‘Gaz bulutu’ dağılınca…

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Artık bir klasik haline geldi ama içinde bulunduğumuz durumu anlatma açısından daha iyi bir örnek bulamadığım için tekrar edeceğim.

Gaz vermesi ile meşhur bir antrenör boks maçı öncesi yine formundadır. Maçı kaybedeceği aşikar olan sporcusuna sürekli maçı kazanacağını söyler. Maç başlar ve sporcusu daha ilk raundda fena dayak yer.

Ancak antrenör molada yine “aferim evladım adamı iyi dövdün” demeye devam eder.

İkinci, üçüncü raundda da aynısı olur. Hoca gaz vermeye devam ediyordur ama bizim boksörün gözü morarmış, yüzü yumrukların etkisiyle şişmiştir.

Hoca “az kaldı, biraz daha vursan devrilecek” diyerek boksörü ringe yollar. Dördüncü raundda bizim boksör artık dağılır. Kaşı açılmış, dudağı patlamış, ağzı burnu kan içindedir ve ringin ortasına serilmiştir.

İmdada mola yetişir. Antrenör yine “Aferim evlat, adamı perişan ettin. Az kalsın nakavt ediyordun, aynen devam” der. Boksör ağzı burnu kan içindeyken “Hocam ben adamı dağıtıyorsam, beni kim dövüyor?” der.

Yazıya bu hikayeyle başladım çünkü Türkiye’nin durumu dayaktan ağzı burnu dağılmış boksörden farksız. Ama Erdoğan ve yandaş medyasına bakılırsa Türkiye bir hamlesiyle hem ABD’yi hem Rusya’yı dize getirdi, hem 40 yıllık PKK sorununu çözdü hem de 4 milyonluk Suriye’li mülteci meselesini kökten halletti.

Oysa ki bütün toz duman, pompalanan gaz dağıldığında ‘elde kalanlar’ tamamen farklı bir tabloya işaret ediyor.

Herşeyden önce ABD’de adeta çığ gibi giderek büyüyen Türkiye aleyhtarı bir rüzgar var. Mesela ben bu yazıyı yazdığım saatlerde Temsilciler Meclisi’nde Suriye harekatı nedeniyle hazırlanan iki yasa tasarısının oylaması vardı. Tasarının birisi Türkiye’ye yaptırımları öteki de Ermeni Soykırım’ını konu alıyor.

Her iki oylamanın da sonucu tabi ki önemli ancak dikkat çekmek istediğim konu başka; Erdoğan ağır kaybetti ve bahsettiğim yasa tasarıları bu kaybın ilk sonuçları. Bu oylamaların sonuçlarından ziyade bu yasa tasarılarının varlığı sorun ve Türkiye iktidarıyla muhalefetiyle ‘paralel bir evren’de yaşadığı için henüz realiteye uyanabilmiş değil.

Düşünsenize, ABD Temsilciler Meclisi’nde Türkiye’ye yönelik bir yaptırım paketi oylanıyor ve maddeleri arasında Erdoğan ve ailesinin şahsi mal varlığı var. (Bu konu artık bir ‘milli güvenlik sorunu’dur ve Türkiye’ye köşeye sıkıştırmak isteyen her süper güç bunu masaya sürecektir.)

Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın da içinde olduğu bakanlara yaptırım geliyor. Halkbank’a yaptırım öngörülürken TSK’ya silah ambargosu da planlanıyor. Ayrıca Trump’ın şu ana kadar beklettiği ‘CAATSA yaptırımları’ndan en az beşinin 30 gün içinde uygulanması şart koşuluyor.

California Milletvekili Adam Schiff tarafından geçtiğimiz nisan ayında Temsilciler Meclisi’ne sunulan Ermeni soykırım yasası ise Ermeni Soykırımının ABD tarafından resmen tanınmasını öngörüyor. Bu konu normalde her yıl Nisan ayında gündeme girer, ancak ‘Amerikan establishment’i devreye girer, ‘ulusal güvenlik-çıkar’ gerekçesi ile tasarı gündemden düşürülürdü.

Washington’daki Türkiye aleyhtarı hava o kadar güçlü ki bu hengamede Ermeni Soykırım yasası da meclis gündemine girdi.

Eğer Erdoğan ve rejimin prapoganda aygıtlarına bakarsanız Türkiye tarihi bir zafer kazandı.

Hem ABD hem Rusya’yı dize getirdi, hem sahada hem masada istediklerini aldı. Hatta istihbarat bürokrasisinden yandaş medyaya fısıldananlara göre “Sınırımızdaki PKK-Kürt devleti sorunu en az 100 sene ötelendi”.

Erdoğan rejimi Türkiye içinde özgür ve bağımsız medya bırakmadığı için kimse madalyonun öteki yüzünü yazmıyor, anlatmıyor. Oysa ki aynaya yansıyanlar hiç de söylendiği gibi ‘tarihi bir zafer’e işaret etmiyor.

Dilerseniz kısaca özetleyelim;

Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Türkiye sınırına paralel 400 küsür kilometrelik bir güvenli bölge yok. Türkiye’nin elinde Tel Abyad ile Resulayn arasındaki bölüm var ki oraya bırakın milyonlarca Suriye’li mülteciyi yerleştirmek bir kaç yüz bin bile taşıyamazsınız.

Bu bölgenin dışında ise Türkiye’nin muhatabı artık Amerika ya da YPG değil Rusya ve Esad rejimi. Türk-Rus ortak devriyesi yanında Türk sınırında artık Suriye ve Rus gözlem kuleleri var. Oysaki ABD ile yapılan mutabakata göre buralara Türkiye 10 gözlem üssü kuracaktı. Bu kuleler artık ihtimal bile değil.

Kürt meselesi artık Rusya’nın himayesine girerken YPG tüm dünya da inanılmaz bir itibar kazandı. Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı Mazlum Kobani bir yandan Trump’la öbür yandan Rus Savunma bakanı ile görüşebildi. Beyaz Saray’a davet edildi.

Uluslararası kamuoyunda Türkiye ‘savaş suçları işleyen’ bir ülke olarak anılır oldu. Washington’da Erdoğan rejiminin tezlerine en yakın isim olarak gösterilen, SETA’nın müdavimlerinden İŞİD özel temsilcisi James Jeffrey bile “Türkiye’nin en az bir savaş suçu işlediğine dair veriler var” demek durumunda kaldı.

Türkiye’nin kazandığı ise YPG’yi sadece 30 kilometre güneye sürmek.

Oluşturulan havaya, estirilen rüzgara rağmen Erdoğan’ın gelinen tablodan çok mutlu olduğunu düşünmüyorum. Barış Pınarı Operasyonu ile Millet İttifakını parçalaması, İyi Parti’yi yanına çekmesi, CHP ile HDP arasını açması Erdoğan için tabi ki kazanım ama ürkütülen kurbağa atılan taşa değdi mi tartışılır.

Daha önce bu köşede defalarca yazdım, Youtube videolarında anlattım.

Türkiye’nin arsa değeri çok yüksek. Ne ABD ne de Avrupa için feda edilemeyecek kadar önemli bir bölgede. Bu yüzden Erdoğan rejimi ne kadar kötü olursa olsun onunla çalışmaya devam ederler. Sonuçta ABD ulusal çıkarları gereği diktatörlerle bile el sıkışıyor. Onlar adına bir kayıp yok. Kaybeden Türk halkı oluyor.

IŞİD lideri Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyon mesela.

ABD özel kuvvetleri IŞİD’in lideri Bağdadi’yi Türkiye sınırına 5 km mesafedeki bir köyde öldürdü. Üstelik bu köy Türkiye’nin kurduğu gözlem kulelerinin bulunduğu bölgede. Türk istihbaratının ve ordusunun desteklediği muhalif güçlerin kesin hakimiyet kurduğu bir alan.

ABD bu operasyon için Türkiye’ye sadece ‘kısa bir süre hava sahanızdan uçacağım’ diyor başka da bir şey paylaşmıyor. İstihbarat paylaşımı gibi stratejik bir meseleyi ise Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı PYD lideri ile yapıyor.

Türkiye’nin tek yaptığı/yapabildiği medyadan öğrendiği operasyondan kredi elde edebilmek için ‘beraber yaptık’ türü gerçek olmayan açıklamalar yapmak. Benzer örnekleri NATO’da yaşayacağız. Türkiye NATO’dan çıkarılmayacaktır ama kademe kademe kenara itilecektir.

Örnekleri uzatmak mümkün. Ancak mesele net; Türkiye’nin durumu ağzı burnu dağılmış ama rakibini dövdüğünü sanan boksörden farksız.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin