Valimiz, halimiz!

YORUM | M. NEDİM HAZAR 

Friedrich Nietzsche “Soğuk demirlerin en soğuğuna devlet denir,” der bir yerde.

Güzel ama eksik bir tanım sanırım.

Sadece soğukluk değil, sertlik, kibir ve hissizlik de eklenmeli bu tanıma.

Gerçi bütün dönemleri ve devletleri kapsamaz elbette ama devlet denen aygıtın fıtratında var sanırım yükselip kendini ölümsüz ve sürekli sanmak, insanlara tepeden bakmak.

Denizli Valisi Ali Fuat Atik’in kamuoyunda geniş yankı uyandıran esnaf teftişi sırasında ve sonrasında yaşananlar siyasal İslamcı bir iktidarın bir ülkeyi nasıl dönüştürdüğünün muazzam verilerini içeriyor.

Bizim gibi ülkelerde artık kanıksanmış olan bir yetkilinin etrafında onlarca danışman, yalaka, halayık, özel personel vs. ile teftişe çıkan vali kişisel hayatında ihtimaldir ki daha mütevazı olabilir.

Ancak bunun hiçbir kıymet-i harbiyesi bulunmuyor zira karakter güç elindeyken ortaya çıkan şeydir. Gücün, makamın, paranın sizi neye dönüştürdüğüdür.

Ve sizin toplumu neye dönüştürdüğünüz.

Vali Atik tipik bir örnektir. AKP’nin Türk devletini ve halkını neye dönüştürdüğünün şahane ve anlık örneğidir.

Olaydan sonra yaşananlar ise adeta tablonun sağlamasını yapmış gibi ibretliktir.

Sırayla gidelim…

Valinin esnafa daha yaklaşırken, “Dönerci” diye üstenci ve ukala üslubunu duyup alınamayacak kadar meşgul bir döner ustası var karşısında. İhtimal ki işler kesat ve elindeki yoğunluğa konsantre olmuş durumda dönerci ustası.

Vali, ne yana dönse herkesin temenna durduğu bir vasatta yaşadığı için dönercinin tepkisizliğini umursamazlık olarak algılıyor ve sinirlenmeden önceki eşiği maskesini aşağı indirerek geçiyor.

Bunun anlamı şu, “Artık (afedersiniz) eşek değil ya, maskesiz tanır en azından!”

Aslında tablo şu: Bir esnaf kendi vergileriyle geçimini sağlayan atanmış bir devlet memuruna karşı işini önceliyor.

Ancak bizim gibi gelişmemiş ülkelerde ise şöyle yorumlanıyor: Vay hadsiz karşısında devletin valisi umurunda bile değil. Bak hele şu hadsize!

Vali bey de ikinci şıktaki güruhtan olduğu için aniden parlıyor ve tipik arkası güçlü insan refleksiyle salladıkça sallıyor: Buranın sahibi nerede? Patronun kim senin? Bura hakkında işlem yapıyoruz, kapatıyoruz ve saire…

Zincirleme olay sosyal medyaya yansıyınca yine bizim ülkelere has — kamuoyunun bilmediği — gelişmeler yaşanıyor.

Bir şekilde saray ya da içişleri bakanının haberi oluyor, vali fırçayı yiyor ve kamuoyundan özür dilemesi isteniyor.

Şahıslarında, sıradan insanlara karşı bir tür tanrısal güç hissedenlerin başka bir güce karşı takındıkları tavır neyse vali bey de o tavrı takınıyor ve yumuşacık, kulak memesi kıvamında, babacan bir insana dönüşüveriyor.

Bir gün önce buraların kralı benim, alayınızı bitiririm havasındaki devlet memuru bu kez süt dökmüş kediye dönüşüyor.

Birinci yanlış ikinci yanlışla düzeltilir hep bizim gibi ülkelerde.

Oysa vali bey başta doğru yerde durmuş olsa, arayan bakan değil kral olsa, “Ben vatandaşa karşı nasıl davranılıyorsa öyle davrandım, siz de bir valiye nasıl davranılacaksa öyle davranın,” diyecek.

Ancak nerede o yürek! Çünkü baştan başlıyor yanlışlar zinciri.

Hatırlayınız Erdoğan’ın bir densiz gazetecinin atarlanmasından sonra yaptığı açıklamayı: Racon kesilecekse biz keseriz!

Durum bu yani.

Vali vatandaşa racon kesiyor, bakanı da ona…

Sonrasında valiliğin bir açıklaması var ki, ülkenin içler acısı halinin muazzam bir belgesi niteliğinde.

Ancak yazı uzadığı için yarına bırakalım isterseniz.

Yarın sevabına tashih yapacağız…

1 YORUM

  1. İşin özünde devlet değil genetik var. Ortadoğu insanından bi cacık olmaz. Onca sene aziz millet dediniz ama son 4 yılda azizlik bi kenara insanlık emareleri göstermediler şahit oldunuz. Olmaz kardeşim olmaz. Katranı kaynatsan olmaz şeker gerisini sen getir bu kadar yeter 🙂

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin