Kabakçıoğlu cinayeti sahtelik kokan tutanakla mı örtülecek?

HABER ANALİZ | NEVİN ERDEM

4 yıldır cezaevinde bulunan 44 yaşındaki komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu, tahliyesine 4 ay kala hücresinde beyaz plastik bir sandalyenin üzerinde ölü bulundu.

Olayın ayrıntıları, iktidarın ‘istenmeyenler’e yönelik hukuksuzluklarının sadece gözaltına alırken, tutuklarken, yargılarken ve mahkum ederken değil, cezaevlerinde de ağır bir şekilde devam ettiğini bir kez daha gösterdi.

KHK ile ihraç edilen, geçmişi başarılarla dolu Kabakçıoğlu 15 Temmuz sonrası tutuklanıyor. Cezaevine girerken oldukça sağlıklı, 90 kilo. Şeker hastalığına yakalanıyor ve 50 kiloya kadar düşüyor.

Cezaevinde iki kez bayılıyor, düşerken kafası yere çarptığı için şuurunu kaybediyor, hastaneye kaldırılıyor, kronik rahatsızlıklarıyla mücadele ediyor. Normalde, böyle bir sağlık öyküsüne sahip bir hükümözlü veya tutuklu cezaevi yönetimi açısından dikkatle takip edilir, durumuna uygun tedbirler alınır.

Kabakçıoğlu ile ilgili normalde olması gerekenler olmuyor; yapılmaması gerekenler yapılıyor.

Gümüşhane Başsavcılığının olayla ilgili açıklamasına göre, Kabakçıoğlu “20.08.2020 tarihinde rahatsızlandığını bildirmesi üzerine 112 komuta kontrol birimi aranmış, ambulanstaki görevliler hükümlünün hastaneye gitmesi gerektiğini bildirmiş ancak kendisi iyi olduğunu beyan ederek hastaneye gitmeyi kabul etmemiş, kendisine oksijen verilmiştir.’

Bu durumdaki bir hükümlünün, hastaneye gitmeyi istememesindeki garipliği, kuvvetli şüpheyi şimdilik bir kenara koyup, devam edelim.

Başsavcılık diyor ki, “COVID 19 ile ilgili bugüne kadar alınan tedbirler kapsamında ceza infaz kurumumuzun rutin uygulaması olan dışarı ile hastane, duruşma veya ceza infaz kurumuna yeni girme şeklinde temas eden hükümlülerin 14 gün boyunca tekli odaya alınması uygulamasına istinaden hükümözlü oksijen verilme işlemi sonrası tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği bahçesi bulunan yaklaşık 50 m2’lik tekli odaya verilmiştir.” 

Hükümlü hastaneye gitmemiş ki, ‘dışarıyla temas’ olsun. Sağlık personelinin cezaevi içindeki müdahalesine ‘dışarıyla temas’ diyorsanız, cezaevi doktorunu her gün kurum içindeki muayenesinden sonra ne yapıyorsunuz? Cezaevi revirine çıkıp muayene edilen her bir hükümlü ve tutukluyu ayrı ayrı hücrelere mi koyuyorsunuz?

Ya da, cezaevi personelinin her gün dışarı çıkıp, hayatın içine karışıp ertesi gün tekrar cezaevinde hükümlü ve tutuklularla doğrudan temas kurmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Kronik bir hastalığı olanların en ciddi risk grupları arasında yer aldığı Kovid 19 salgınında, Kabakçıoğlu’nun ciddi, kronik, belirgin sağlık sorunlarına rağmen öldüğünde dahi haberinizin olmayacağı bir hücreye hangi gerekçeyle koyabilirsiniz?

Başsavcılığın açıklaması Kabakçıoğlu’nun ölümüyle adeta alay eder bir dille yazılmış: 

“Tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği bahçesi bulunan yaklaşık 50 m2’lik tekli oda”

İnsan yazarken utanır biraz. Sanki yazlık bungalow satış ilanı!

Sayın Başsavcı’ya sormak lazım: Nedir Kabakçıoğlu’nun ‘tüm ihtiyaçları’ dediğiniz şey? ‘Ölüyorum’ çağrısını dahi duyuramadığı bir hücrede, karşılanan hangi ihtiyaçtan bahsediyorsunuz?

Ölmeden iki gün önceki dilekçesinde, “Sol ağzım, sol bacağımda aşırı ŞİŞME oldu. Yürüyüş ve konuşma sıkıntısı yaşıyorum. Bu dilekçeyi yazarken kolumda uyuşukluk yaşıyorum. Bel altı hareket özgürlüğümü sağlayamıyorum. Hiçbir işlemimi yapamıyorum,” diye yazan, yani ‘ölüyorum yardım edin’ diye bağıran birisinin ‘tüm ihtiyacı’ nedir?

Elbette hastanedir, doktordur, doğrudan birinin bakımıdır; bakımsız, sağlıksız, tek kişilik cezaevi hücresi değildir!

Eğer cezaevine aldığınız kişinin ölüm çığlığına duyarsız kalır, yaşam hakkını korumak için gerekli önlemleri almazsanız, bunun sonucunda da hükümlü ölürse, siz ihmal suretiyle kasten öldürmeden sorumlu olursunuz.

Yani cinayetten!

Dosyadan kamuoyuna yansıyan belgelere bakılırsa, sahtecilik kokusu gelen tutanaklarla elbirliğiyle bir cinayetin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Şöyle ki:

Başsavcılığın açıklamasında, 20, 24 ve 27 Ağustos tarihlerinde hükümlünün rahatsızlığını cezaevi idaresine bildirdiği, Kabakçıoğlu’nun hastaneye sevk edildiği ancak her üç defasında da Kabakçıoğlu’nun hastaneye gitmeyi reddettiği uzun uzun anlatılıyor.

Bu tarihler ve içerik dosya içinde yer alan cezaevi doktoru dahil toplam 4 kişilik cezaevi personeli tarafından tutulduğu iddia edilen 27 Ağustos 2020 tarihli tutanaktan alınmış.

Uzun yıllar kamu görevlileri tarafından tutulan bu ve benzeri binlerce tutanak okumuş birisi olarak söyleyebilirim ki, bu tutanak normal değil!

Kabakçıoğlu 29 Ağustos’ta vefat ediyor. Tutanak 27 Ağustos tarihli. Ancak hem 20, hem 24 hem de 27 Ağustos’taki olaylar anlatıyor. Niçin?

Cezaevinde sağlıkla ilgili tutulan tutanaklarda, geçmişte yapılan tüm işlemlerin en son tutulan tutanağa tarihleriyle birlikte ayrıntılı yazılması gibi bir uygulama mı başladı? Diğer hükümlülere de bu şekilde tutanak tutuluyor mu? Yoksa Kabakçıoğlu’na özel bir uygulama mı bu? Öyleyse, Kabakçıoğlu’nun durumunu ‘özel’ kılan nedir? Ölmüş olması mı?

Bu tutanağın 27 Ağustos tarihindeki olayı anlatması normal olurdu. Ancak 3 ve 7 gün önce gerçekleşen iki olayın daha ayrıntılı bir şekilde bu tutanakta yer alması, akla bu tutanağın Kabakçıoğlu’nun ölümünden sonra tutulduğu kuvvetli şüphesini getiriyor.

27 Ağustos tarihli tutanak, bir taraftan Kabakçıoğlu’nun ölümüyle ilgili sorulara cevap, diğer yandan bir savunma mantığıyla yazılmış.

Tutanakta adeta, Kabakçıoğlu’nun kendi iradesiyle hastaneye gitmeyi reddettiği, ölümü seçtiği, yani bir nevi intihar ettiği, cezaevi idaresinin de bu ölümün engellenmesi için her türlü çabayı gösterdiği yazıyor.

Kamuoyunun da bu senaryoya inanması bekleniyor!

Kabakçıoğlu hücreye ilk konulduğu günden itibaren kamera kayıtları incelendi mi? Bu kayıtların çözümü yaptırılıp kayıtlarla birlikte dosyaya alındı mı? Kabakçıoğlu’nun kaldığı hücrenin yanındaki hücrelerde veya koğuşlarda kalan hükümlü ve tutuklular tanık olarak dinlendiler mi?

Yoksa sadece cezaevi personeli tanık olarak dinlenip, dosyaya konulan, ne zaman, kim tarafından tutulduğu belirsiz, gerçekliği şüpheli tutanaklarla mı soruşturma sonuçlandırılacak?

İşin aslını araştırmakla görevli Gümüşhane Başsavcılığı’nın, dosya içindeki başka delillerden hiç bahsetmeksizin, bu tutanağı kopyalayıp yapıştırmak suretiyle yaptığı resmi açıklama, Başsavcılığın bu soruşturmayı takipsizlik kararıyla kapatmaya niyetli olduğunu açıkça göstermektedir.

Takipsizlik kararı çıktığında hep birlikte göreceğiz.

Umarım yanılırım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin