Pekin’de soğuk gülümseme, sert mesaj!

Donald Trump’ın Pekin ziyareti, görkemli törenlerden çok Xi Jinping’in Tayvan üzerinden verdiği sert mesajla öne çıktı. Çin liderinin “Thukydides Tuzağı” vurgusu, Washington’a stratejik bir uyarı niteliği taşıdı. Xi, Tayvan dosyasının kötü yönetilmesi halinde iki ülkenin çatışabileceğini söyledi. Trump ise Pekin’de daha yumuşak ve uzlaşmacı bir profil çizdi. Ziyaretin asıl gerilimi, ticaret başlıklarının arkasında Tayvan ve ABD-Çin rekabetinde toplandı.

ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ

Hani derler ya, “Dakika bir, gol bir.” ABD Başkanı Donald Trump’ın tarihi Pekin ziyareti tam da öyle başladı. Trump coşkulu törenlerle karşılandı ama Çin lideri Xi Jinping, daha ilk dakikalarda Washington’a çok net bir “kırmızı çizgi” uyarısı yaptı. Üstelik bunu sıradan diplomatik cümlelerle değil, “Thukydides Tuzağı” gibi son derece stratejik bir kavram üzerinden anlattı.

Bu yüzden ziyaretin asıl hikâyesi Trump’ın Xi’ye ettiği iltifatlar değil, Çin liderinin verdiği mesajdı. Çünkü Xi Jinping’in söylediklerinin özeti şuydu: “Tayvan konusunda Çin’in önüne çıkılırsa çatışma kaçınılmaz hale gelebilir.”

Xi’nin özellikle “Thukydides Tuzağı” vurgusu yapması tesadüf değildi. Antik Yunan tarihçisi Thukydides, Peloponez Savaşı’nı anlatırken “Atina’nın yükselişi ve bunun Sparta’da yarattığı korku savaşı kaçınılmaz hale getirdi.” diyordu. Harvardlı siyaset bilimci Graham Allison ise bu yaklaşımı modern döneme uyarladı. Ona göre yükselen bir güç, mevcut hegemonu tehdit ettiğinde sistem çoğu zaman savaşa sürükleniyor.

Xi Jinping’in Pekin’de verdiği mesaj tam olarak buydu: Çin artık yükselen güç, ABD ise gerilemekte olan hegemon. Dolayısıyla Washington’un Çin’in “tarihi hedeflerine” müdahale etmemesi gerekiyor.

Xi açısından Tayvan yalnızca jeopolitik bir ada değil; Çin milliyetçiliğinin, rejim meşruiyetinin ve “yeniden büyük Çin” anlatısının merkezi. Bu yüzden Tayvan konusunda geri adım atılması, Komünist Parti için sadece dış politika yenilgisi değil, ideolojik çöküş anlamına gelir.

Kameraların önünde savaş uyarısı

Pekin’deki zirvede Xi’nin daha ilk dakikalarda Tayvan dosyasını açması bu nedenle dikkat çekiciydi. Çin lideri, “Tayvan meselesi Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli konudur.” diyerek aslında görüşmenin sınırlarını baştan çizdi. Ardından gelen cümle ise diplomatik literatürde neredeyse açık tehdit anlamına geliyordu: “Eğer kötü yönetilirse iki ülke çatışabilir, hatta savaşabilir.”

Burada kritik nokta şu: Çin artık Tayvan konusunda eski “stratejik sabır” dilini terk ediyor. Xi Jinping dönemindeki Pekin yönetimi, barışı korumaktan çok, olası savaşın sorumluluğunu Washington’a yükleyen bir söylem kuruyor. Yani Çin’e göre kriz çıkarsa bunun nedeni Pekin’in askerî baskısı değil, ABD’nin Tayvan’a verdiği destek olacak.

Oysa sahadaki tablo farklı. Tayvan çevresindeki abluka tatbikatları, savaş provası niteliğindeki hava ve deniz manevraları, siber saldırılar ve Çin ordusunun giderek sertleşen dili, statükoyu değiştirmeye çalışan tarafın Pekin olduğunu gösteriyor. Tayvan ise fiilen bağımsız yaşamaya devam etmek ve Çin Komünist Partisi’nin kontrolüne girmemek istiyor.

Trump’tan sürpriz uzlaşmacı profil

Trump’ın tavrı ise dikkat çekici biçimde yumuşaktı. Seçim kampanyalarında Çin’i ekonomik tehdit, sanayi casusu ve ulusal güvenlik riski olarak anlatan Trump, Pekin’de çok daha uzlaşmacı bir profil çizdi. Xi Jinping’i “büyük lider” diye övdü, sorunların liderler arasındaki kişisel ilişki sayesinde çözülebileceğini savundu.

Ancak bu yaklaşımın Çin açısından başka bir anlamı olabilir. Xi Jinping, Trump’ın kişisel diplomasiye verdiği önemi kullanarak Washington’u daha geniş bir “stratejik ateşkese” çekmeye çalışıyor. Washington’daki Çin uzmanlarına göre Pekin, “istikrar” kavramını kullanarak gelecekte ABD’nin Çin’e yönelik askerî, ekonomik ya da teknolojik baskılarını “dengeyi bozan hareketler” olarak tanımlamak isteyecek.

Tayvan’a karşı ticaret

Başka bir ifadeyle Çin, Tayvan konusunda sessizlik karşılığında geçici ekonomik iş birliği öneriyor. Trump’ın yanında çok sayıda Amerikan iş insanıyla Pekin’e gitmesi de bu atmosferi güçlendirdi. Ancak bu görüntü aynı zamanda Washington’un eski hatalarını da hatırlatıyor. Çünkü ABD uzun yıllar boyunca Çin’in küresel sisteme entegre oldukça daha liberal ve daha uyumlu hale geleceğine inanmıştı.

Bugün ortaya çıkan tablo ise bunun tam tersini gösteriyor. Ekonomik olarak güçlenen Çin artık daha milliyetçi, daha iddialı ve askerî güç kullanımına daha yakın bir pozisyonda duruyor.

Xi Jinping’in “Thukydides Tuzağı” vurgusu bu nedenle yalnızca akademik bir referans değil; aynı zamanda psikolojik savaşın parçası. Çin lideri Washington’a açıkça şu mesajı veriyor: “Tayvan konusunda geri çekilin, aksi halde tarih tekerrür eder.”

Thukydides Tuzağı’na kim düşecek?

Ancak bu teorinin başka bir boyutu daha var. Tarihte yükselen güçler bazen kendi güçlerini abarttıkları için savaşa sürüklendi. Çin ekonomisi bugün ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya: ihracata aşırı bağımlılık, yaşlanan nüfus, emlak krizinin yarattığı baskı ve onlarca yıldır gerçek savaş deneyimi yaşamamış bir ordu.

Eğer Xi Jinping gerçekten Amerika’nın çökmekte olduğuna ve Çin’in artık küresel sistemi yeniden kurabilecek güçte olduğuna inanıyorsa, asıl “Thukydides Tuzağı”na düşen taraf Pekin olabilir.

Bu nedenle Pekin’de verilen mesaj yalnızca diplomatik bir uyarı değildi. Aynı zamanda yeni dönemin jeopolitik manifestosuydu. Xi Jinping artık Çin’i yalnızca ekonomik rakip olarak değil, Amerikan düzenine alternatif bir medeniyet gücü olarak konumlandırıyor. Tayvan ise bu mücadelenin merkezi haline gelmiş durumda.

Trump ile Xi Jinping arasında Tayvan konusunda adı konmamış sert bir gerilim yaşansa da İran başlığında dikkat çekici bir yumuşama da vardı. Çin’in İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı konusundaki tavrı, savaşın geleceği açısından kritik önemde. Pekin’in desteğini kısmen de olsa kaybetmesi, Tahran’ın direncini zayıflatabilir. Bu da İran krizinin askerî çatışmadan çok müzakereyle sonuçlanma ihtimalini güçlendiriyor.

Kısacası Trump’ın Çin ziyareti, kameralara yansıyan görkemli törenler, karşılıklı iltifatlar ve milyarderlerin gövde gösterisiyle hatırlanabilir. Ancak perde arkasında asıl kayda geçen şey, Xi Jinping’in Tayvan konusunda verdiği sert mesaj ve Washington’a yaptığı üstü kapalı savaş uyarısı oldu.

Şimdi gözler Trump’ta. Bakalım savaş tehdidine cevabı nasıl olacak?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin