‘Bağımsız yargı’ yoksa siyaset temizlenemez!

CHP kurultayında usulsüzlük yapıldığı iddia ediliyor ve yargı anında devreye giriyor. Ama AKP şantajla, tehditle, kasetten milletvekili ve belediye başkanı devşirirken yaprak kımıldamıyor. Sorun CHP’nin kirli olup olmadığından çok daha büyük: Türkiye’de yargı artık bağımsız bir hukuk kurumu değil, siyasi mühendislik aracı. Siyasetin finansmanındaki karanlık bütün partilerde var; ama soruşturmalar sadece muhalifler için işletiliyor. Bağımsız yargı olmadan ne siyaset temizlenir ne de demokrasi mümkün olur.

MAHMUT AKPINAR | YORUM

Türkiye’nin demokratikleşememesinin en temel sebeplerinden birisi, siyasal partilerin yapılarının ve işleyişlerinin demokratik, şeffaf, hesap verebilir, adil ve yarışmacı olmamasıdır. Bunun temelinde ise siyasetin finansmanı vardır. Yani, siyasi partilerin ve siyasetçilerin kaynaklarını nereden nasıl temin edip, nereye nasıl harcadıkları konusudur. Mevzu siyasetin kronik ve en derin yarasıdır.

İktidarıyla, muhalefetiyle, büyük partileriyle, küçük partileriyle: ‘Ekonomik kaynaklar nereden geliyor, gelirler hangi yöntemlerle harcanıyor, harcamalar nasıl denetleniyor, konumlar ve koltuklar hangi usullerle nasıl değişiyor?’ sorularına açık ve dürüst cevaplar verilemediği sürece, gerçek bir demokrasiden ve adil bir siyasi rekabetten söz etmek mümkün değildir.

Son dönemde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı için verdiği ‘mutlak butlan’ kararı, siyasi partilerdeki karanlık faaliyet alanlarını bir kez daha ortaya çıkardı. Mahkeme, delege iradesinin fesada uğratıldığını, oy satın alma, hediye dağıtımı, iş ve makam vaadi gibi yöntemlerle manipülasyon yapıldığını ifade etti.
Bu kararı hukuki gerekçe olarak da Anayasa’nın, siyasi partilerin faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygun olmasını emreden 69. maddesine, Siyasi Partiler Kanunu’nun siyasi partilerin demokrasi esaslarına aykırı davranamayacağını belirten 4. maddesine ve parti içi çalışmaların ve organların teşekkülünün demokrasi esaslarına, üye eşitliğine ve tüzüğe uygun olmasını emreden 93. maddesine dayanarak verdi. Ayrıca delegelere ödemeler yapıldığı, özgür iradelerin etkilendiğini belirtmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliği kaybedip Özgür Özel’in seçildiği kurultay üzerinden neredeyse 3 yıl geçmiş iken CHP genel kurulunun yerel bir mahkeme tarafından iptal edilmesi elbette hukuki bir karar değildir. Siyasete müdahaledir ve kabul edilemez. Mutlak butlan kararı CHP’yi gündeme getirip okları ona yöneltmiştir. Fakat herkes çok iyi bilmektedir ki karanlık yollarla ve fonlarla siyaseti finanse etme, delege satın alma, tehditle, şantajla belediye başkanlarını ve milletvekillerini transfer etme en çok AKP tarafından uygulanmaktadır. Ama AKP yargıda, medyada ve kurumlar üzerinde etkili olduğu, her alanı kontrol ettiği ve konuyu adalet zemininden çıkarıp siyasi rekabet aracına dönüştürdüğü için siyasetin finansmanı konusunu CHP üzerinden konuşuyoruz.

İddialar gerçek mi, delege parayla satın alınmış mı bilmiyoruz… Özgür Özel ve ekibi gerçekten böyle bir şey yapmış olabilir mi; olabilir… Bütün bunlar iktidarını korumak isteyen AKP’nin kurguladığı bir kumpas da olabilir. Şu an için kesin bir hüküm vermek doğru olmaz… Lakin şunu biliyoruz; CHP fincanla götürüyorsa, AKP kazanla, hatta gemilerle götürüyor. Fakat soruşturmalar ve hukuki süreçler sadece muhalifler için işletiliyor. Yargı için ortada net bir seçicilik var.

Türkiye’de siyasetin finansmanında ‘bağış’ adı altında rüşvetin, ‘yatırım’ adıyla kirli paranın kullanılması yeni değil. Yıllardır seçilebilecek belediye başkanlıkları, milletvekillikleri ve kritik delegelikler için büyük paraların döndüğü herkesin malumudur. Parayı verenler, sonraki süreçte ‘yatırımının’ karşılığını kat kat almak ister.

Bazı isimler ise karanlık, hukuksuz işlerini siyasetin ‘dokunulmazlık’ zırhıyla örtmek için partilere yanaşır. Bu durum AKP’de, CHP’de ve diğer partilerde yıllardır bilinir. Özellikle muhalefet partileri ve yeni kurulan siyasi partiler parti programına, iktidar olanlar hükümet programına probleme dair taahhütler koyarlar. Ama gücü ve imkanları ilkesiz ve sınırsızca kullanma hazzına varınca taahhütlerini unuturlar.

AKP, hem parti programına hem ilk dönemlerin hükümet programlarına ‘siyasetin finansmanının şeffaf ve denetlenebilir olacağını’ koymuştu. Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirip siyasetin demokratik ve şeffaf hale getirilmesi hedefleri arasındaydı. Ama sonuçlar ortada.

Kuvvetler ayrılığı yok edildi!

Türkiye’nin ihtiyacı siyasi partilerin finansmanının tam şeffaflaştırılmasıdır. Parti gelir-giderlerinin bağımsız denetimi, kampanya harcamalarının üst limitlerle sınırlandırılması, bağışçıların kamuoyuna açıklanması, aday belirleme süreçlerinin daha demokratik ve denetlenebilir hale getirilmesidir. Aksi takdirde siyaset, halkın iradesini değil, en çok para toplayanın veya en karanlık ilişkileri yönetenin oyunu olmaya devam edecektir.

Demokrasi, sadece sandık günü değil, sandıktan önceki süreçlerin de temiz ve adil olduğu bir sistemdir. Siyasetin finansmanındaki bu karanlık devam ettiği sürece, ne kurumlar güçlenir ne de halkın siyasete güveni artar. Bu mesele çözülmeden, Türkiye’de gerçek bir demokratikleşme mümkün görünmüyor. Ama her şeyin ötesinde yargının bağımsız ve tarafsızlığı temin edilmeden, yargı gözetiminde yapılan siyasi faaliyetlerin ve seçimlerin sağlıklı hale gelmesi imkansızdır.

Ülkenin en büyük problemi kuvvetler ayrılığının yok edilmesi, yargının yürütme emrine girmesidir. CHP’de usulsüzlükler yapıldığı iddia edildiğinde yargının hızla devreye girmesi, ancak iktidar söz konusu olduğunda yaprak kımıldamamasıdır. Erdoğan ve çevresinin rakip partiyi ‘hukuk sopasıyla’ dizayn etme girişimi olarak görülen bu süreç bir daha göstermiştir ki Türkiye’nin handikapı yolsuzluk, rüşvet ve usulsüzlükten öte, bunlarla mücadele edecek yargının siyasallaşması ve tarafsızlığını yitirmesidir.

CHP’nin kurultay sürecinde usulsüzlük varsa bu kabul edilemez. Ancak iktidar partisi şantajla, tehditle, kasetle milletvekili ve belediye başkanı avı yaparken yargının sadece muhalefete odaklanması bize CHP’nin kirlenmişliğinden çok hukukun siyasallaştırılmasını ve seçici davranmasını gösteriyor.

Yargı kararıyla yeniden CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel cephesiyla kavgasında, “Şimdi arınma zamanı!” sloganını tercih ediyor… Umarız AKP’nin de ‘arınma’ ihtiyacını dile getirebilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin