak mümkün değil. Savunma ile orta saha arasındaki kopukluk, rakibe bırakılan alanlar ve maç içinde çözüm üretilememesi, daha kapsamlı bir sorgulamayı gerektiriyor. 

Şampiyonlar Ligi, Süper Lig değil. Türkiye’deki rekabetin şartlarıyla Avrupa’nın üst düzey futbolu arasında ciddi fark var. Süper Lig’de bireysel kaliteyle kapatılabilen eksikler, Avrupa’da daha hızlı, daha organize ve hataları daha acımasızca cezalandıran rakipler karşısında görünür hâle geliyor. Kadro değerlerini sıralayarak ligin kalitesini ölçmek kolay. Fakat Avrupa sahnesinde belirleyici olan, futbolcuların piyasa değeri değil, sahada ortaya koydukları kolektif performans. 

Edirne’nin dışına çıkınca acı gerçek yüzümüze çarpılıyor. Ne kulüp ne de millî takım düzeyinde istikrarlı ve yerleşmiş bir oyun anlayışından söz edebiliyoruz. Teknik direktörler değişiyor, transferler yapılıyor, hedefler büyütülüyor; fakat Avrupa’nın güçlü takımları karşısında benzer sorunlar tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Baskı altında oyun kuramamak, savunma bütünlüğünü koruyamamak ve maçın gidişatına göre alternatif üretememek, tesadüfi eksiklikler değil. 

Elbette eleştirilerin adreslerinden biri teknik direktörler. Galatasaray’da Okan Buruk, üst üste dört Süper Lig şampiyonluğuyla önemli bir başarı elde etti. Ancak yerel ligdeki başarıyı Avrupa’daki performansa taşımak ayrı bir mesele. Büyük transfer yatırımlarına rağmen Avrupa’da geriye düşüldüğünde oyunu değiştirecek planların yetersiz kalması, teknik heyetin sorgulanmasını gerektiriyor. Koşan, pres yapan ve oyunun temposunu sürekli yüksek tutan takımlar karşısında çözüm üretememek, görmezden gelinecek bir sorun değil. 

Fenerbahçe cephesinde de 6-0’lık yenilginin açıklaması yalnızca rakibin gücü olamaz. Aston Villa elbette güçlü bir takım; ancak bu, Fenerbahçe’nin oyun düzeninin bu ölçüde dağılmasını açıklamaya yetmez. Böyle bir sonuç, teknik heyetin hazırlığını, maç içindeki müdahalelerini ve takımın baskı altında nasıl tepki verdiğini sorgulatır. Şampiyonlar Ligi’ne katılmayı ekonomik gelir ve prestij açısından önemli görmek başka, orada gerçekten rekabet edebilecek bir takım oluşturmak başkadır. 

Galatasaray’ın Sporting ve Barcelona, Fenerbahçe’nin Aston Villa karşısındaki ağır yenilgileri acı gerçeği bir daha yüzümüze vurdu.  

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

Yorum Yap