Sandford Fleming ve Ramazan

YORUM | AHMET UYSAL

“O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.” (Rahman, 17)

2020 yılında müslümanların bir kısmı Ramazan Ayına 24 Nisan Cuma günü başlarken, bir kısmı da 25 Nisan Cumartesi günü başladılar. Bu farklılıkla ilgili tartışmaları daha önce “Astronomi, Fıkıh ve Sorunlarımız” başlıklı iki yazıda ele almıştım. Bu yazıda pek kimsenin sorgulamadığı bir başka noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: gerçekten müslümanlar iki farklı günde mi Ramazan’a başladılar? Küre şeklinde olan dünyamızda bir günün nerede bitip diğerinin nerede başladığına kim, neye göre karar veriyor?

Dünyanın küre şeklinde olması antik yunandan beri bilinen, ancak tarih içinde bir şekilde unutulmuş bir bilgi. Coğrafi keşiflerle birlikte artık küresel bir dünyada yaşadığımız kesin olarak anlaşılsa da, günler süren seyahatler farklı zaman standardı kullanan bölgeler arasında ciddi sorunların çıkmasını engelliyordu. 1804’te trenin ve 1832’de telgrafın icadı ile hayatımıza girmeye başlayan hızlı yolculuk ve haberleşme imkanları dünya çapında zamanı standardize etme gerekliliğini de beraberinde getirdi. O yüzden, dünya çapında 24 saat dilimi ve bir standard 0 meridyeninin zorunluluğunu en şiddetli şekilde savunan kişinin bir demiryolu mühendisi olan Sandford Fleming olması şaşırtıcı değil. Fleming’in 1876 ve sonrasında kaleme aldığı makaleler önce İngiliz hükümetinin sonra da ABD’lilerin dikkatini çekti. 1881’de Venedik’te düzenlenen Uluslararası Coğrafya Konferansı’nda artık bu konunun önemi tamamen kabul edilip olayın diplomatik olarak çözülmesi tavsiye edildi. 3 Ağustos 1882’de ABD Kongresi bu konuda karar verici olarak başkanı yetkili kılan bir karar aldı. O zamanki başkan Chester Arthur’un direktifiyle 1884 yılında Uluslararası Meridyen Konferansı Washinton DC’de toplandı. İngiltere’deki Greenwich meridyeninin sıfır olması, ve dünya çapında standard bir günün kabul edilmesi bu konferansın sonucudur. 

Greenwich’in sıfır meridyeni olması, 180 derece meridyeninin pasifik okyanusunun ortasından geçmesi manasına geliyor. Konferansta 180 derece meridyeninin “gün dönümü çizgisi” olarak kullanılması da tavsiye ediliyor ama oylanan kararlar arasında yer almıyor. Bugün 180 derece meridyeni (bazı adalarda zigzaglar yaparak) gün dönümü çizgisi olarak kabul görüyor ve kullanılıyor olmasına rağmen hiçbir uluslararası anlaşma ile garanti altında değildir. 

İşte bu sene bazı ülkelerin 24 bazılarının 25 Nisan’da Ramazan’a başlamasının tek (en önemli de diyebiliriz) sebebi gündönümü çizgisinin şu an kabul edilen konumunda olmasıdır. Gün dönümü çizgisi Atlas Okyanusu’ndan geçiyor olsaydı, bütün müslümanlar aynı gün Ramazan’a başlayacaklardı. Bir yönden, aslında olmayan bir problemi tartışıyoruz. Diğer bir yönden, aslında problemimiz daha büyük. 

Ramazan’ın tespitinde astronomik hesapları kabul etmeyen ilahiyatçıların gün dönümü çizgisini sorgusuz sualsiz kabul etmeleri ve bunun üzerinden Ramazan’a başlangıç kavgaları vermeleri gerçekten hayret vericidir. Sadece Ramazan için değil, Cuma günü ve namazı için de önemli olan gün dönümü çizgisi hakkında 1884 konferansının sonuçlarını müslümanlar olarak kabul ettiğimiz bile şüpheli aslında. Bunu evrensel bir gerçek olarak kabul edip, nereden geldiğini hiç düşünmemiş olmamız daha büyük bir ihtimal. Nitekim, 1884’teki konferansa katılan 26 ülke temsilcileri arasında müslüman kimse yoktur. Osmanlı devletini temsilen davet edilen Ahmet Rüstem Bey (Osmanlı Devleti’nin ABD büyükelçisi ya da yardımcısı) kayıtlarda “katılmadı” olarak görünüyor. 

Said Nursi 1900’lerin başında yazdığı Muhakemat isimli eserinin başında, müslümanların dine aykırı görerek en basit fen olan coğrafyanın en basit prensibi olan dünyanın yuvarlaklığına (küreviyet-i arz) karşı çıktığından yakınır ve ilim-din ilişkisi hakkında bugün bile birçok ilahiyatçının tepki göstereceği ufuk açıcı yorumlarda bulunur. Maalesef, ilahiyatçılarımız hala bırakın bilimsel bilgiyi, basit mantık ve analitik düşünce konusunda bile yeterli altyapıya sahip olmadıkları için kainatı okuyarak cevabı bulunması gereken konularda çok yetersizlikler gösteriyorlar. Her ne kadar son yıllarda bazı gelişmeler olsa da, müslümanların güncel ihtiyaçlarına çözümler sunacak yeni bir fıkıh anlayışı en büyük eksikliğimiz olarak durmakta. Hilal, takvim ve Ramazan meselesini bu sorunların en basiti ve en çözülebilir olarak görüyorum. Buradan yola çıkarak bir metodoloji geliştirmek mümkün olabilir. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin