Klişe bir Ergenekon demagojisi

YORUM | UĞUR TEZCAN

Sizlerin klişe, basmakalıp; hatta saçma ve cahilce gördüğünüz bazı ifade ve söylemler koca koca adamların, siyasilerin, aydınımsı karakterlerin ve onların peşlerinden sürüklenen yığınların son derece ciddi duygularla inandıkları veya inanmak istedikleri duygu yükleri barındırabilirler. Bazen öyle durumlar da olur ki bu insanlardan bir kısmının gerçekte inanmadıkları halde ya bir propagandanın parçası olarak, ya da siyasi bir kazanımın gerekliliği olarak bu tür algı operasyonu sayılabilecek yalanları, ithamları, suçlamaları ve söylemleri bir sakız gibi çiğneyip gevelemekten geri durmadıklarını görebilirsiniz. Bu insanların bir kısmı kasten ve bilinçli olrarak vicdanlarını öyle siyasi bir yalan bataklığına kaptırmışlardır. Bir kısmı da ahmakça veya cahilce dürtülerle o tür hamasetlerin çarklarına zihinlerini dolamış, adeta efsunlaşmış bir şekilde anlamsızca yol almaktadırlar.

Yani böyle bir ortamda, cehalet ile art niyetler aynı propaganda kazanında eritilmekte, zihinler kimin rüzgarı daha güçlü esiyorsa ona doğru evrilmekte, vicdanlar; insaf-iz’an-adalet duygusu-hakikat bilinci-idrak-şuur gibi melekelerle birlikte korku-endişe-çıkar kazanlarında közlenip dağlanmakta ve tamamen mefluç bir hale getirilmektedir.

Bugün Erdoğan ve Ergenekon marifetiyle Türk insanının, neredeyse tüm kesimleri ile birlikte getirildiği noktayı özetlemeye çalıştım size. Türkiye insanını hangi mevzunun ipinden tutup psiko-sosyolojik ve güncel-politik bir değerlendirmeye tabi tutsanız, yukarıdaki özetin aynı rengin farklı tonlarındaki yansımaları şeklinde görebilirsiniz.

O nedenle çok farklı boyutlarda ele alınabilecek olan bu konuyu hemen başlıktaki noktaya odaklayalım ve Ergenekon-Balyoz davaları üzerinden yürütülen bir demagojinin, bir algı operasyonunun varlığına işaret ederek devam edelim.

Sizlerin de takip ettiğiniz gibi, belli çevreler son birkaç yıldır sosyal medya ve yayınlar aracılığıyla sürekli algı operasyonları yapıp duruyor. Terör gruplarını desteklemek, yolsuzluk ve rüşvet gibi suçlar yanında daha başka bir sürü ciddi suçlara bulaşmış olan Erdoğan ve çevresi son birkaç senedir Hizmet Hareketine karşı yürütülen soykırımın da baş sorumlusu oldu. Ergenekonvari gruplarla girdiği güç ilişkisinin bir neticesi olarakta, Ergenekon ve Balyoz davaları adalet sisteminin çarklarından kaçırılırcasına tamamen siyasi refleksler kullanılmak suretiyle aklanmaya çalışıldı. O tür yapılanmalara yakın olduğu intibaı uyandıran bazı kimselerse çok uzun bir zamandır, fırsattan istifade, Ergenekon ve Balyoz davalarını dillerine dolayıp duruyorlar. O davaları delillere dayalı olarak değil de, sloganik söylemlere sığınmak suretiyle aklamaya çalışıyorlar. ‘’Bir yalanı 40 kere tekrar ederseniz insanlar inanmaya başlarlar!’’ şeklindeki pratiklerden dersler takip ettikleri iyice anlaşılıyor. Zaten, Erdoğan ve Ergenekon marifetiyle halk ‘FETÖ’ şeklinde uydurulmuş izafi bir ‘suç’ örgütünün varlığına da inandırıldığı için aynı algı ve söylemler bu davaları aklama yönünde de bir araç olarak kullanılıyor.

Bunu artık o kadar sıklıkla kullanıyorlar ki, bunun artık klişe bir söylem haline geldiğinin ve sadece demagoji yaptıklarının farkında değiller. Veyahutta bunun son derece bilincinde olarak, bir acizlik ve çaresizlik neticesinde yapmak durumunda kalıyorlar. Yalanın doğasında vardır! Onu bir kere yaktınız mı, sönmemesi için üzerine artık sürekli bir şekilde üflemek zorundasınızdır. ‘’FETÖ’’ yalanını canlı tutmak için gün boyunca halkın zihnine bu ifadeyi kazıma ihtiyacı hissetmeleri gibi, Ergenekon davalarının bir ‘kumpas’ olduğuna, ‘FETÖ’nün bir operasyonu’ olduğuna dair aynı cümleleri aynı insanlara bıkmadan usanmadan söyletmeye devam ediyorlar. Yani anlayacağınız, ortalıkta her fırsatta dillerine ‘FETÖ’ ifadesini dolayan insanların çoğu bunu salt tarafgirlik veya ahmaklık adına yapmıyorlar.

Oysa, bu tür devlet operasyonlarının hesabı, yanlışlar yapıldı ise, öncelikle adalet önünde ve meclis organlarında dönemin siyasi iradesine sorulur. Sokaktan toplanan öğretmen, mühendis, kadın, çocuk ve diğer masumlara işkenceler altında sorulmaz! Aynı çevrelerin bugün halen iktidarda olan dönemin siyasi iradesine laf etmemesi, onlarla ortak çıkar endeksli siyasi politikalar üretmeye devam etmesi, ikiyüzlülüğün ve sahteciliğin en bariz örneğidir. Bu bağlamda Ergenekon davalarının bizzat muhatabı olan Perinçek’in ‘FETÖ ile mücadele’ kapsamında yürütülen hukuk dışı, soykırımvari uygulamaları zikrederken ‘’Erdoğan bizim planımızı uyguluyor!’ şeklindeki açıklamaları konuya ışık tutması açısından son derece önemlidir.

Aydınımsı geçineninden gazeteci geçinenine, oradan da siyasetçisine ve yandaşına kadar kime çıkıp; ‘gelin o zaman bu davaları en güçlü olduğunuz şu dönemde uluslararası bağımsız mahkemeler önünde tekrar açalım’ ve ‘orada aklanarak kendinize yapıldığını öngördüğünüz ‘kumpası’ dünyaya deşifre edelim’ deseniz hemen yan çizmeler görmeye başlarsınız. Size ‘amalı’ cümleler kullanırlar veyahutta ‘gerek yok, grubun geçmişine bakıldığında her şeyin ne olduğu zaten ortada’ gibi adalet kavramının tüm pratiklerinden yoksun, cahilce ama kibirle dolu ifadeler savururlar. Bu konularda mecliste verilen tüm önergelerin bizzat AK parti ve MHP el birliğiyle reddedildiklerini de not ederek geçelim.

Bu yönde kullanılan söylemler sadece basmakalıp klişeler de olmayıp ilave olarak hem bir demagoji üretimi hem de bir algı operasyonu, bir siyasi propadanda aletidirler. Normalde propagandanın karşıtı olan kavramlar dürüstlük, hakkaniyet çizgisinde ilerleme ve karşılıklı problem çözme yönünde söylem (discourse) geliştirme şeklinde özetlenebilir. Demagoji de, ahlaki düzlemde ve mantıksal planda kavranmaya ve irdelenmeye açık argümanlar geliştirmek yerine muhataplarını sırf duygusal tepkiler verdirmek suretiyle etki altına almak gayretidir. Yani demagojiyi, entelektüel tartışma zeminlerinden ve hakikatın irdelenmesinden kaçınmak istenildiği durumlarda, duyguları canlandırmak suretiyle alan değiştirme hamlesi olarak tanımlamak mümkündür.

Bahsi geçen çevreler de, konuların derince tartışılmasından özenle kaçınıyorlar. Olayın gerçek siyasi muhatapları yerine hedefe koydukları bir çevrenin masum insanları üzerinden söylem geliştiriyorlar. Bunu sadece ve sadece söylemlere ve ithamlara dayanarak yürütmeye özellikle özen gösteriyorlar. Mevzuyu bağımsız yargı sistemlerinin kucağına bırakma tekliflerine burun kıvırıyorlar. Dava zamanlarında ortaya çıkmış yüzlerce delili birkaç söylemle örtbas edip yeni kriminal ve legal incelemelerle onları çürütmek yerine; ‘kumpas kuruldu!’, ‘sahte delil üretildi!’ gibi muğlak ifadelerle geçiştirmek dışında hiçbir fikir ve eylem üretemiyorlar.

Çok daha çeşitli boyutlarda irdelenebilecek olan bu konuyu maksat hasıl olmuştur inşallah diyerek burada kesiyorum.

Bu vesileyle, yazı içerisine dokuduğum ince teklifimi yineleyerek bitiriyorum: Madem çok samimisiniz ve kendinize bu kadar ‘güveniyorsunuz’, geliniz dönemin Ergenekon ve Balyoz davalarını uluslararası mahkemelerde, ‘FETÖ’ yaptı diyerek zikrettiğiniz ‘FETÖ iddiaları’ (dava bile değil) ile birleştirerek tekrar açalım. Hatta, sanki ‘çok net deliller varmış’ izlenimleri vererek benzer demagojilerle ayakta tutmaya çalıştığınız 15 Temmuz darbe iddiasını ki dava açmaktan çekindiğiniz için halen ’15 Temmuz davaları’ olarak bile isimlendiremiyoruz, ve ‘’FETÖ, dış güçlerle, faiz lobisiyle birlikte yaptı!’ dediğiniz 17-25 Aralık davalarını da tüm iddialarınızı desteklemesi açısından birleştirip tekrar açalım. Düşünsenize, bunu başardığınızda ‘FETÖcü’ dediğiniz insanların dünyada gidecek yerleri olmaz! Bence bu; Erdoğan ve Ergenekon çevreleri açısından çok cazip bir teklif! Haksız mıyım?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin