Siyasette 4 basamak ve çap meselesi

YORUM | EKREM DUMANLI

Siyasetin merdivenlerinden basamak basamak çıkılır. Dört basamak görüyorum siyaset merdiveninde. Her basamakta bir miktar beklenir. Bir adım sonrası için olgunlaşma süreci yaşanır. En tabandan en zirveye kadar çıkan bir siyasetçi aradaki duraklarda elde ettiği unvanları yeterince sindiremezse tekrar başladığı en zayıf noktaya döner; yani fanatik particiliğe…

Aşağıda ifade edeceğim dört basamağı olgunlukla yaşayanlar ise tarihe kendilerini aşar ve evrensel değerlerin sembolü haline gelir.

1.Basamak: PARTİ ADAMI OLMAK

Siyasete atılan her fert önce partili; hatta partici olur. Parti teşkilatında görev alır. Bu haliyle o bir teşkilat adamdır. Bu aslında siyasete atılan ilk adımdır. İkinci basamağa tırmanmak için orada bir nefeslenme yaşanır. Siyasi arenaya girmiş bir insan daha bu ilk aşamada ya sevilip yukarı çıkarılır ya da orada kendi başına terk edilir…

2.Basamak: SİYASET ADAMI OLMAK

Parti tabanında sevilen bir kişi, ikinci basamağın eşiğine gelmiş demektir. Bu aşamada parti odaklı gayretin yerini toplumu daha fazla tanıma gayreti alır. Bu noktaya gelmiş bir insanın partici ya da partizan çevresinden biraz sıyrılması, toplumun katmanları arasına daha fazla katılması gerekir. Siyaset adamı koyu partici olmaz, toplumu kutuplaştıramaz. Mahalli yönetimlerde göreve talip olmak bu açıdan büyük bir sınavdır. O sınava giren, diğer partililerle yakın ilişkiler de kurar.

3.Basamak: DEVLET ADAMI OLMAK

Bir basamak ötesi siyasetçiyi anayasa ve yasaların söz verdiği eşit yurttaşlık sorumluluğu ile karşı karşıya getirir. Devlet kavramını doğru anlayan vizyoner bir siyasetçi, devletin bir amaç değil, araç olduğunu; asıl maksadın insan ve toplumun mutluluğu olduğunu kavrar. Bu noktaya ulaşmış bir insanın parti bağnazlığından sıyrılması, siyasetteki ucuz ayak oyunlarından ve faydacılıktan kaçınması gerekir. Ancak bu sayede insanlarla devlet arasında köprü olabilir ve önemli bir vazife edebilir.

4.Basamak: ULUSLARARASI SİYASİ FİGÜR OLMAK

Uluslararası siyasi bir figür haline gelebilmek için ülke menfaatlerini göz ardı etmeden; ama bütün insanlığı kucaklayacak evrensel bir vizyon ve eylem planı gerekir. Bu yüzden bu çok yüksek basamağına ulaşana kadar birçok insanın nefesi tükenir…

Yukarıdaki tasnife göre iki siyasi lideri dikkatlerinize arz ederim: Birisi Türkiye “partili cumhurbaşkanı” Erdoğan, diğeri Yeni Zelanda başbakanı Jacinda Ardern.

Önce Erdoğan.

MTTB’de, Millî Görüş Hareketi ve Refah Partisi içindeki Erdoğan ‘partici’ idi. Teşkilat adamı olmanın keskinliği ile atıp tutması ve bu toy haliyle bir çiğlik sergilemesi bulunduğu basamak nedeniyle normaldi. Partizan bir adamın ideolojik ve dar kalıptan çıkarak öteki ile empati yapması ve toplumun diğer kesimleri; daha ötesinde karşıt fikirleri özümsemesi hiç de kolay değildi…

Kader Erdoğan’a yeni bir kapı açtı. Belediye başkanı seçildiğinde artık önünde yeni bir basamak vardı: Siyaset adamı olmak. Bu basamakta gösterdiği performans onu Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına taşıdı. Başbakanlığının ilk yıllarında Avrupa Birliği’ne giriş müzakereleri sürecinde gösterdiği reformist ve demokratik tavrı Erdoğan’ı uluslararası bir siyasi figür haline getirmişti. Bu artık dünyada demokrasi ile İslam’ın beraber temsil edilebileceği bir değeri işaretliyordu. Ama öyle olmadığı anlaşıldı. Neden?

ZİRVEYE ULAŞINCA BAŞ DÖNMESİ YAŞADI

Erdoğan hayatın kendisine dayattığı rütbeleri maalesef taşıyamadı. Uluslararası bir figürü olmayı, devlet adamlığı portresini, siyaset adamlığı unvanını taşıyamadığı için başladığı noktaya rücu etti.

Aslında Türk demokrasi geleneği ve anayasasına göre cumhurbaşkanı partili bile olsa artık herkesin cumhurbaşkanı olmak zorundaydı. Dolayısıyla toplumun tamamına kucaklamaya mecburdu. Ama öyle olmadı.

Anayasada değişiklik yaparak ‘partili cumhurbaşkanı’ kavramı neden uyduruldu? Çünkü Erdoğan başladığı noktaya yani o çiğ ve ham noktaya geri döndü. Her ne kadar kendisi kendine ‘partili cumhurbaşkanı’ dese de artık o bir ‘partici cumhurbaşkanı’dır. Kendine oy vermeyen, politikalarını desteklemeyen, icraatlarını eleştiren herkes ona göre düşmandır. Çünkü partici kafası ve refleksi böyle çalışır…

YENİ ZELANDA BAŞBAKANI

Yeni Zelanda’da geçtiğimiz günlerde feci bir terör saldırısı gerçekleşti. Cuma namazı sırasında camiye saldıran bir terörist 50 insanın canına kıydı. Bu hadise üzerine, Yeni Zelanda başbakanı muazzam bir performans göstererek bir siyasetçinin nasıl uluslararası bir figüre dönüşeceğini ispat etti.

Jacinda Ardern, teyzesinin partiye üye yapması ile başlayan süreçte 17 yaşında siyasetin ilk basamağına adımını atmış. Üniversite yıllarındaki öğrenci liderliği ve gençlik yıllarındaki aktif siyasetçiliği, onu particilik basamağından alıp bir üst basamağa taşımıştır. Üniversite tahsilini tamamladıktan sonra dönemin İngiltere başbakanı Tony Blair’e danışmanlık yapmış. Bu süreçte devlet adamı olma sorumluluğu nedir, onu da gayet net anladığını şu anki tablodan görüyoruz.

O’nu 36 yaşında başbakan seçildiğinde yadırgayanlar, Başbakanlığı esnasında çocuk sahibi olmasını da yadırgadılar. 50 insanın hayatını kaybettiği terörist saldırı olduğunda, bu işin altından kalkamaz diyenler oldu.

Ne var ki O, hemen her liderin altından kalkamayacağı performans sergileyerek meş’um katliamı bir başka uluslararası kavrama dönüştürebildi. Mazlum ve mağdurların yanında yer alması, insan haklarının ve insan hayatının değeri üzerine vurgu yapması, toplumun tamamını kucaklayıp onları barış etrafında kenetlenmesi, Yeni Zelanda’nın başbakanını sıradan bir siyasetçi olmaktan çıkarıp uluslararası bir figür haline getirdi. Modern dünyanın hemen her ülkesinde parmakla gösterilen, takdir edilen, ayakta alkışlanan bir liderle karşı karşıyayız artık…

Yeni Zelanda başbakanı ile Erdoğan’ın yolu cami katliamı sonrasında kesişti. Jacinda Ardern, halkları birleştirici muazzam bir gayret ortaya koyarken, Erdoğan o vahşi cinayetin görüntülerini seçim meydanlarında taraftarlarını kışkırtmak için kullanmaktan çekinmedi. Resmen cinayet üzerinden oy devşiriyordu. Aradaki fark buydu!

Siyasette her bir basamakta yeni bir unvanla karşılaşırsınız. Tıpkı hayatta olduğu gibi. Eğer o unvanlara layık değilseniz kendi kendinizi bitirir başladığınız çiğ noktaya dönersiniz. Erdoğan’ın iç yıkımı ne kadar hüzün veren bir hikaye ise Ardern örneğinde olduğu gibi siyaset merdivenlerini ağır ağır çıkan ve olgunlaşan insanların başarısı da o kadar sevinç verici bir destandır…

1 YORUM

  1. Erdoganin Boyle olduguna mi inanalim, yoksa en basindan beri bir proje olup iyilerle beraber iyi seyler yapmak icin cabalayan birisi goruntusu verip ama asil niyetinin pesine takmaya calistiklarina kotuluk yapmak olduguna mi hatta bunu asil hizmet ettigi birileri icin yaptigina mi. Bediuzzaman ifasediyle diyelim menfaati esas tutan siyaset canavardir. Ote yandan Yeni zellanda Basbakaninin amelleri, isleri, soylemleri insan olmaya calisip insanlara insanliga hizmet etmek oldugunu gosteriyor, bu tartismasiz bir sey. Ne demis sair, oluklar cift birinden nur akar oburunden kir. Malesef ki milletimiz icine sizan govdeye giren kurt u sezip bilemedi. Insallah cok surmez bilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin