Kara ölüm vebadan koleraya insanlığın salgın hastalıklarla imtihanı

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

İnsanlık tarihi kadar eski olan salgın hastalıklar modern dönemde de toplum ve devletlerin korkulu rüyası olmaya devam ediyor. İnsanlık tıpta yaşanan bunca gelişmeye rağmen salgınların önüne bir türlü geçemiyor.

Bugünkü salgınların farklı bir yönü daha bulunuyor. Geçmişteki salgın hastalıklar yavaş yayılırken artık büyük bir köy haline gelen dünyamızda bir bölgede ortaya çıkan hastalık modern ulaşım vasıtaları sayesinde çok kısa bir sürede bütün insanlığı etkiliyor.

Geçmiş dönemlerde dünya nüfusunun yapısını değiştirecek kadar etkili olan hastalıklar karşısında insanlar bugünkü gelişmişlik seviyesine rağmen yüzlerce yıl öncesinin yöntemi olan karantinaya başvurmaktan başka bir çare bulamıyorlar.

Kara Ölüm: Veba 

Tarih boyunca insanlığı en çok etkileyen salgın hastalıkların başında veba gelmektedir. Veba salgınlarının başlangıcı Tunç Çağı’na kadar götürülmekte ve yayılma nedeni olarak da Avrasya steplerindeki göçler gösterilmektedir.

Tarihçiler veba salgınlarını üç büyük kitlesel salgın (pandemi) şeklinde incelemektedirler. “Justinyen Vebası” denilen ilk büyük kitlesel salgın 541 yılında ortaya çıkmış ve aralıklarla 750 tarihine kadar devam etmiştir.

İkinci büyük salgın Avrupalıların “kara ölüm” adını verdikleri salgın olup 1346-1353 yıllarında başlamış ve yüzyıllarca etkili olmuştur. “İkinci Pandemi” 18. Yüzyılda Avrupa’da etkisini kaybederken Rusya’yı bu yüzyılın sonuna kadar etkilemiş, Osmanlı topraklarında ise 19. Yüzyıl boyunca etkili olmuştur.

“Üçüncü Pandemi” ise 1894’de Hong Kong’da başlamış ve gemilerle limandan limana taşınarak bütün dünyaya yayılmıştır. Bu salgının 1960’ta sona erdiği belirtilse de günümüzdeki veba salgınları da üçüncü salgının devamı olarak kabul edilmektedir.

Avrupa’da Veba

Ortaçağda veba;| hıyarcıklı, septisemik ve pönomik olmak üzere üç tipti. En yaygın olarak hıyarcıklı veba görülmüştü. Bu vebanın “yersinia pestis” adlı bakteri ile enfekte olmuş bir kemirgenden diğerine taşıdıkları pireler yoluyla geçtiği tespit edilmişti. Mikrop dağ sıçanları, tarla sincapları ve çayır köpekleriyle taşınmakta özellikle farelerle de insanlara bulaşmaktaydı. Veba nedeniyle ölüm ani bir şekilde gerçekleşmekteydi. Hastalığa “kara ölüm” denmesinin nedeni bir görüşe göre hastada oluşan kan ve iltihapla dolu koyu şişliklerden bir başka görüşe göre de tahribatın korkunçluğundan kaynaklanıyordu.

Avrupalılar vebanın yayılma nedeni olarak ilk zamanlar farklı görüşler ileri sürdüler. İlk görüşe göre “Tanrı bu yolla insanları cezalandırıyordu”. İkinci görüşe göre veba; Mars, Satürn ve Jüpiter’in birleşmesi nedeniyle yayılmıştı. En çok kabul gören görüş ise kötü havanın bu hastalığı yaydığı şeklindeydi. Bu görüşe göre sıcak ve nem yüzünden havanın kalitesi bozulmakta ve akciğerlere giren “kötü hava” hastalığa neden olmaktaydı.

15. yüzyılın başına kadar bütün Avrupa’ya yayılan veba, insanlarda büyük bir çaresizliğe yol açmıştır. Dönemin doktorları çare olarak yeme ve içmede aşırılıktan kaçınmayı, çok az meyve yemeyi ve evden ayrılmadan önce güzel kokular sürülmesini önermişlerdir. Ancak vebanın önünün bir türlü alınamaması insanların psikolojilerini bozmuş, bazı insanlar kendilerini sefahate verirken bazıları da dindar bir hayat yaşamaya çalışmışlardır. Hastalığın yayılmasına engel olmak için dezenfekte işlemi başlamış ve ayrıca ilk defa İtalya’da hastaların dışarıyla irtibatını kesme yöntemi yani “karantina” uygulanmıştır.

Vebanın Avrupa demografisine etkisi ise korkunç boyutlardaydı. Bazı köyler tamamen haritadan silinmiş bazıları da çok az kişinin yaşadığı yerlere dönüşmüştür. Hesaplamalara göre veba salgını Avrupa’nın 1340’da 76 milyon olan nüfusunu 1450’de 50 milyona düşürmüş, ölümler bazı şehirlerin nüfusunun %90 oranında azalmasına yol açmıştır. Vebadan Paris’te 50.000, Londra’da 100.000 kişi ölürken ölenlerin çoğunluğunu halk kesimleri ve ruhban sınıfı oluşturmuştur.

Nüfusun bu derecede azalması, ekonomik hayatı da doğrudan etkilemiştir. Toprak sahipleri arazilerinde çalışacak insan bulmakta zorlanmışlar, topraklar işlenememiştir. Veba tehdidi gemilerin bir limandan diğerine gidişini de engellediğinden uluslararası ticarette önemli oranda gerileme yaşanmıştır. Hayat şartlarının giderek zorlaşmasının bir sonucu da vergi artışlarına tepki olarak çok sayıda isyan çıkmasıdır.

Vebanın sosyal etkilerinden birisi de Yahudi karşıtlığının çok ciddi boyutlara ulaşmasıdır. Bunun nedeni toplumun bir kesiminin vebanın Yahudilerin su kuyularını zehirlemelerinden kaynaklandığına inanmalarıydı. Bu iddianın yayılmasıyla vaftiz olmayı kabul edenler dışında “günah keçisi” olarak binlerce Yahudi yakılmış, kılıçtan geçirilmiş ya da asılmıştır. Bu iddialar bazı yerlerde şehri Yahudilerden tamamen arındırma gerekçesi yapılmıştır.

Osmanlılarda Veba

Osmanlı Devleti de veba salgınlarından etkilenmiş hatta Orhan Bey’in Bursa’da vebadan öldüğü iddia edilmiştir. Özellikle sınırların genişlemesine paralel bir şekilde veba etkisini artırmıştır. Osmanlı Devleti’nde 1517-1570 arasında hemen her üç yılda bir tekrarlayan veba salgınları görülmüş, şehirli nüfusun artmasıyla ölüm oranları fazlalaşmış, İstanbul’da XV. Yüzyıl sonlarında günlük beş yüz ölüm korkunç olarak değerlendirilirken bu sayı yüz yıl sonra bini geçmiştir. Salgının bir türlü önüne geçilememesiyle payitaht İstanbul, vebanın diğer bölgelere taşınmasına aracılık da yapmıştır.

Osmanlı ülkesi 17. Yüzyıl boyunca da büyük ölçekli veba salgınlarına maruz kaldı. 18. Yüzyılda hafifleyen veba vakaları, 19. Yüzyılda bu kez İstanbul dışında görüldü ve yüzyıl boyunca devam etti. Üçüncü Pandemi ise Osmanlı ülkesini etkilemedi. Türkiye’de son veba vakasının 1947’de Urfa-Akçakale’de ve Suriye sınırındaki iki köyde görüldüğü kabul edilmektedir.

Osmanlı tebaası vebayı “semavi bir musibet, işlenen günahlara karşılık Allah’ın uyarısı ve kıyamet alameti” olarak görmüştü. Ancak zamanla vebanın kıyamet alameti olduğu yaklaşımının terk edildiği ve hastalığın belirtileri, seyri, korunma yöntemleri gibi konularda önemli bir bilgi birikimin oluştuğu anlaşılmaktadır. Kaleme alınan risalelerde bir taraftan bilimsel verilerin yer aldığı diğer taraftan da bu verilerin İslamiyet’le uzlaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir.

Hastalığın yayılmasını önlemek için defin alanları düzenlenmiş, İstanbul başta olmak üzere şehirlerde temizlik ve hijyene önem verilmiş, sokakların temizlenmesi, kaldırım taşlarının döşenmesi, içme suyu temini gibi tedbirler alınmıştır. Yine düşünülen bir diğer tedbir de ahlaki konularda olmuş, halkın ahlakını bozduğu düşünülen yasa dışı göçmenler, han odalarını dolduran bekârlar gibi unsurlarla mücadele edilmiştir.

Çözüm: Karantina

Vebanın yayılmasına karşı yolcuların kontrol altında tutulma süresi anlamında İtalyanca “quaranta (kırk-40)” kelimesinden gelen “karantina (İtalyanca quarantena)” ilk defa 1465’de Raguza, 1485’de de Venedik’te uygulanmıştır. Osmanlı Devleti’nde ise karantinaya “usul-i tahaffuz”, mekâna da “tehaffuzhane” denilmiştir.

Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için hastaların tecrit edilmesi uygulaması, Eski Ahid’de yer almaktadır. Peygamberimiz de Buhari ve Müslim’de yer alan rivayetlere göre bir yerde veba olduğunu duyanların oraya girmemelerini, bulunulan yerde veba başladığında da dışarı çıkılmamasını emretmiştir. Hz. Ömer de Suriye’ye gitmek için yola çıktığında orada veba salgınını haber alınca geri dönmüştür.

19. yüzyılın karakteristik salgın hastalığı ise kolera oldu. Hindistan’dan çıkan ve “Asya Kolerası” olarak adlandırılan salgın, bütün dünyaya yayıldığı gibi Osmanlı ülkesini de etkiledi ve 1817, 1829, 1852, 1863, 1888 ve 1899 yıllarında kitle ölümlerine yol açtı.

Osmanlı Devleti’nde ilk karantina uygulaması II. Mahmut devrinde 1831’de gerçekleşti. Alınan karar doğrultusunda İstanbul’a gelen bütün gemiler limanda bekletildi. Yine karantina ile ilgili risaleler yazıldı ve Takvim-i Vekayi’de karantinanın faydalarını anlatan yazılar yayınlandı. Karantina daha sonra da Çanakkale’de daha kapsamlı olarak uygulandığı gibi birçok yerde de karantina noktaları oluşturuldu ve Karantina Meclisi kuruldu.

Osmanlı Devleti’nin önlem alması gereken yerlerden birisi de Hicaz bölgesiydi. 1831’deki kolera salgınında bölgedeki ölü sayısı 20.000’i bulmuş, 1865’de de 15.000 kişi koleradan vefat etmişti. Salgının kaynağı hac mevsiminde Hicaz’a gelen ve sayıları 20.000-25.000 olan Hintli hacılardı. 1865’de ortaya çıkan salgın hızla yayılmış ve 30.000 civarında insan buraları terk ederek çeşitli limanlara yönelmiş, bu da salgının diğer yerlere hatta Amerika’ya kadar taşınmasına yol açmıştı.

1866’da İstanbul’da toplanan Milletlerarası Sağlık Kongresi’nde buraya bir sağlık komisyonunun gönderilmesi kararı alınmıştı. 1893’de Hicaz’da kolera salgınının çok ağır tahribata yol açması nedeniyle de buraya mahsus “Mekke Sıhhiye İdaresi” kuruldu. Ancak Osmanlı idaresinin aldığı tedbirlere rağmen 1911’de 2.078 hacı koleradan vefat etti.

Koleradan İspanyol Nezlesine  

Osmanlı Devleti bundan sonra da salgın hastalıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Hatta Osmanlı ordusunun Balkan Harbindeki mağlubiyetinde önemli faktörlerden birisi de kolera salgını oldu. Örneğin orduda 15 Kasım 1912’de bir günde koleradan ölenlerin sayısı 817 olmuştu.

Kolera sadece Osmanlı ordusuna mahsus bir salgın değildi. Nitekim Avusturya-Macaristan ordusunda 1915 Eylül’ünde 26.000 kolera vakası yaşanmıştı. Yine Osmanlı ordusunda VI. Ordu komutanı olarak görev yapan Alman Von der Goltz Paşa koleradan vefat etti.

Birinci Dünya Savaşı yıllarının (1914-1918) diğer salgın hastalığı ise İspanyol gribiydi. İlk olarak ABD’de başlayan ve askerlerle birlikte halkı da etkileyen gribin faturası çok ağırdı. Örneğin İstanbul’da İspanyol gribinden üç yılda 10.000 civarında insanın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Salgın savaştan daha etkili olmuş, İspanyol gribi kaynaklı ölümler ABD’de 675.000, İngiltere’de 250.000, Almanya’da 225.000, Endonezya’da 1.500.000, Hindistan’da ise 18.500.000 olarak hesaplanmıştı.

Son olarak dünyayı kasıp kavuran Coronavirüsün yayılmasının önüne geçilmesini, bu virüsten etkilenen insanların bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını ve insanlığın bir daha bu tür salgınlar yaşamamasını diliyorum.

Kaynaklar: N. Varlık, “Osmanlılarda Veba Salgınları”, Toplumsal Tarih, Ağustos 2018, S. 296; Ö. Genç, “Kara Ölüm: 1348 Veba Salgını ve Avrupa’ya Etkileri”, Tarih Okulu, 2011, S. X; H. İnalcık, “Orhan Bey”, TDV İA, C. 33; N. Yıldırım, “Tanzimat’tan Cumhuriyete Koruyucu Sağlık Hizmetleri”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ans., C. V; G. Sarıyıldız, “Karantina”, TDV İA, C. 24; “Karantina Meclisinin Kurulması ve Faaliyetleri”, Belleten, S. LVIII; S. Kuneralp, “Osmanlı Yönetiminde Hicaz’da Hac ve Kolera”, OTAM, Çev. M. Atalar, S. 7, 1996; M. Yolun, İspanyol Gribi ve Osmanlı Devleti’ne Etkileri, AÜ SBE yüksek lisans tezi, Adıyaman, 2012.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin