NECİP F. BAHADIR | YORUM
“Yeter artık! Bu nasıl bir Hakan Şükür takıntısı!” diyenler olabilir. Yok, takıntı içinde falan değilim. Ama ne yapabilirim, iki maçta da Hakan Şükür’ün ruhunun sahanın içinde dolaştığını gördüm. Ve o ruh çarptı. Haydi, ilk maç kazaydı. Olur, nitekim hayatta da yaşanıyor. Ama üst üste kaza olur mu?
‘Oldu’ diyelim buna ‘kaza’ denir mi? Sebeplerle izah edilemeyen iki maç… ‘Bizim çocuklar’ Avustralya karşısında devler ülkesinde cüceler gibiydi. Gol umudu, en ileri uçtaki Kerem Aktürkoğlu’nun hali içler acısıydı. Yapay zekanın o fotoğrafı gerçeğin ifadesiydi.
Hakan Şükür’ün sahadaki ruhunu siz de görmediniz mi?
Ben tek miyim yoksa? Pek sanmıyorum. Kral’ı herkes hatırladı. İsmini, cismini silmenin ne büyük utanç olduğunu da anladı mı acaba? FİFA hakkını teslim etti. Turnuvaya katılan ülkelerin adlarını şarkı olarak söylerken Türkiye’ye sıra gelince ‘Hakan Şükür’ dedi.
Nasipsizler bunu ‘skandal’ diye haber yaptı. Hakan Şükür gibi bir ismi tarihten, gönüllerden silmek mümkün mü? Gözlerinizi kapatırsanız güneş yok olmaz! Orada durur. Kendinize karanlık yaparsınız. Kral’ın ruhu gelir sizi çarpar.
Paraguay kader maçıydı. En azından 1 puan umutların diri kalması demekti. Yenilgi ‘felaket’ olacaktı. ‘Herkesten fazla Türk’ olduğunu ispatlama hevesine kapılan Montella 11’de 3 değişiklik yaptı. Kenan Yıldız sahadaydı. Hakan Çalhanoğlu ve Arda Güler de…

Futbol sihirbazları… Arda, Messi’nin koltuğuna adaydı. Eksik yoktu. Avrupa’nın en iyi takımlarında oynayan 3 oyuncu… Nice kritik maçlara çıkmış… Stres ve gerilim onlar için söz konusu olamazdı. Diğer oyuncular için de… Tecrübe de yanımızdaydı. Geriye tek ‘kazanmak’ kalıyordu. Onun da yolu ‘gol atmaktan’ geçiyordu.
Ve maçın daha ikinci dakikasıydı. Formalar bile ıslanmamıştı. Paraguay’lı oyuncu ceza sahasına yaklaştı çok uzaklardan vurdu, top kalenin dibinden ağlarla buluştu. Uğurcan Çakır uzandı ama gole engel olamadı.
Tam bir ‘dejavu hali’. Takım bu golü ilk maçta da yememiş miydi? Bir golden iki tane yenir mi? Hani Avustralya maçından gerekli dersler çıkarılmıştı? Bunu gol ne?
Sorumlusu kim? Topa vurduran defans mı? Uzaktan gelen topu çelemeyen kaleci mi? Yoksa kenarda olup biteni ‘ruhsuz şekilde’ izleyen Montella mı? Kimse masum değil. Herkes suçlu…
Turnuvada atılan en hızlı gol bu… Ama biz topu kalemizde gören tarafız. Tüm zamanların en erken golünü atmak ise Hakan Şükür’e ‘nasip’ oldu. ‘Nasip’ kelimesini bilerek kullandım. Birazdan nedenini söyleyeceğim.
Hakan Şükür’ün ruhu sahada dolaşıyor derken haksız mıyım? En hızlı gol atan takımdan, en hızlı gol yiyen takıma… Hakan Şükür’den Uğurcan Çakır’a… Nedir şimdi bu? Tesadüf mü? Avustralya maçındaki ‘cücelik hallerine’ tesadüftü diyelim…
Peki buna ne diyeceğiz?
Bir ‘kader anı’ daha… O kadar çok ki… İki metreden dışarıya vurulan toplar… 35. dakika bir başka… Bir duran top… Ceza sahasına gönderildi. Mert Müldür herkesten fazla yükseldi. Ve kafayı vurdu. Top ayaktan çıkmış gibi sert biçimde kaleye doğru yöneldi, önce üst direğe çarptı, sonra yan direğe ve oyuna geri döndü. Topu içeri gönderecek bir ayak uzanamadı. Bir pozisyonda iki direk birden… Nerede görülmüş? Kaleye girmemekte direnen top?
Büyü müdür nasipsizlik mi? Yoksa basit bir futbol şanssızlığı mı? Ben ‘tesadüf’ diyenlerden değilim.
Milli Takımı da siyasi malzeme yaptılar
AKP ne yazık ki ‘milli takımı’ parti takımına dönüştürdü. Futbola siyasetin gölgesi her zaman düşer. Fakat bu kadar politik hale gelmez. AKP kendi marşını yazdı. Sahnede Erdoğan vardı. Damadın İHA ve SİHA’ları da eksik değildi.

Federasyon da bu politik marşı resmi hesabından yayınladı. Milli takım herkesin… Adı üzerinde ‘Bizim Çocuklar…’ Onların veya diğerlerinin çocukları değil. Anadolu topraklarının çocukları… Politik ve siyasi bir grubun değil.
Merih’in ‘Bozkurt işareti’ ve bıyıklarının ‘siyasi biçimi’ skandaldı. Görmezden gelindi. Federasyon oralı bile olmadı.
Erdoğan, “Sürpriz yapar aradan çıkabiliriz!” diyen Spor Bakanı’nı haşlamış, kameraların önünde, “Kazanacağız diyeceksin!” diyerek ayar vermişti. AKP’nin klibinde bir ‘fetih havası’ vardı. İHA ve SİHA gibi savaş makinalarının gösterileceği yer miydi futbol marşı?
Herkese dayılanan Federasyon Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu hayal alemindeydi; “Türk ve İslam alemi için 19 Temmuz’da Nevv York’tan Dünya Kupası’yla döneceğiz…!” Fetih ‘top’ ile olur, İHA ve SİHA ile değil. O top da Osmanlı’nın düşman surlarını delik deşik eden gülle değil 400 gram ağırlığındaki meşin yuvarlak… Kale dediğin de surlarla çevrili yer değil. Üç direk arası…
Henüz 2. dakikada yenen gol… İkinci yarı bir eksik oyuncuyla oynayan rakip… Oyun üstünlüğü sende, top senin ayaklarında… Tek kaleye dönen maç. Sağlı sollu ortalar… Uzaktan atılan şutlar… Karambol pozisyonları… Son ana kadar nafile çabalar… Ama gol yok.
İki maç… Atılan sıfır, yenen 3 gol. Final hayalleri… Fetih rüyaları… Ve acı gerçekler. Ağır bir bozgun… En erken eve dönen ikinci takım. Katar’ın bile umudu var. Biz yokuz. AKP bir ülkenin futbol yüzünü de kararttı. Oysa otokratik yönetimler futbolu siyasi meşruiyet için kullanırdı. Erdoğan bunu bile başaramadı.
Herkesten fazla Türk Montella’nın maç sonrası mesajlarına bakın: “İki maçta 65 şut var. 35 yıldır profesyonel futboldayım. 50 maçta denk gelecek şey, üst üste 2 maçta başımıza geldi. Kader bizden yana değildi. Nasipten ötesi yok!”
Nasip kelimesini kullanan bizzat Montella…
Peki kader neden bizden yana değildi? Elin İtalyan’ı bile sıradışı bir hal olduğunun farkında… Sebeplerin sükut ettiğinin de… Zafer neden bize değil de rakibe nasip oldu? Teşekkür etmeye değmez mi? Acaba toplum ve ülke olarak kaderi (kaderin sahibini) kızdıracak ne yaptık?
Herkesin kendisine sorması gerekmez mi bu soruyu? Tabii en çok da iktidar sahiplerinin ve AKP tayfasının!
Sebepleri unutun, futbolun gerçekleriyle izah edemezsiniz, Montella bile farkına vardı; Bizim çocukların ‘sıfır çektiği’ iki maçta da Hakan Şükür’ün ruhu sahadaydı.
Ve o ruh fena çarptı…

Siyasî parti görünümlü hırsız çetesi AKP ve onun sahte diplomalı hırsız reisi Erdoğan, “bizim çocuklar”ı bir propaganda filmiyle rehin aldı. Onların başarısını kendine mal etmek istiyordu. Sonuç ortada. Münafığın, kötü niyetin olduğu yerde bereket olur mu?
ben uzun uzun anlatmaya çalıştım. siz kestirmeden çok güzel anlatmışsınız. Bereket olmaz. Kaybettikçe kaybeder toplum. Bediüzzamanın enfes ifadesiyle, bir gün gölür, taraftarlarına verdiği o ölçüsüz özgürlük ile, toplumu bir arada tutan şefkat merhamet gibi zincirleri koparır gider. Türkiyeye gidip gelenler, bunu başka şekilde anlatıyor zaten. Ama hoş demek ki bunun bir de zirvesi var. Bakalım birbiri üstüne toplumun taraflarını ne zaman salacak.
👍
Demokrasi, insan hakları, ekonomik gelişim, mutlu toplum, sporda başarı, harika müzik parçalarının çıkması, güzel filmler ve hatta güzel iklim, yazlar tadında kışlar tadında, bolluk bereket… Bütün bunların arasında bir korelasyon olduğuna inanırım. Bir Karabasan gibi çöken karanlık ülkeye herşeyi ama herşeyi. Futbolla sıfır ilgim olmasına rağmen, çok kısa sürede eleneceğimizi hissediyordum. Öyle olur çünkü, er meydanlarında gerçekler dökülür. Ruh herşeyin içine girer. Herşeyin standardize olduğu kamu hizmetinde bile kuruma yeni bir amir. müdür gelince işler değişir. Bir vergi dairesine yeni müdür gelir, sunulan hizmetten tut, memurlar arası memnuniyete herşey tadına kıvamına gelir, y ada tam tersi, biri gelir ne olduğunu kimse anlamaz ama bir bakmışsın, fitne fücur, vatandaş da memnun.
Askerlik muayenesine gitmiştim, 28 şubat ın sonları, sert, kaba, nobran bir karşılama, ukala bir hizmet sunumu, tabiri caizse adam yerine koymama. Ve müthiş bir karmaşa.. Yıllar sonra yine gittim askerlik şubesine, 2009 larda, o da ne, SİZ diye konuşuyorlar, bir düzen sıra, son imza için gittiğim şube bile ismimi anıp yanına BEY i de ekleyerek konuşuyordu.
Zira bu bir iklimdi. Kışın en güzel şeyler de donar, donuk olan zaten buz kesilir. Ama iklim güzel oldumu buz dahil herşey erir, özü iyi olan zaten çıkar, buz ise ortadan kalkar.
İklim.. atmosfer..
Bir garabet gibi çöktü Erdoğan hükümeti ülkeye. 17/25 ve 15 Temmuz süreçlerinden sonra etrafıma hep dediğim birşey vardı. Bundan sonra hiçbirşey iyiye gitmez. Ve geldiğimiz nokta. Türkiyeden gelen AKP li tanıdıklar bile konuşunca ben sormadan ekliyorlar. “Türkiye ne olmuş öyle yaa”. Tarif dahi edemiyorlar. İnsanlar arasında sevgi saygı gitmiş, kalpler soğumuş. Bu en son dokunan şey olur. enflasyon, kurumlar, şunlar bunlar anlatmaya gerek yok zaten. 3 4 yıldır darmaduman onlar.
Mevsimlerdeki iklim ilk doğayı ve insanı etkilerken, yönetimsel iklimler ilk taşı… sonra insanı etkiler..
Taş, yani kurumlar, bunalar. Vergi dairesinde karşılaştığın muameleden tut, hastaneye. Tür değiştirir kötü muamele ayrıca. Nobran davranmaz kimse, ama ne adam gibi tedavi olur, ne adam gibi yer yatak bulabilirsin. Herkes şikayetçi, başta doktoru.
En son insana dokunması da işte en kötü olanı. İnsana dokununca kalplere dokunur. Garabet gibi çöken o ülkeye karanlık, kalpleri de karartır.
Bediüzzaman Hazretlerinin enfes ifadesiyle, taraftarlarına sunduğu ölçüsüz özgürlük ile toplumu bir arada tutan merhamet, şefkat gibi zincirleri söker atar, dağılır toplum.. darma duman eder..
Bu hal yaşanıyor mu bilmem, nihayeti hikaya de böyle anlatılıyor. Ama Türkiyeden gelenlerden dinlediğim buna yakın birşey.
İnsanlar birbirine bakmıyor bile, yüzler gülmüyor ve bir düşünceli yürüyüş hali var otobüste, metro da.. anlatımını çok duydum.
Futbol bu tezimin ölçülebildiği güzel bir sonuç sunuyor bu arada.
Hakan Şükür de değil konu. Ama Hakan Şükür üzerinden temsil edilen ruh ve o ruhun olduğu TÜRKİYE zamanları güzel günlerin öyle ya da böyle bir başlangıcıydı, ve hemen de yansıdı finale.
O günlerden eser yok, futbolun o güzel günlerinden de.
Takımımızın yenilmesine üzüldük ama diğer taraftan bu yenilgi için biryönüyle de teşekkür etmeliyiz.
Teşekkür ederiz milli takımımız, zira bize şunu gösterdiniz. Ne kadar yürekten oynarsanız oynayın, bir ülkeye karanlık çökseniz de bir şekilde başarısız oluyorsunuz.
Kalpler futbol da tek vücut olsa da, şifre gibi bu çünkü, her alanda kalplerin tek vücut olması gerek.
James Bond çantam vardı lise de, şifresi gibi bu şifre. Yani tek rakamı tuttu diye çanta açılmaz.
Bir ülkeye Allah nimetlerini kalplere göre verir. Kalpler emeğe yansır çünkü.
Hırsızlığın, arsızlığın ve yolsuzluğun her tarafı sardığı, ötesi zulmün sıradanlaştığı, ve duyanların da kulaklarının üzerine yan yattığı bir toplum ilk objektif ölçümde kendini gösterir.
Bu nedenle milli takımımıza teşekkür ediyorum. Ve Milli takımın onca emeğine karşın elenmesine kızmasını istiyorum. Çünkü bu onların suçu değildi. Harika bir takımdı. Onca çalışmama rağmen bu evde neden bereket yok, elde var neden sıfır diyen bir baba gibi demeli hatta milli takımımız.
Nasıl bir bereketsizlik kaynağısınız ki ey ülkeye çöken karanlık gölge, heryeri kurutuyor, kabuğuna büzüştürüyor, ruhunu çekiyor, emiyor, sömürüyor ve posasını bırakıp bir kabuğa dönüştürüyorsunuz.
Bu yiğit gençlerimiz asla kendilerinden bilmesinler. Zamanın hükmü bu. Karanlığın çöktüğü ülke de, altındakilerin kim olduğu, ne olduğunun artık önemi yoktur.
Ve birşey daha, bu karanlık sürdüğünde, bu bereketsizlik, kısırlık her alanda görülecektir. Numune birkaç başarı asla şaşırtmamalı.
Ölü toprağı dökülmüş derdi eskiler.. Ölü toprağı dökülmüş yurduma. Bu toprakta hangi genç filizlenir, hangi fikirler, bilim, sanat, müzik şahlanır..
Karanlığın doğası bu.
Bunu bize bir kere daha gösterdiği için ülkemize çöken o karanlık güruha da teşekkür ediyorum.
Tarih bu konuları incelerken, inanın bu yönleri ile de inceleycek. Siyaset bilimcileri, sosyal bilimcileri bas bas bağırır bunları gerçi.. ama buna ben biyolojiyi, ekolojiyi de ekleyim.
Yağmur yağsa sel olur, yağmasa çöl olur böyle karanlıklarda. Doğa bile şaşar.
İnsan neden şaşmasın..
Allah ülkemi bu karanlıktan bir an önce çıkarsın..
Güneşli, maviliklerle dolu, sarı ile mavinin.. arka fonda yeşilin olduğu güzel günlere..
Meseleni o yönüne bisey demiycem ama Temel üc sebep var herseyi kirletmis siyaseti saymazsak iki bu üc neden de bu kirli pis siyasetin ürünü.
1- Saga sola racon kesen hakem rehin almis Mafya TFF Baskani ve onun yönetim kurulu
2- Beceriksiz, rakibi analiz edememis, dersine calismamis bir Teknik Direktör
3- Kibirle magrur, simarik bir kadro
Böyle bir şarkı yok. Yapay zeka ile yapılmış bir çalışma.
Heryere hemen atlamasaniz daha mı iyi olur… İyi çalışmalar…