Toplumun genleriyle oynama: Siyasetten beslenen tarafgirlik

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Üstad Hazretleri 1948-1953 yılları arasında yazılmış olan mektuplardan oluşan Emirdağ Lahikası 2’de ülkemize ve İslam milletine çok büyük zararlar verecek büyük bir tehlikenin memleketimize getirilmek istendiği ile ilgili kendisine manen ihtar edildiğinden bahsetmektedir: “Beşerin selâmet, adalet ve sulh-ü umumîsini mahveden o dehşetli vahşiyane kanun-u esasî, şimdi bizim bu bîçâre memleketimize girmek istiyor. Garazkârâne ve anûdâne particilik gibi bazı cereyanları aşılamaya başlaması gibi bir ihtilâf görülüyor. O kanun-u esasî de budur: Bir tâifeden, bir cereyandan, bir aşiretten bir ferdin hatasıyla o tâifenin, o cereyanın, o aşiretin bütün fertleri mahkûm ve düşman ve mesul tevehhüm ediliyor. Bir hata, binler hata hükmüne geçiriliyor. İttifak ve ittihadın temel taşı olan kardeşlik ve vatandaşlık, muhabbet ve uhuvveti zîr ü zeber ediyor.”

Dış güçlerin müdahalesine davetiye çıkarır…

Devamında, toplumun parçalanmasıyla birbirine muarız ve muannid kuvvetlerin oluşup bunların karşı karşıya geleceklerinden bahsedilmektedir. Bu çatışmalardan dolayı her kesim, kuvvetini kaybedip zayıflayacak, ülkeye bir faydaları olmadığı gibi, dışarıdan da kendilerine destek olabilecek zararlı unsurlarla ittifak etmek zorunda kalacaklar  ve bu unsurlara maddi ve manevi çok tavizler verilecektir.

Tarafgirlik hakikatleri tersine çevirir….

Yine aynı lahikalarda bu tehlike hakkında şunları söylemektedir: “Çünkü bu gaflet zamanında, hususan tarafgirâne mefkûreler sahibi, her şeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor.  Tarafgirlik damarı ihlâsı kırar, hakikati değiştirir. Hattâ, benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep, bir mübarek âlimin takip ettiği cereyanın tarafgirlik damarıyla, salih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhalif olmasından tefsik derecesinde tahkir edip ve cereyanına ve kendi fikrine muvafık meşhur ve mütecaviz bir münafığı gayet medhü senâ etti. Ben de bütün ruhumla ürktüm. Demek tarafgirlik hissine siyasetçilik de karışsa, böyle acip hatalara sebebiyet veriyor diye, o zamandan beri siyaseti terk ettim.”

Bu asırda tarafgirliğin zararları mevcut gaflet sebebiyle çok fazla olmaktadır. İnsanlar tarafgir oldukları hizipler ve partilerin menfaatleri için dini mukaddesatını da feda etmektedirler.  Yine burada tarafgirliğin hakikatleri nasıl tersine çevirdiği ile alakalı müşahede ettikleri iki büyük alim arasında cereyan eden muhavere nazara verilmiş, hususan siyasetin de içine karıştığı tarafgirlikle,  kendisine taraf olan bir şeytanın bir melek gibi ve kendisine muhalif olan melek gibi bir insanın ise nasıl şeytan biri olarak görülebildiğini anlatmaktadır.

Bugün melek-numun insanlardan oluşan hizmet insanlarına karşı yapılan insafsızca saldırıların, hiç bir şekilde akıllla, insafla, adalet düşüncesiyle, hak ve hukukla bağdaştırılamayacak davranışların altyapısı 1930’lu, 1940’lı yıllarda atılmaya başlanmıştır. Maalesef, Üstad Hazretleri, bu  büyük tehlikeye dikkat çekmiş ve tedavinin yollarını göstermiş olmasına rağmen, şer şebekelerinin bu hedeflerine ulaştıklarını günümüzde yaşananlara baktığımızda anlıyoruz. Yıllarca devam eden kutuplaştırma çalışmaları toplumun her kesiminde hayata geçirilmiştir.

Batı dünyasındaki uygulamasından farklı olarak tarafgirlik doğuda siyaset cephesinde çok güçlü bir şekilde partiler üzerinden hayata geçirilmiştir. Ne kadar acıdır ki, menfaatten beslenen, muhaliflerine karşı acımasız, garazkârâne ve insaftan uzak bir particilik anlayışı yerleştirilmiştir. Bu gücü eline alarak ülkelerinin idaresini ele geçiren ve güç zehirlenmesiyle şirazeden çıkan bu canavarlaşan zalimler ve  diktatörler, eski zamanın Firavun’larını, Nemrut’larını arattıracak şekilde ve hatta çok ötesinde zulümlere, acılara, tahribatlara sebebiyet vermişlerdir. Onları takip eden yığınlar ise dini inançlarına ve manevi değer yargılarına tamamen ters olan bu uygulamalara, başta tarafgirlik damarıyla ve diğer taraftan korku, menfaat gibi saiklerle destek vermişlerdir. Böylece zalimlerin zulümlerine ortak olmuş ve belki de ebediyetlerini karartacak bir dalalet yolu içerisine düşmüşlerdir.

Cemaat taasubunun yol açtığı tarafgirliğin beslediği hased çıkmazı ve düşünce iflası…

Bu öyle büyük bir hastalıktır ki hükmünü kafirde de müslümanda da ayrı ayrı eda etmektedir. Müslümanlar, kur’an-i hakikatleri hakkıyla yaşamadıkları için, siyasetle beslenen tarafgirlik canavarı, onların iflahlarını sökmüştür adeta.  Bir kısmı particilik üzerinden zulümlere ortak olurken, bir kısmı da mensup oldukları cemaat taassubunun yol açtığı tarafgirliğin beslediği haset belasına yakalanmışlardır. Haset ise -Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ifadesiyle- mü’mine kafire yaptırtmadığını yaptırtmaktadır. Burada müslüman değil de mü’min kelimesinin seçilmesi de enterasandır. Bu zülmü yapan ya da destek verenler, iman ettikleri halde, imanları burada etkisiz kalmış, fayda etmemiş ve bu şekilde tiranların saflarında yer aldıklarını ifade etmektedir ki çok acıdır. Bu asırdaki müslümanların durumuna hususen işaret eden  İbrahim sure-i celilesinde geçen“Vay onlara ki, âhirete inanmalarına rağmen, bile bile dünyayı âhirete tercih ederler” ayetinde bahsedilen kötü duruma düşmüşlerdir.

Risale-i Nur’lara rağmen…..

Bir çok müslüman, Kur’an ayetlerine tamamen ters olmasına rağmen bu reva görülen zulümlere evet diyebilmişlerdir. Dini hassasiyete sahip olması gereken büyük orandaki cemaat mensubu, Kur’an’a, sünnet’e, mensubu bulundukları hareketin başındaki büyüklerinin, fiili veya sözlü ifade ettikleri hakikatlere tamamen aykırı olmasına rağmen, bu zulümleri kabullenmekte ve alkışlamakta hiç zorlanmamışlardır.

Bütün bu tehlikeler ve tedavi yolları, Risale-i Nurlar’da ele alınmasına rağmen ve Üsdat Hazretleri’nin bu hususlarda yaptıkları onca tahşidâta rağmen, maalesef, Risale-i Nur cemaatlerinin de bir kısmı aynı hastalıklara maruz kalmış ve onlar da bu büyük yanlışı irtikap edenler arasında yerlerini almışlardır. Lahikalarda geçen çok sayıda mektuplarda, İhlas ve Uhuvvet risaleleri gibi bir çok yerde, bu mevzular teferruatlı olarak işlenmiştir. Uhuvvet risalesinde ifade edildiği gibi, dağlar cesametinde olan iman-i ve Kur’an-i olan onca birlik vesileleri, adi bir cam parçası hükmünde olan cemaat taassubu, tarafgirlik, kıskançlık, çekememezlik, menfaat  temini(ferdi veya cemaat menfaatleri) ve haset gibi şeylere feda edilmiştir. Daha da üzücü olanı, bu yaptıklarının doğru olduğuna, bu şekilde hakkın rızasını elde ettiklerine, nefsani davranmadıklarına dair lümme-i şeytaniyeden yapılan telkinlere de inandıklarından, uyanmalarına vesile olabilecek vicdan mekanizmaları da mefluç hale gelmiştir.

Tedavide kullanılması gereken dört reçete…

Asrın beyin yapıcısı, bu tehlikelerden kurtulmak için, Kur’ân’ın bir kanun-u esasî olan “Birisinin hatasıyla başkası mesul olamaz” ayet-i kerimesi ile işaret edilen hakikata dört elle sarılmak gerektiğinden, kur’an’daki dört ayette ifade edilen kudsi hakikatların hayata hayat kılınmasıyla bunun mümkün olacağından bahsetmektedirler: “İşte o makbul, lâzım ve çok menfaatli, caiz ve vacip rüşvet ise, teâvün-ü İslâm’ın esası ve hediye-i Kur’ân’ın semavî bir düsturu ve rabıtası ve kudsî kanun-u esasîsi olan:

“Müminler birbirleriyle ancak kardeştirler.” (Hucurât sûresi, 49/10)

“Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmran sûresi, 3/103)

“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm sûresi, 6/164; İsrâ sûresi, 17/15; Fâtırsûresi, 35/18; Zümer sûresi, 39/7; Necm sûresi, 53/38)

“Sakın birbirinizle ihtilâf etmeyin; sonra korkuya kapılıp zaafa düşersiniz, rüzgârınız (kuvvetiniz) gider.” (Enfâl sûresi, 8/46)

kudsî, esasî kanunlarını düstur-u hareket etmektir.”

İnşaAllah, bir sonraki yazıda, hizmet hareketi içerisinde aynı hastalıkların yol açtığı problemlerle konuya devam edelim…

1 YORUM

  1. yaziniz cok guzel AMA
    daha onceki yazilarinizda (ozellikle Osmanli ile ilgili olan) siz de tarafgirane davranmamis miydiniz?
    yazilarinizda surekli Hocaefendiyi referans olarak vermeniz tarafgirlik degil midir?
    merak ediyorum…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin