NECİP F. BAHADIR | YORUM
Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan ‘bam teline’ vurmuş. Meğer AKP’nin ‘altın kızı’ Fatma Betül Sayan’a ‘Nene Hatun…’ denmiş. Arıkan, “Peki şimdi ne diyeceğiz?” diye soruyor; “Nene Hatun gibi bir figürün içi boşaltıldı…”
Sadece o mu?
Yeniden Refah’tan Fatih Erbakan’ın da tespiti yerindeydi; “Sözler Hz. Ömer, uygulamalar turist Ömer…”
Kime söylediği açık; Erdoğan’a… Sözler başka gerçekler başka…
AKP ne varsa içini boşalttı. Dokunduğu her şeyi değersizleştirdi ve de kirletti. Bir kir üreten makina gibi… ‘Yunus Emre’ gibi bir şahsiyetin ismi ‘yolsuzluk haberlerinin’ öznesi oldu. Marifet tarihi şahsiyetlerin adını sağa sola vermek de değil; Hakkını verebilmek de…
Ne diyordu Büyük Yunus; “Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan…”
Rahmet istedi Sırrı Süreyya Önder en büyük banknot olan 200 TL’nin üzerine konan Yunus Emre fotoğrafına itiraz etmişti. Ondan başka da bu çelişkiye dikkat çeken olmadı. AKP iktidarı Yunus Emre’nin ismini bile ‘beş paralık’ etmekten çekinmedi. Haksız mıydı rahmetli Önder? Bu basit gerçeği gören bir kişi bile çıkmadı AKP’de…
Maksat belli; ‘istismar…’
Hayır, Habertürk’ten her türlü rezilliğin parçası olmuş AKP’nin ‘altın çocuğu’ Mehmet Akif Ersoy’u unutmuş değilim. Malzeme çok…
Fatma Betül Sayan skandalında içimi en çok acıtan o ‘başörtü fotoğraflı’ haberler… Ve de hac veya umreden görüntüler… O görüntü ile yolsuzluk iddiasının yan yana gelmesi ne kadar ağır. Sayan, hacca fon skandalının merkezinde bulunan şahsın uçağıyla gitmemiş. Ahmet Şık’ın iddiası doğru değilmiş. Gazeteci Nagehan Alçı’yı aramış ve THY’den aldığı biletleri göndermiş. ‘İyi etmiş’ diyemiyorum, bu skandalın tali mevzusu…
Asıl soru milyarları ne yaptığı? Ve de bunu nasıl becerdiği? Bu her babayiğidin harcı değil. Pişmanlık duyup duymadığı da merak konusu… ‘Affını’ sadece Erdoğan’dan mı isteyecek? Dini ve siyasi tevbe etmeyecek mi? Topluma ve içinden çıktığı mahalleye özür borcu yok mu?
Gece yarısı ‘affını dilediği’ açıklama yetersiz. 4 ayda milyonu nasıl milyar yaptığını izah etmekten çok uzak. Madem ki medyada hakkında yazılıp çizilenleri yakından takip ediyor, ‘can alıcı’ soruya niye cevap vermekten kaçınıyor? Hac uçağı için “Olur mu böyle?” diyor.
Olmaz tabii… Peki o iki TIR dolusu parayla olur mu? Milyon neyine yetmiyordu? Ne yapacaksın o kadar parayı? Nene Hatun’un parayla ne işi olur?
AKP’deki görevlerinden ayrıldı, mesele bitti mi? Yargının yapacağı başka şeyler yok mu? ‘Mal varlığına tedbir’ koymayacak mı? Skandala bulaşan diğer isimlere sabah akşam operasyon yapılırken, mallarına tedbir konurken Fatma Betül Sayan söz konusu olduğunda neden yargının eli kolu bağlı?
Hani Erdoğan ‘Nereye kadar uzanıyorsa…’ demişti. Sayan’a uzandı işte… Milyarlık haksız kazancın bedeli sadece istifa mı? SPK 37 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Aralarında Fatma Betül Sayan yok. Neden?
Sayan’ın fotoğraflarını gördükçe o derviş kıssasını hatırlıyorum. AKP mahallesi iyi bilir bunu. Oralarda yıllar yılı tekrarlandı durdu. Ama sözler Hz. Ömer, uygulama turist Ömer! Hikaye olarak anlatıldı. Ders ve ibret alan olmadı ki manzara ortada…
Söz dilden kalbe inmezse olacağı bu… Kıssa bu ya… Bir gün kanadı kırık bir kuş Süleyman Peygambere geldi. Ve bir dervişi suçladı. “Kanadımı kırdı!” dedi. Hz. Süleyman dervişi huzura getirtti, ‘kuşun şikayetini’ aktardı.

Derviş kendini savunurken, “Ben bu kuşu avlamak istedim. Maişet derdinden… Sadece ailemin rızkını düşündüm… Ona doğru yürüdüm, kaçmadı. Yanına kadar gittim, yine kıpırdamadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı…”
Süleyman Peygamber ‘Derviş haklı’ dedi kuşa; “Kanatların vardı neden uçup gitmedin, pekala kaçabilirdin…”
Kuşun cevabı manidardı; “Ben onu derviş hırkasını gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı uçar giderdim. Dervişten bana zarar gelmez, Allah’tan korkar diye düşündüm ve kaçmadım…”
Kuş da haksız değil. Hz. Süleyman hükmünü ‘kısas’ şeklinde verir; “Dervişin kolunun kırılmasına…” der. Kuş itiraz eder; “Kolunu kırarsanız, iyileşince yine aynı suçu işler… Üstündeki ‘derviş hırkasını’ çıkartın… Ve bir daha giymesini yasaklayın. Benim gibi iyi niyetli kuşlar hırkaya aldanmasın…”
Fatma Betül Sayan’ın normal yargılanması yok ki sıra ‘hırkasına’ gelsin! Keşke Süleyman Peygamber gibi adalet ve hikmet dağıtan bir merci olsa…
Vaktiyle İsmet Özel ‘herkesin başörtüsü takamayacağını’ dile getirmişti; “Başörtüsü demokratik bir hak değildir, dini bir vecibedir. Başını örtmek kadınlara verilmiş bir imtiyazdır, hak değildir. Sadece üstün nitelikli kadınlar başını örtebilir. Benim yetkim olsa bazı kadınların başlarını örtmelerini yasaklarım…”
Marifet başını örtmek değil, o örtünü hakkıyla başının üzerinde taşıyabilmek… AKP’nin başörtülü kadınları o örtünün verebildi mi hakkını? Ahhh ki ne ahhh… Özlem Zengin “Utanmıyoruz” diye haykırdı. Bir kadın ‘utanmadığını’ söyler mi?
Kesinlikle ‘oh oldu’ demiyorum, tamam AKP’nin çok kirlendiğini ve her şeyi hak ettiğine inanıyorum. Sayan’ın o görüntüsüyle skandalın ortasına düşmesini kabullenmekte zorlanıyorum. O derviş kıssası zihnimin içinde dönüp durmaktaydı. Sizinle paylaştım.
Doğrusu o kisvenin hakkını verebilmek… Veremiyorsa… Ah bu siyaset… Nene Hatun pozlarından yolsuzluğa… Sayan yalnız değil. AKP mahallesinde panik ve telaş var. Herkesi iktidarı kaybetme korkusu sardı.
İktidar, saltanat ne ki… Aslolan ‘davayı kaybetmemek’. Davayı yitirdikten sonra üç günlük dünya saltanatının bir anlamı olur mu? AKP için bundan sonrası istatistikten ibaret… Davayı çoktan kaybetti. Elde kala kala sadece bir koltuk kaldı. Onun de hiçbir hükmü yok.
“Çalmak, servet yığmak yetmezdi. Fakirin alkışı, duası ve gözyaşı da lazımdı”.
Evet, bugün hepsi söz konusu… O alkış ve duayı esirgemeyen fakire de yazıklar olsun.
Keşke sadece AKP olsa… Toplum ve kutsallar Mehmet Akif Ersoy, Fatma Betül Sayan gibi isimlerle fena yaralandı. Çok uzaklardan izlesem de ben o toplumun bir ferdiyim… Ve içim yanıyor…
