Reis ve organize “adalet teşkilatı”

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Yargıç ve savcılara konuşuyor: “Vicdanınızı hiçbir gücün emrine vermemenizi istiyorum. Size düşen görev, adalet kulesini sessiz şekilde, gerektiğinde hayatınız pahasına korumaktır!” Kim diyor bunu? Erdoğan! Biliyorum zor olacak ama gülmeyin! 

Biri oturmuş geceden döşenmiş, yazmış. Belli ki bir yerlerden ilham gelmiş. Nasıl oluyor bu işler acaba, sahi? Mesela bir listeleri mi var? “Bugün piyasa ekonomisine ilişkin bir demeç olsun. Yarın da adalete ilişkin bir konuşmamız olacaktı, Sayın Reisim” türü bir diyalog! Yoksa mesela birileri önemli günleri falan mı listelemiş acaba? “Bugün yargı bağımsızlığı günü efendim. Yazılı hali burada!” Veya ne bileyim, mesela ekonomide işler kesat gidince damat veya Bilal falan “Babacım (veya bıbıcım), Ayasofya cami olacak mı deseniz, yoksa bugün ey Avrupa türü bir çıkış mı daha münasip olur, ne dersiniz?” diyordur belki de, kim bilir! Ya da kendisi mi belirliyordur acaba? “Emine, bu gece çok kötü bir rüya gördüm. Rüyamda meğer 17 Aralık kapanmamış, iyi mi!” deyince, Emine Hanım: “E sen bir adalet, Ömer, Fırat, koyun bir şeyler bul! Üzerine 15 Temmuz, Tank, egzoz, fanila falan ekle… Artık bunları da mı sana ben öğreteceğim!” der mi? Bilemem! Bildiğim, biri bir yazı döşeniyor. Bunu kendisi yazmış olamaz. Yazmaz zaten, yazabilecek olsa da, koskoca Reis gerçi, o da başka bir mesele! Ama yazamaz işte. Adalet kulesi, bilmem ne, edebiyat parçalamaz. Akif’ten veya Musaf’tan falan  ezberlediği bir cümle olsa amenna da, kendi kaleminden böyle süslü püslü laflar çıkmaz. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Devam edelim. Yargıç ve savcılar, vicdanlarını hiçbir gücün emrine vermeyeceklermiş. “Ben hariç!” demiş midir? Demediyse o mutlaka düşünmüştür bunu derken. Ayrıca yargıç ve savcılar da bunu bilmeyecek kadar enayi değildir. Zaten kalan bakiye tümden rasyonel, ortama uyum sağlamış, emre amade. Ha unuttum, bir bölümü zaten bu “davaya baş koymuş”, cansiperane kraldan çok kralcı, afedersiniz, reisten çok reisçi bir motivasyonla “çalışıyorlar”. E bu da bir mesaidir tabi, ondan çalışmak dedim. Ne yapıyorlar? Vicdanları bilmem ne, bu mavallara girmeden hiç, işin özü şudur ki, anayasaya ve yasalara aykırı işler yapıyorlar. Hukukçular, bir tür terzihane işine girişmiş. Nedir derseniz, minareye kılıf işi! Olacak neyse onu şekle uygun hale getirmek dışında bir işlevleri yok. İşler yürüsün işte. Yani yazdıkları iddianameleri, verdikleri kararları falan rastgele seçin ve okuyun. Bunu anlamak için ille de hukuk fakültesi mezunu olmanıza gerek yok. Zaten hukuk fakültesinde ne öğrendilerse tersini yapıyorlar. Hoş bunlar bir şey öğrenmez zaten. Ezberler geçer! Bilgi nedir ki zaten? Hayattan kopuk ve idealist birkaç hocanın yazdığı ders kitabıyla hayatta başarılı olmak mümkün mü canım zaten! O vicdan bu durumda başka hangi gücün emrine girebilir ki zaten? 

Adalet teşkilatı diyorlar ya, bildiniz mi? Hah işte o! Ona adalet teşkilatı dediniz mi, orada teşkilat vardır ama adalet yoktur zaten otomatikman. Adalet bir teşkilat haline gelirse, o artık organize suça veya yolsuzluğa, itliğe ve uğursuzluğa hizmet eder. Teşkilat emir komutadır, memuriyettir. Amir memur ilişkisi, “devlet büyüklerinin” beklentileri falan işin içine girdi mi, siz anayasa yasa falan beklemeyin artık. Siz sağ ben selamet! Doğrusu yargıdır. Üç erkten biridir. Yürütmenin emrinde olması söz konusu olamaz. Bürokrasi değildir yani. Bu sanırım Türkiye’de en anlaşılmamış olan konudur. Yargının uzlaşması, istişaresi, nabız tutması, “beyefendi ne der” tutumu olamaz. Bu yazdıklarım bir taraftan olunca benim okurum hemen yorumlarda yazacak yine: hayalci, naif, iyi niyetli vs. olmam konusu gündeme gelecek tekrar. O yüzden hemen yazayım ve eleştirileri bertaraf edeyim. Tüm bu olmaz dediklerim, Türkiye’de yargıya “adalet teşkilatı” denmesinin nedenidir. Türkiye devletinde güçler ayrılığı bitince birçok teşkilat çıktı. Bunlar birbirine bağlıdır. Ve hep bir arada asıl teşkilatı oluştururlar. Böylece teşkilat “tastamam” olur. Onun başında da bu teşkilatın lideri vardır. Dünya bu tür teşkilatlarla dolu! “E o zaman sorunun ne ki!” demeyin. Durun, azıcık sabırlı olun. Yasanın dışında oluşan teşkilatlar, devlet olamaz. Devlet kisvesi altında olur bak. Ama tekrar ediyorum, devlet olamaz. 

Bakın fazla akademik değil bu yazı. Nedeni, konunun akademik olmaması! Ortada çözülmesi gereken bir bulmaca yok! Türkiye’de yargı, 17 Aralık 2013’te yürütme tarafından yutuldu. Geçmiş olsun! Yürütme, yargıya tabi midir? Tabi ki tabidir. Çünkü yürütme de yasaya aykırı tasarrufta bulunabilir. Bunu kamu hizmetinde de yapabilir, özel yaşamında da. Bizde her ikisi de oldu. Abrakadabra işler, devlette, hatta devletlerarası ilişkilerde meydana geldi. Bunun olma nedeni, iktidarda olanların maddi beklentileriydi. 17 Aralık’ta yolsuzluk dosyaları patlamış bir kanalizasyon gibi ortaya saçılınca, soruşturmayı yürüten savcılar ve polisler görevden alındı. Başka yerlere sürüldü. Onların yerine atananlar da sürüldü. Sonra işi örtbas etmemekte direnen kim varsa “FETÖ’cü” ilan edildi. Burada işin püf noktası, yürütmenin nasıl yargının alanına müdahale ettiğidir. Yargıyı felce uğrattılar. Anayasada öngörülü sistemin temellerini yıktılar. Bunun önemini ne kadar vurgulasak, ne kadar yazsak azdır. 17 Aralık, rejimin değiştiği tarihtir. Kimin ortaklığı bunu mümkün kıldı meselesi, ikincil bir mesele. Önemli olan, bu tespiti yapabilmek! Yürütmenin yargıyı tüm salahiyetiyle ve sorumluluk alanıyla beraber yutması, bir darbeydi. Bu darbeden sonra, reisin şekilden “adalet kulesi” dediği şeyin üzerine yürütmenin fanusu kapatıldı! Adalet kulesini savunmak falan olmaz bu noktadan sonra. Yürütülmekte olan adli ve polisiye süreci siyasi olarak engellemek, yürütmeyi (Erdoğan’ı, AKP’yi, bakanları, müsteşarları, bürokratları vs.) kontrolsüz bir güç haline getirdi. İktidar, yasaların bağlayıcılığından kurtuldu. Yasaların kapsama alanına çıktı. Gücü sınırlandırılmamış bir iktidar haline geldi. Böylece yargı, basit bir “adalet teşkilatı” haline dönüştürüldü. 

Onu, bunu “istiyorum” diyor reis! Neymiş, sessiz şekilde, canı pahasına koruyacakmış yargıçlar ve savcılar! Neyi? “adalet kulesi”. Neye göre koruyacaklar? Güçlerini nereden alacaklar? Kimden koruyacaklar? Zor sorular bunlar! Ortada anayasa yok, e o olmayınca yasa da yok! Ne var? Vicdan! Sahiden mi? Grup Yorum’un İbrahim’i için üzüntüsünü bildiren Yargıcın başına ne geldi, sanırım Erdoğan duymamış! Kötü haber şu ki, bu durumun garabetini kavrayacak veya kavramış olsa da dile getirecek kimse kalmadı artık. Selahattin Demirtaş veya Can Dündar, kısacası muhalefet denen farklı mahalleler, işte bu yukarıda anlattığım rejimin diskurunu kabul ediyorlar. Herkesin kafasında “adalet teşkilatını” düzeltmek var! Ne demek düzeltmek? Erdoğan’dan kurtarmak. Sonra? E sonrası malum. Teşkilatın mahalle değiştirmesi! Karşılıklı birbirini sosyal mühendisliğe tabi tutmaktan başka siyasi ufku olmayan paralel toplumlar, kendi politik adalet teşkilatlarının hayalini kurar! Reisin “canları pahasına ve sessizce” korunun dediği tehlike bu işte! Adalet kulesini kontrol eden, rejimi kontrol etmeye biraz daha yaklaşır. Tecrübesiyle sahip zaten! Bunu sağlamak kolay değil. Aynı anda adalet “teşkilatını”, istihbaratı, orduyu, emniyeti falan korumak için iyi jonglörlük yeteneği lazım. Türkiye bu tür yeteneksel rekabetlerde “Yetenek Sizsiniz” kadar mümbit, “Survival” kadar da fütursuz ve savaşkan gruplarca cenk edilen bir yerdir. Reis adaletin önemini bu bağlamda anlamamış demek haksızlık olur!

Son olarak tamamlamadan en önemli mesajını yorumlamalı. “Hayatınız pahasına”! Bu dediği birkaç anlama geliyor. İyi koruyun karışmam diyor. Yani istediği kararların alınmadığı bir yargı, mayın tarlasıdır savcılar ve yargıçlar için. Her an herkes “FETÖ’cü” olabilir. Garantisi yok! İkincisi, “koruyun çünkü ekmeğiniz bu sizin!” diyor. “Size ekmek veren (rızık temin eden!) eli ısırmayın, ben batarsam siz de batarsınız!” mesajı bu. Üçüncüsü, “bu iş sadece sizin rızık meseleniz değil, aynı zamanda hayat memat meseleniz!” diyor. O kule öbürlerinin eline geçerse gümbürtüye gidecekleri sinyali veriyor. Ne güzel bir teşkilat bu değil mi?

Çalışma sistemi tam bir organize suç örgütü gibi. Herkes hep birlikte yolsuz bir sistemden fayda sağlıyor. Elbette büyük balıklar ve küçük balıklar var! Ama hepsinin gıdası bu rejimden gelmekte! Böylece bir tür nükleer caydırıcılık ortamı ortaya çıkıyor. Reisi koruyun, çünkü o giderse hepiniz gidersiniz. Verdiği en önemli mesaj bu! Reis “organize” bir “adalet (!) teşkilatı” kurdu, ona gözü gibi balkıyor! 

1 YORUM

  1. ” Selahattin Demirtaş veya Can Dündar, kısacası muhalefet denen farklı mahalleler, işte bu yukarıda anlattığım rejimin diskurunu kabul ediyorlar.”
    Hocam cok acil bir ricam var. Bu Can Dünar´i neden böyle büyüttünüz? Daha önceleri daha sik sik yazardiniz onun üzerine. Kim bu sahis. Aciklar misiniz? Selahattin Demirtas veya Can Dündar.

    saygilarimla

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin