YORUM | EKREM DUMANLI
Adam Silivri Hapishanesinden çıkarken nefret ve öfke kusarak ne demişti? “Tarikatların ve cemaatlerin kökünü kazıyacağız.”
Mümkün mü?
Hayatı boyunca koyu bir din düşmanı olarak bilinen Doğu Perinçek dindar bir topluluğun köküne kibrit suyu dökebilir mi?
Normal şartlarda tabii ki hayır.
Zaten adamın seçimlerde aldığı oy oranı ortada. İktidara gelme şansı sıfır. Siyasi bir koalisyonun legal parçası olması bile mümkün değil. Peki nasıl oluyor da binde bilmem kaç oy alan bir parti başkanı bu kadar üst perdeden konuşabiliyor?
O da biliyor ki normal hukukun işlediği bir ortamda hiç kimsenin gölgesine basamaz. Tabii kullanışlı bir aracıyla entrikalar çevirmeyecekse… Doğrudan yapması tahayyül bile edilemeyen soykırımını dindar görünümlü siyasi bir zümreye havale etmeyecekse…
Daha fenası, faşizanca söylenmiş “kökünü kazıma” fikrine sıcak bakan zümreler var memlekette. Bunlardan bir kısmı din düşmanlığının gereğini yerine getiriyor ve dinî grupların topyekûn idam edilmesini istiyor. Bir kısmı da kendini siyasal bir yobazlığın dar çerçevesine hapsetmiş; istiyor ki dindar kitlelerin tamamı kendilerine mutlak manada bir destek versin. Ya da yok olup gitsin.
Kendine ‘muhalif medya’ süsü veren bir topluluk, ellerini ovuştura ovuştura “kök kazıma” projesine şehvetle ve şiddetle yaklaşıyor. Gladyatör seyreder gibi gaddar bir eda ile “Birbirlerini yesinler.” diye meseleye yaklaşanların kimin haklı kimin haksız olduğunu önemsemediği ortada.
Hukuksuz uygulamalar? Anayasayı ve yasaları ihlal etmeler? Daha ilk saniyeden başlayan medyatik linçler?..
Umurlarında değil “muhalif” görünümlü zümrelerin. Partisi de öyle medyası da. Muhafazakâr kitlelere yapılan zulüm söz konusu olduğunda kör ve sağır rolüne giriyorlar. Kendilerine zulmedildiğinde kıyameti koparıyorlar; ancak nafile! Çünkü başkalarının en temel haklarını savun(a)mayanlar, kendi haklarını da savunamaz!
Buyurun size çarpıcı bir örnek: Fatih Altaylı. Haksız yere gözaltına alındı, hapse atıldı vesaire. Kodesten kurtulabilmek için yemin billah edercesine “Artık siyasi konulara girmeyeceğim.” şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yaptı. Karşılığını da aldı ve tahliye edildi. Şimdi tarikatlara karşı AKP aracılığıyla açılan insan hakları ihlallerini desteklediğini beyan ediyor. Güya bu yapılanı bir tek Atatürk yapabilirmiş, hiçbir parti bunu yapamazmış, ancak AKP dindar kimliğiyle yapabilirmiş, büyük bir başarı elde ediliyormuş ve beyefendi bunu destekliyormuş.
Ne oldu şimdi!
Sana yapılan haksız hukuksuz uygulama başkasına yapıldığında zil takıp oynamak değil de nedir bu. Bu kadar kıvrak danslar eşliğinde adalet beklenir mi!
Dindar mahalleye dışarıdan bir gözlemci olarak bakanların fark edemediği derin bir gerçek her geçen gün daha da anlaşılır hâle geliyor. Öbür mahalleden görülmeyebilir ancak dip dalgaların çağrışımları muhafazakâr kesimlerde AKP’ye bakışın kökten değişim yaşadığını gösteriyor.
AKP kendini münafık durumuna düşürdü maalesef. Girdiği gizli ilişkiler bu partiyi heyula hâline getirdi. Anlaşılamaz nedenlerle çizdiği PKK hayranlığı portresini sokaktaki dindar insana izah etmesi mümkün değil. Hele Perinçek’in kulu kölesi hâline gelmişçesine verdiği görüntü mazideki jargonuyla uyumsuzluk arz ediyor. Daha sayayım mı? Ergenekon zanlıları ile girdiği pazarlıklı ittifaktan, MHP ve lideri ile geliştirdiği bağımlı dostluğa kadar karmaşık bir sürü ilişki…
Artık AKP kurtarıcı bir parti gibi görünmüyor sıradan dindara. Lideri de Mesih gibi değil Deccal gibi algılanıyor. Bu böyle devam ederse derin şuur altı dönüşüm, bir yandan AKP’yi tüketecek; diğer yandan da dindar çevreleri siyasal İslam’dan fersah fersah uzağa savuracak. Üstelik, dindar çevrelerin büyük kısmını bizar ettiği için o kitlelerde daha güçlü direniş duygusuna yol açacak…
Muhalefet partileri uyuyor. Derinden derine büyüyen tepki ve oluşumları göremiyor. Al sana CHP, ya da onun ikiz kardeş versiyonu olan Yeni Parti! İmamoğlu’na, Kavala’ya vs. yapılan haksızlık söz konusu olduğunda yargı sürecinin nasıl giyotin gibi kullanıldığını koro hâlinde ifade eden parti yetkilileri, konu KHK olunca süt dökmüş kediye dönüşüyor. Hatta “Gitsinler beraat kararı alsınlar.” gibi anlamsız bir mazerete başvuruyorlar. Hani adalet mekanizması işlemiyordu, hani siyasi iktidarın yargıya emir yağdırması söz konusu idi. Unuttunuz galiba ne demişti Perinçek: “Yargı siyasetin köpeğidir!”
Olan AKP’yi hâlâ dindar bir parti sanan vatandaşa oluyor. Acınası bir durum! Onu gaza getirenler tarikatların, cemaatlerin devlet için beka sorunu olduğunu telkin ediyor ona. Kimin maşası olduğunu söylemeksizin bu kitlelerin yok edilmesi gerektiğini savunuyor. Safderun birileri de tarihî ve sosyolojik temelden mahrum bu propagandaya inanıyor.
Onların da zaman içinde fark edeceği bir gerçek var: Dinî kimlikleri ve inançları kullanarak iktidara gelenler, yolun başında verdikleri bütün sözleri unuttu; hatta tam tersini yaptı/yapıyor.
Meselenin bir de sosyolojik gerçekliği var: Devlet zırhına bürünmüş şebeke istedi diye hiçbir kitle buharlaşmaz. Hele kökünü kazımak… Hitler kalıntısı bir laftır bu. Tarih şahittir ki bir zümreye (hele hele bir inanç ve ideal etrafında bir araya gelen topluluğa) zulüm arttıkça o topluluk içindeki direniş bilinci daha da derinleşir.
Mazlum kültürünü bilmeyenler, olaylara hep zalim gözüyle bakanlar toplumsal katmanlarda nasıl oluşumlar yaşandığını fark edemez. Sanırlar ki kaba kuvvetle sindirilmeye çalışılan kitleler, zaman içinde yok olup gider… Bu, anlamsız bir inat, gereksiz bir öfkenin yansımasıdır…
Tarikatların ve cemaatlerin tarihî, dinî ve sosyolojik temelleri var. Yüzlerce senelik geleneği olan bu kitleler bugünkü badirelerin bin katını daha önce de yaşadı. Hiçbirinde boyun eğmedi, yerle bir olmadı. Olmayacak da…
de yaşadı. Hiçbirinde boyun eğmedi, hak ile yeksan olmadı. Olmayacak da…
