Hakimler ve savcılar panikte!

YORUM | NEVİN ERDEM 

Her şey geçici ve geçecek!

Şu içinde bulunduğumuz, bazen hiç sabahı olmayacak bir geceymiş gibi hissettiğimiz bu karanlık dönem de geçecek.

İnsanlık ailesinin yüzyıllar içinde biriktirdiği kazanımları toplum olarak bizler de tattık. Bu kazanımların en önemlilerinden olan hukukun üstünlüğünün ne olduğunu ve ne olmadığını çok iyi biliyoruz. Hukukun üstünlüğünden ayrılındığında ilerlemenin mümkün olmadığına, tam tersine gerilemenin, çöküşün kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda tecrübeye sahibiz.

Bunu toplum da biliyor, devleti yönetenler de!

Onun için, bu hukuksuzluk dönemi geçicidir ve geçecek.

Son dönemlerde hukukun üstünlüğüne dair yapılan açıklama ‘seferberlikleri’ bu geçiciliğe vurgu yapıyor.

Yaygın hak ihlallerinin mimarı Erdoğan’ın bir süre önce söylediği “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz,” sözleri bu geçiciliği hatırlatıyor.

Erdoğan’ın bu hukuk vurgusunun nedeni elbette, temel hak ve özgürlüklere verdiği değer değil, tamamen ekonomik!

Adalet Bakanı, “Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” diye tweet attı. “Tutuksuz yargılama”ya dair açıklama yaptı. “Hakim, savcılardan beklentimiz, ‘kim ne der, ne düşünülür’ şeklinde değil, ‘dosya ne der, Anayasa ne der, hukuk ne der’ şeklinde,” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç da seferberliğe katıldı ve “Ben, Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı adaletten yanayız. Biz adil yargılama istiyoruz. Ancak hakimler yanlış yapıyor. Uyarıyorum, yakın gelecekte onlar zarar görür” diyerek Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tahliyesini istedi.

Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek de bu hukuksuzluk sürecindeki rahatsızlığını “Bize topyekûn bir tevbe-i nasûh lazım. Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin” sözleriyle dile getirdi.

Tüm bunlar niçin önemli?

İktidarı elinde bulunduranlar bu hukuksuzluk döneminin sürdürülemeyeceğinin, geçici olduğunun farkında, ancak iktidarın hukuksuzluklarında ‘maşa’ olarak kullandığı hukuk uygulayıcıları bu ‘geçiciliğin’ farkında değil. En azından öyle davranıyorlar.

Uyduruk gerekçelerle sabahları ev baskınlarına, keyfi gözaltılara, hukuksuz tutuklamalara, cezaevinde tutmalara devam ediyorlar.

Dosya ne der, yasa ne der, hukuk ne der, bakmıyorlar.

İşte bu ‘seferberlik’ açıklamaları en çok da vicdansız ve ahlaksız bir şekilde hukuksuz kararları imzalayanları ve uygulayanları ilgilendiriyor, endişelendiriyor.

Nasıl endişlenmesinler ki!

Kan dolu hokkalardan doldurdukları kalemlerle imzaladıkları kararları, yüzbinlerce insanın telafisi mümkün olmayan mağduriyetlerine, felaketlerine yol açtı.

Her şey kayıt altında ve suç delilleri ortada. Hukukun üstünlüğüne eriştiğimiz gün, yargılanacaklar!

Nitekim bu suçun iştirakçileri hemen savunmaya geçtiler:

Yargısal çöküşün baş sorumlularından HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, “Türk Hakim ve Savcıları” diye başlayan hamaset dolu tweet serisiyle hakim ve savcıların ‘kim ne der, ne düşünür’ demeden ‘tartışmaların içine girmeden’ sessizce görevlerine devam etmelerini istiyor.

Yani dağılmayın, hukuksuzluklarınıza aynen devam edin mesajı veriyor.

‘Derin’ bağlantılarıyla sürecin bir başka önemli aktörü olan Yargıtay üyeliğiyle ödüllendirilen Kenan İpek de, ‘Büyük Türk Milleti’ hamasetiyle süslediği bir tweet atarak, ‘Makamı, görevi ve sıfatı her ne olursa olsun’ kimsenin bugünkü hakim ve savcıları ihraç edilen yaklaşık 5 bin hakim ve savcı ile kıyaslayamayacağını kendince bir ‘ihtarname’ ile duyuruyor.

Bu çıkışlar açıkça, kürsüdeki hakim ve savcılara sahip çıkma görüntüsüyle, kendilerini koruma refleksleri.

Safları sıklaştırın, bir şey geliyor!    

15 Temmuz sonrasında hakim ve savcı meslektaşları dahil birçok kişiyi hiç bir delil yokken hukuksuzca tutuklayan, mahkeme kürsüsünden yargıladığı sanıklara hakaretler savuran, ‘süreç’in kürsüdeki ayaklarından olan ve Yargıtay üyeliğiyle ödüllendirilen Hulusi Pur da ‘seferberlik’ açıklamalarından rahatsız olanlardan.

Birkaç gün önce şöyle bir tweet attı Pur: “Süreçte görev alan hakim savcılara aba altından sopa göstererek onları tehdide kalkışmak kabul edilemez.”

Pur’u bilirsiniz, hani şu Süleyman Aslan’ı ve Reza Zarrab’ın adamı Abdullah Happani’yi tahliye eden hakim! Hatırlarsınız, Zarrab Amerika’daki duruşmada, Türkiye’deki süreçte yargı mensuplarına rüşvet verdiğini söylemişti. İşte rüşvet aldığı iddia edilen o yargı mensuplarından birisi Pur!

Suç işleyen yargı mensupları kendilerini çok iyi biliyorlar. Pur’un ‘Süreçte görev alan hakim ve savcılar’ dediği kişiler aynı zamanda, hukukun üstünlüğü sağlandığında, yargılanacak olan hakim ve savcılar.

‘Aba altından sopa göstererek tehdit’ dediği şey ise, temel hak ve özgürlükleri ihlal eden, suç işleyen kişilerin, hakim ve savcı da olsalar, cezalandırılacaklarına dair yasal düzenlemelerin hatırlatılması. 

Erdoğan’ın hukukun üstünlüğüne yönelik reform söylemleri oldukça samimiyetsiz. Ancak bunun konuşulması, kamuoyunda hukukun üstünlüğüne dönüş tartışmalarının yapılması dahi suç işleyen hakim ve savcıları tedirgin etmeye yetiyor.

Hukuk güneşinin doğması, gerçeklerin ortaya çıkması, hukuksuzca verdikleri kararların yüzlerine çarpılması, hesap sorulması en büyük korkuları.

Korkunun ecele faydası yok. Bu onlar için kaçınılmaz son!

O günleri hep birlikte göreceğiz!

2 YORUMLAR

  1. “O günleri hep birlikte göremiyoruz.” Giden canlar geri gelmiyor. Giden yıllar geri gelmiyor. Kaybettiklerimiz geri gelmiyor. Ölüp giden hissiyatlar, duygular, vicdanlar geri gelir mi sanıyoruz. Hukuk geri gelse bile, huylu huyundan vazgeçer mi, bu ezik ve zorba toplumun mayası değişir mi? “Güneş batıdan dogduktan” sonra firavun imanının ne önemi var ki?!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin