ANALİZ | Emekliyi ‘sefalette’ eşitleyen AKP, yeni düzenleme sözü verdi!

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeklilerin yaşadığı zorlukların farkında olduklarını belirterek yıl sonuna kadar yeni bir düzenleme yapılacağını açıkladı. Sanki emekliler AKP iktidarı döneminde sefalete sürüklenmemiş gibi! Ancak emeklilerin bugünkü gelir krizinin temelinde yalnızca son yıllardaki yüksek enflasyon yok; AKP döneminde değiştirilen emekli aylığı hesaplama sistemi de var… Her ikisinin sorumlusu da AKP! 

ANALİZ | Emekliyi ‘sefalette’ eşitleyen AKP, yeni düzenleme sözü verdi!

Çok değil, sadece bir ay önce Ankara’da emeklilerin seyyanen zam talebiyle yaptığı eylem sırasında 60 yaşındaki emekli polis Ali Şekeroğlu intihar etmişti… “Emekliyim, geçinemiyorum!” dedikten sonra tetiğe bastı Şekeroğlu… Olay, milyonlarca emeklinin yıllardır büyüyen geçim krizini yeniden gündeme taşıdı. Zira emekliler AKP iktidarı döneminde açlık ve yoksullukla imtihan oluyor… 

Bugün 5,1 milyon kişi 23 bin 552 TL’lik en düşük aylıkla yaşamaya çalışırken açlık sınırı 37 bin 388 TL’ye ulaşmış durumda. 27 bin lira civarında olan ortalama emekli aylığı bile açlık sınırının 10 bin lira altında kalıyor! DİSK-AR’a göre çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı 2025 itibarıyla yüzde 69,5’e ulaşmış durumda. 

O gün yazdığımız incelemede, “Rakamlar, emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkışmanın artık yalnızca bir gelir sorunu olmaktan çıktığını gösteriyor; sosyal patlama kapıya dayandı!” demiştik… 

Nihayet iktidar da emeklilerin durumunu fark etmiş gibi görünüyor!  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki günkü Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıyı kabul ederek 2027 bütçesi kapsamında yeni bir düzenleme yapılacağını duyurdu. Erdoğan, “Emeklilerimizin yaşadığı zorlukların farkında olduğumuzu, daha önce pek çok defa samimiyetle ifade ettim. Bu konuda her zaman yapıcı olmaya, şartları zorlama pahasına elimizden geleni yapmaya gayret ettik.” dedi. 

Erdoğan, yıl sonuna kadar yeni bir yasal düzenleme hedeflediklerini belirterek şöyle devam etti: “İnşallah 2027 Bütçesinde, başımızın tacı olan emeklilerimizin durumunu biraz daha iyileştirecek mali imkanları oluşturuyoruz. Bunun için ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeyi, adalet ve hakkaniyet çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin de takdiriyle sene sonuna kadar hayata geçirmeyi ümit ediyoruz.”

Öncelikle emeklilerin durumu akşamdan sabaha ya da bir kaç ayda bu hale gelmedi! Emekliler AKP rejimi iktidarı döneminde bilerek ve isteyerek yokluğa ve açlığa mahkum edildi. Maaşları her geçen gün eridi, alım güçleri dibe vurdu… 

Ayrıca tartışmanın yalnızca “emekliye ne kadar zam yapılacağı” üzerinden yürütülmesi, bugünkü sorunun temel nedenini gözden kaçırıyor. Çünkü Türkiye’de emekli aylıklarının geldiği nokta yalnızca son birkaç yıldaki hayat pahalılığının sonucu değil; ki enflasyonun sorumlusu da AKP’den başkası değil. Sonuçta, “Ekonominin sorumlusu benim ben!” diyen Erdoğan’dan başkası değildi. Merkez Bankası’na talimatla faiz indirten ve enflasyonun resmi verilere göre yüzde 85’i aşmasına sebep olan da oydu. 

Emeklilik sisteminde yıllar içinde yapılan değişiklikler, aylığın nasıl hesaplandığını, geçmiş kazançların bugüne nasıl taşındığını ve çalışılan her yılın emekli aylığına ne kadar katkı yaptığını değiştirdi. Bu değişikliklerin en kritik aşamalarından biri AKP hükümetleri döneminde çıkarılan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu oldu.

Sorun zamdan önce maaşın nasıl hesaplandığında!

Emekli aylığının büyüklüğünü belirleyen iki temel unsur bulunuyor: Sigortalının çalışma hayatındaki kazançlarının bugünkü değere nasıl taşındığı ve bu kazanca hangi aylık bağlama oranının uygulandığı.

2008’de yürürlüğe giren sistemle, 2008 sonrası çalışma sürelerinde aylık bağlama oranı her 360 gün için yüzde 2 olarak belirlendi.

Bu ne anlama geliyor?

Yeni sistemde 25 yıl, yani 9 bin gün prim ödeyen bir çalışan için aylık bağlama oranı yüzde 50 seviyesinde oluşuyor. Daha önceki sistemlerde aynı çalışma süresi için daha yüksek oranlar söz konusuydu. 

Değişen yalnızca aylık bağlama oranı da değildi.

2000-2008 döneminde geçmiş kazançlar güncellenirken enflasyonun yanı sıra ekonomik büyümenin tamamı hesaba katılıyordu. 5510 sonrasında büyümenin yalnızca yüzde 30’u güncelleme katsayısına dahil edilmeye başlandı.

Bunun sonucu şu oldu: Türkiye ekonomisi büyüse bile bu büyümenin tamamı çalışanın geçmiş prime esas kazancına ve dolayısıyla gelecekte bağlanacak emekli aylığına yansımadı.

Bu nedenle bugün tartışılması gereken mesele sadece ocakta emekliye yüzde 10, yüzde 15 ya da yüzde 20 zam yapılıp yapılmayacağı değil. Asıl mesele, zammın üzerine uygulanacağı emekli aylığının başlangıçta neden bu kadar düşük hesaplandığı.

Konunun uzmanlarına göre 2008’deki o düzenleme yapılmasaydı bugün 18-20 bin TL civarında olan en düşük kök emekli maaşları 35 bin TL’nin üzerinde hesaplanacaktı. Rakamı 40 bin liraya kadar çeken sosyal güvenlik uzmanları bile var… Yani emeklilerin bugün açlıkla ve yoksullukla mücadele etmesinin temel sebebi AKP rejiminin yaptığı düzenlemeler… 

2002’de asgari ücretin üzerindeydi, bugün altında

Uzun dönemli veriler sistemdeki gelir kaybını açık biçimde gösteriyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında en düşük işçi emeklisi aylığı net asgari ücretin yaklaşık yüzde 39 üzerindeydi. Bugün tablo tersine dönmüş durumda. 2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira. En düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira. Yani en düşük emekli aylığı bugün asgari ücretin yaklaşık yüzde 84’üne denk geliyor.

Başka bir ifadeyle, 2002’de asgari ücretin belirgin biçimde üzerinde bulunan en düşük işçi emeklisi aylığı bugün asgari ücretin yaklaşık yüzde 16 altında. Emekli maaşları asgari ücretle aynı oranda artmış olsaydı bugün en düşük kök emekli maaşı 39 bin lira civarında olacaktı… 

Ortalama aylıklarda da yön değişmedi.

DİSK-AR verilerine göre ortalama emekli aylığı 2002’de net asgari ücretin yüzde 122’sine karşılık geliyordu. 2025’e gelindiğinde bu oran yüzde 84’e kadar geriledi. Yani mesele yalnızca en düşük aylık değil. Emeklilerin genel gelir seviyesi de çalışanların en düşük ücret düzeyi karşısında ciddi biçimde geriledi.

Sistem 2019’da alarm vermeye başladı!

Emekli aylıklarındaki düşüş öyle bir noktaya geldi ki iktidar 2019 yılında yeni bir yöntem uygulamak zorunda kaldı. 5510 sayılı Kanun’a eklenen düzenlemeyle emeklilere yapılan toplam aylık ödemenin 1.000 liranın altında kalmaması kararlaştırıldı.

Bu uygulamanın mantığı basitti: Kök aylığı çok düşük kalan emeklinin maaş hesaplama sistemi değiştirilmedi; bunun yerine aylığı Hazine desteğiyle belirlenen alt sınıra tamamlandı. Bugün kullanılan “en düşük emekli aylığı” sistemi de esas olarak bu mekanizmanın devamı.

Kök maaşların düşük kalmasının sebebini yukarıda anlatmıştık; 2008’de AKP’nin yaptığı düzenleme…

2019’da bu kapsamdaki emeklilerin sayısı yüz binlerle ifade ediliyordu. Bugün ise 23 bin 552 liralık en düşük aylıktan yararlananların sayısı yaklaşık 5,1 milyona ulaştı. Bu değişim başlı başına emeklilik sistemindeki sorunu gösteriyor. 

Buradaki kritik ayrıntı şu: Bir emeklinin kök aylığı örneğin 18 bin lira ise, en düşük aylık 23 bin 552 liraya çıkarıldığında kök aylığı 23 bin 552 liraya yükselmiyor. Kök aylığı aynı kalıyor. Aradaki fark Hazine tarafından tamamlanıyor.

Böylece birbirinden farklı prim günlerine, çalışma sürelerine ve prime esas kazançlara sahip milyonlarca insan aynı ödeme tutarında buluşuyor. Sonuçta daha fazla prim ödeyenle daha az prim ödeyen, daha uzun çalışanla daha kısa çalışan arasındaki aylık farkı giderek daralıyor.

Emekliler yukarı doğru değil, tabanda yani sefalette eşitleniyor.

Her taban aylık artışında sayı neden büyüyor?

Sorunun bir başka boyutu da burada ortaya çıkıyor. En düşük aylık yüksek oranda artırılırken kök aylıklar yalnızca genel enflasyon oranında yükseltilirse, yeni taban aylığın altında kalan emekli sayısı daha da artıyor. Örneğin taban aylık diğer aylıklardan çok daha yüksek oranda artırılırsa bugün 5,1 milyon olan kitlenin önümüzdeki dönemde 6-7 milyon kişiye doğru büyümesi matematiksel olarak mümkün. Bu bir resmi tahmin değil. Kesin sayı, yapılacak artış oranlarına ve kök aylıkların dağılımına bağlı olacak.

Ancak mekanizma açık: Kök aylıklar düzeltilmeden yalnızca taban aylığın yükseltilmesi, daha fazla emekliyi aynı maaş seviyesinde topluyor. 2019’dan bugüne yaşanan artış da bu riskin teorik olmadığını gösteriyor.

Zam yüksek görünse bile sorun çözülmüyor

Emekli aylıkları konusunda bir başka yanıltıcı nokta ise zam oranları. Yüzde 20 veya yüzde 30 gibi yüksek görünen bir zam oranı, aylığın başlangıç seviyesi zaten çok düşükse emeklinin gelir sorununu ortadan kaldırmıyor. 

Tekrar tekrar söylüyoruz; emekli aylıklarının başlangıç seviyesinin düşük olmasının sebebi AKP rejiminin 2008’de yaptığı yeni düzenleme!

23 bin 552 liraya yüzde 20 zam yapılması yaklaşık 28 bin 262 lira aylık anlamına geliyor. Bu durumda zam oranı kağıt üzerinde yüzde 20 olsa da emeklinin ulaştığı gelir seviyesi hâlâ bugünkü asgari ücret civarında kalıyor.

Primin karşılığı yeniden kurulmalı

Emeklilik sisteminin temel mantığı, daha uzun süre çalışan ve daha fazla prim ödeyen kişinin bunun karşılığını emekli aylığında görmesine dayanmalı. Asgari şartları yerine getirerek emekli olan bir kişinin aylığının insanca yaşamaya yetecek bir tabanın altına düşmemesi gerekiyor. 

Konunun uzmanlarına göre bunun üzerindeki her ilave prim günü, daha uzun sigortalılık süresi, daha yüksek prime esas kazanç ve emekliliği erteleme tercihi ise aylığa hissedilir biçimde yansımalı. Bugünkü sistemde ise milyonlarca emeklinin aynı taban aylığa tamamlanması bu ilişkiyi giderek zayıflatıyor. Daha fazla prim ödemenin karşılığı küçüldükçe sistemin sigortalı açısından adalet duygusu da aşınıyor.

Ekonomi büyüdü, emeklinin payı küçüldü

Bu yapısal kayıp milli gelir karşılaştırmasında da görülüyor. DİSK-AR’a göre ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı 2002’de yüzde 46,4 seviyesindeydi. 2025’te oran yüzde 31,6’ya geriledi.

Yani Türkiye ekonomisi büyürken emekli aylıkları aynı hızda büyümedi. Emeklinin ülkenin ortalama gelir düzeyi karşısındaki konumu geriledi.

Bunun çalışma hayatındaki sonucu da oldukça çarpıcı. 2002 yılında 4,3 milyon emeklinin 1,6 milyonu çalışıyor ya da iş arıyordu. Oran yüzde 36,6’ydı. 2025 itibarıyla ise 12 milyonu aşkın emeklinin 8,5 milyonu işgücü piyasasında. Çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı yüzde 69,5’e yükseldi. 

Başka bir ifadeyle bugün her 10 emekliden yaklaşık 7’si emekli olduktan sonra dahi çalışıyor ya da iş arıyor.

Sistem değişecek mi, değişmeyecek mi?

Erdoğan, son konuşmasında “adalet ve hakkaniyet” vurgusu yapıyor… Adama sormazlar mı; yahu emeklileri sefalete mahkum eden sistemin mucidi kim? 2008’deki o düzenlemeyi neden yaptınız? O dönemde de insanlar sizi uyardı, ‘Yapmayın’ dedi! Neden dinlemediniz? 

Yeni düzenlemenin önündeki temel soru, emekliye kaç puan ilave zam yapılacağı değil. Asıl soru şu: 2019’dan beri giderek daha fazla emekliyi taban aylıkta toplayan sistem devam mı edecek, yoksa emekli aylıklarının hesaplanma biçimi gerçekten değiştirilecek mi?

Çünkü sürekli olarak en düşük aylığı yükseltip milyonlarca kişinin maaşını bu rakama tamamlamak, düşük emekli aylığı sorununu çözmüyor. Kök aylıklar düşük kaldığı sürece (bugünkü sistemde 15-16 bin TL maaş bağlanan emekliler var) yalnızca daha fazla emekliyi aynı düşük gelir seviyesinde buluşturuyor.

Kalıcı çözüm; aylık bağlama oranının, geçmiş kazançların bugüne taşınmasında kullanılan güncelleme katsayısının, prim günlerinin ve yüksek prime esas kazancın emekli aylığına etkisinin birlikte yeniden ele alınmasından geçiyor.

Günübirlik pansumanlardan ziyade, primin karşılığını yeniden görünür kılan, emekli aylığının satın alma gücünü koruyan ve milyonlarca kişiyi taban aylıkta eşitlemeyen köklü bir emeklilik reformuna ihtiyaç var.

TR724 Patreon

Bağımsız haberciliğe destek olun

TR724, okurlarının katkısıyla yayın yapıyor. Patron olarak bu haberi ve yenilerini mümkün kılın.

Patron ol

GÜNÜN MANŞETLERİ

Yorum Yap