Milletvekili, yüzbaşı ve bir ilkokul öğretmeni

YORUM | BEKİR SALİM

Geçen hafta bir milletvekiliyle olan atışmamızı paylaşmıştım. Hayatım boyunca karşıma çıkan en güçlü rakiplerimden biri… Beni ilk atışmada fena terletmişti. Sonra, çok farklı ortamlarda defalarca atışmalar yaptık. Zaman zaman sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Maksadım, dostlarla beraber bu ağır gündemin boğuculuğundan bir kaç dakikalığına sıyrılmak…

Yıllar boyu, Feyzi Halıcı Üstadın başkanlığında her ayın ikinci pazar günü Ankara Fasıl Restoran’da, üçüncü Pazar günü de İstanbul Pera Palas Oteli’nde şiir günleri tertip edildi ve ben, neredeyse hiç bir toplantıyı kaçırmadan takip ettim. Katılanların isimlerini tek tek saysam hayret edersiniz. Sadece, İlhan Berk, Fâzıl Hüsnü Dağlarca,Tahir Kutsi Makal, Gültekin Sâmanoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hâlil Soyuer, Cemal Safî gibi bir kaç isim zikredeyim, gerisini siz anlayın… Bu müstesna toplantılara katılabilmek özel izinlerle ve büyük şairlerin müzaheretiyle mümkün olabiliyordu. Şiir günlerinin, Feyzi Halıcı davetiyle, çok kıymetli bir de misafir grubu vardı. Eskişehir Şairler Derneği… Hepsi birbirinden güçlü şairlerdi, ama ben,  nedendir bilmem, büyük şehirde yaşamanın ve ev sahibi olmanın havası ve gururuyla, ilk geldikleri aylar bu muhteşem gönül insanlarını taşradan gelen gariban tipler olarak görürdüm. Onlar da, hakikaten, beni doğrularcasına, içten gelen bir tevazu ile boyunlarını büker, salonun bir köşesine, ona oturmak denmez, adeta ilişerek, elleri dizlerinde, gözleri ayak parmak uçlarında, okunan şiirleri kemâl-i edeple dinlerlerdi.

Onlar gelene kadar, yukarıda bahsettiğim milletvekili (ismini yazmıyorum, çünkü kime selâm versem başı ağırır diye endişe ediyorum) ile benim, yaptığımız doğaçlama, taşlamalı atışmalar bu şiir günlerinin en çok beklenen ve alkışlanan bölümüydü. Hatta ilk aylar bu şairlere misafir filan demiyor, ciddi ciddi lâf atıyorduk. Başlangıçta çekingen davranan ama ortama bir kaç ay içinde hemen uyum sağlayan bir Rasim Köroğlu çıktı meydana… Öyle ironileri, öyle taşlamaları vardı ki, ben bile (ben bile diyorum, çünkü açık açık bu güzel şiirleri kıskanıyordum.) ağzımın suyu aka aka dinliyordum. Sonraları yıllarca sahne arkadaşlığı yaptığımız Rahmetli Rasim Ağabey, bir gün, demek ki canına tak etmiş, çıktı sahneye ve hem beni hem milletvekili ağabeyimizi hedef alarak bakın neler dedi :

Birisi Yavuzmuş, biri de Salim,
Kendini fazlaca şişirdi bunlar.
Fırsatı bulunca olup da zalim,
Kabuklu yarayı kaşırdı bunlar.

Aleyhimde şiir yazmış Bekir‘i,
“Bildik“  biri vermiş O‘na fikiri,
Kızdırıp da benim gibi fakiri,
Öfkeyi, sabırı taşırdı bunlar.

Az mı sopa vurdum sırtı abaya,
Sizler dua edin Feyzi Baba‘ya,
Çocuk bile değmez yanan sobaya,
Kendini közümde pişirdi bunlar.


Korkaklar susar da yağız bağırır.
Beden yara alır, ağız bağırır.
Bekir‘e vurdukça Yavuz bağırır,
Nöbeti, sırayı şaşırdı bunlar.

Oradan alır da burda satarım,
Geçerim Niğde‘yi Bor‘da satarım,
Sağlamca alırım, hurda satarım,
Canını pazara düşürdü bunlar.

Duydukça ağzımdan çıkan sözleri,
Birbirine vurur bakın dizleri,
Sıcak hava yakar iken bizleri,
Korkudan titreyip üşürdü bunlar.

Seviyor onları Rasim; üzemez…
Tutuldu dilleri, kimse çözemez.
Deryada acemi kaptan yüzemez,
Suyumu boyumdan aşırdı bunlar.

Her ne kadar son dörtlükte «rücu » ile gönlümüzü almaya çalıştıysa da, bu şiirle beraber başımızdan aşağı sanki kaynar sular döküldü. Alkış kıyamet… Kahkaha sesleri kulakları sağır edecek türden… Herkes bize bakıyor. Milletveki ağabey ayağa kalktı tebessüm ederek alkışladı. Başka bir tepki de vermedi. Ben Feyzi Halıcı’dan, « -Üstad sataşma var! »  deyip söz istedim. Herkesin gözleri bende… Şu satırları yazarken bile tüylerim diken diken oldu. Tarif edilmez bir baskı altındayım. Vurdum sazın teline:

Boşuna uğraşma be Rasim Kardeş,
Sen beni tahtımdan indiremezsin.
Hiciv âleminin güneşi benim,
Üfleye üfleye söndüremezsin.

Donkişot gülerdi, görseydi seni,
Böyle akılsızlık olur mu yani?
Hem topun, tüfeğin, tankların hani?
Beni bir çakıyla sindiremezsin.

Sözü ev sahibi edermiş tayin,
Küfreden misafir olurmuş hain,
Debelenip durma şeytan-ı lâin,
İmânım muhkemdir; döndüremezsin.



Yarış istersen bu er oğlu erle,
Biraz çaba sarf et, azıcık terle,
Sağdan soldan kapma üç-beş şiirle,
Bu kadar şairi kandıramazsın.

Sanma Âşık Salim kalacak darda,
Karşıma çıkanlar hep ah u zârda,
Mebusa ne desen belki tutar da,
Benim üstüme toz konduramazsın.

Ben, lüzumsuz yere, Rasim Ağabeyin mizahi yaklaşımıyla oluşan muhabbet ortamını sert taşlamalarımla bozmuştum. Doğrusu, kimse de alkışlamadı.

Ama, her işte bir hayır var ; bu şiirleşme, ölümsüz bir dostluğun ilk adımı olmuştu… Rasim Ağabeye, Feyzi Halıcı’ya, yazıda adı geçenlerden rahmetli olanlara birer Fatiha okuyalım mı? [2000/ANKARA]

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin