Hakan Atilla geldi ama hukuken aslında ne yapılmalı

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

ABD’den 32 aylık cezasını yattıktan sonra Türkiye’ye dönen Halkbank’ın eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla ülkede adeta kahraman gibi muamele gördü. Havaalanında Erdoğan’ın damadı, Maliye Bakanı Berat Albayrak karşıladı, hemen orada, ekranlar önünde, kayınpederi ile telefonda konuşturdu.

Hemen sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, onunla ilgili olarak bir basın açıklamasında: “Hakan Atilla’ya bariyer söz konusu değildir. O bizim evladımızdır. Biz onu sahiplenmeyeceğiz de kimi sahipleneceğiz” ifadelerini de kullandı.

Bir zamanlar Reza Zarrab’a, kendi televizyonları A Haber’de  yaptıkları gibi, Atilla’ya da arkasına Türk Bayrağı koyup, takım elbise giydirip, “Ülkeyi kurtardığına” dair açıklamalar da yaptırırlarsa şaşmamak gerek.

Türkiye, 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarından beri 6 yıldır adeta olağanüstü, hukuk üstü dönemler yaşadığı için kimsenin aklına “Bundan sonra hukuken ne olacak, Hakan Atilla milli kahraman gibi karşılanıyor ama CMK’ya göre bir başka devlette yargılanmış kimselerin ülkeye iadesinde hukuken bazı işlemler başlatılır, bunda olmayacak mı?” sorusu gelmedi. Gelse de kimse bunu dillendirmeye cesaret edemedi. (Türkiye, hukuk ekseninden çıktığından insanların bu tür detayları düşünme refleksleri de zaten kayboldu gitti.)

İşte biz bu yazımızda kısaca bu meseleyi irdeleyelim isterseniz.

17/25’DEN KALAN MEVZU…

İran’la Türkiye arasındaki kara para, ambargonun delinmesi, rüşvet vb. uluslararası boyutlu, Amerika merkezli soruşturma ve yargılamalar halen devam etmekte… Aslında 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk soruşturması Türkiye’de sürdürülebilseydi Türkiye ve Türk yargısı kendi göbeğini kendisi kesebilecek, “bir hukuk devleti” görüntüsünün gereği olarak kendi içerisinde süreçler tamamlanabilecekti.

Fakat işin ucunun en tepeye kadar uzanması ve muktedir siyasilerin hesap vermek istememesinden dolayı adeta ülkede sivil bir darbe yaşanmış, önce Emniyet, sonra da Adliye’de büyük bir yıkım görülmüş, şaibeli dosyaların hepsi ortadan kaldırılmıştı. 15 Temmuz darbe kurgusu ile de bu sistematik hale getirilmişti.

Fakat ülke içinde bu mesele sümenaltı edildi diye bütün dünyada da dosyalar kapanmış olmuyor…

Kaldı ki bu soruşturmaların ilk ihbarları da başka ülkelerden (Rusya’dan, Amerika’dan vs) gelmişti. Almanya’nın da işin içine girmesi ile anladık ki, bizim hırsızların namı bütün dünyada duyulmuş ve herkes onları yakından takip etmekteymiş! Bu açıkça ifade edilince de, “Ne olacak canım, büyük devletler başkalarını dinler, bunlar normal işler” deyip işi pişkinliğe vurmuşlardı.

Yabancı devletler dinlerken, soruştururken iyi ama kendi resmi kurumları ve adli mercileri resmi yollardan bunu yürütmeye kalktığında ise bu “darbe, montaj, şantaj, dublaj” deyip geçiştirilmişti.

Fakat Amerika’daki soruşturma devam ettikçe meselenin hiç de öyle geçiştirilecek bir durum olmadığı anlaşılmıştı. Önce Zarrab, sonra Hakan Atilla dosyaya dahil olunca ve bir takım itiraflar da gelince işin “Bir Numarası” ve “Örgüt Şeması” netleşmeye başlamıştı.

Amerika devleti ile işbirliğine giren Atilla konuştu, payına düşen (32 ay hapis) cezasını şimdilik çekti ve döndü. Şimdi geriye kalanlar düşünsün! Hakan Atilla için geriye Türkiye’de kalan soruşturma safhası kalıyor. 

Nedir o peki?

CMK’LIK MESELE…

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 13 ve 14. Maddelerinde yurtdışı bağlantılı suç işleyen Türk Vatandaşlarının Türkiye’de yeniden yargılanmaları hususu düzenlenmektedir.

CMK’nın 13. Maddesinde “Özel Yetki” hususu düzenlenmekte olup konuyla ilgili de Yargıtay içtihadı bulunmaktadır. (Bkz. YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/4078 Karar: 2014/5200 Tarih: 08.05.2014)

CMK Madde 14’te de “Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki” hususu düzenlenmekte olup, konuyla ilgili de bir çok Yargıtay içtihadı bulunmaktadır. (Bir örnek olarak bkz: YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
Esas: 2014/4078 Karar: 2014/5200 Tarih: 08.05.2014) 

Hakan Atilla’nın ve diğer sanıkların durumu ise özel bir durum arz etmekte… Ülke içinde işlenmiş olmakla birlikte işin uluslararası boyutu da var. Bu durumda ilgili sanıklarla ilgili; haklarında yeniden Türk Mahkemelerinde dava açılıp mukayeseli ceza uygulaması yapılıp cezaların ona göre belirlenmesi söz konusu… 

Gazetelere yansıyan bir hadiseyi hatırlarsınız:

Fransa’da karısını öldürmekten yargılanıp ceza alan koca hakkında nüfusa kayıtlı olduğu yerdeki Ağır Ceza Mahkemesi’ne kasten resmî nikahlı eşini öldürmekten dava açılmıştı… Şimdi de ABD Mahkemelerinde rüşvet ve yolsuzluk davasından ceza almış ve hapis yatmış eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Uğur Atilla hakkında – aynı suçlardan bırakın soruşturma başlatılmasını – kamu davası açılması zorunludur. 

Bu davanın açılması durumunda sahteliği iddia edilip bertaraf edilen ses kayıtları, banka kayıtları, ifadelerin tekrar gündeme gelecektir… Ve bunların yanına kesinleşmiş ABD Mahkemesinin kararı da hükme esas alınması halinde 17-25 Operasyonu “kumpas” mıymış, “hükümete darbe” miymiş hepsi ortaya çıkacaktır!

Bunun böyle olduğunu iktidardakiler, o davaya konu olanlar da biliyor. 

O yüzdendir ki daha havaalanında iner inmez tevkif edilip hakkında CMK 13 ve 14. Madde gereği işlem başlatılması gerekirken Atilla, VİP’te Damat Berat ve diğer bakanlarca bizzat karşılanıp sonrasında Erdoğan ile bizzat telefonla görüştürüldü… İmkan el verse, konjonktür müsait olsa belki Erdoğan bizzat karşılardı ama basın açıklaması ile meseleyi geçiştirirken mesajını vermeyi ihmal etmemişti: “Hele bir dinlensin, Külliye’de görüşeceğiz kendisi ile…”

Görüşecekler, çok detaylı görüşecekler kendisi ile! Neler konuştu, neleri öttü Amerikalar’da, kimlerin adını verdi, işin Türkiye’ye bakan kısmıyla ilgili Atilla neler demeli, neleri dememeli, aksi takdirde başına neler gelebilir… Bütün bunları en ince detaylarına kadar konuşacaklardır.

ATİLLA CEZASINI ÇEKTİ BİTTİ Mİ YOKSA?!

Türkiye’de suç işlediği iddia edilen kişi, hakkında yurtdışında dava açılıp mahkum olmuş ve infaz edilmiş ise, Türkiye de soruşturma başlatmak mecburiyeti var mı? Yani cezasını çekmiş, bitmiş sayılır mı acaba?

“Non bis in idem” ilkesine göre yurtdışında yargılanıp hüküm giymiş kişi, genel kural gereği Türkiye’de tekrar yargılanamaz. 

Aksi bir görüşe göre ise böyle bir durumda Türkiye’de yeniden yargılama yapılabileceği ve yargılama sonunda verilen ceza fazlaysa yabancı ülkedeki cezanın bundan indirilerek, kalan kısmın infaz edileceği savunulmaktadır. 

Uygulama bu iki görüş arasında bocalamıştır. 

Yargıtay’ın son kararları “non bis in idem” ilkesinin katı bir biçimde uygulanması yolunda olmuştur. Yani yeniden yargılanmayacağı ifade edilmiştir. 

Yeni Türk Ceza Kanunu 11. Maddesi “Non bis in idem” ilkesine açıkça yer vermek suretiyle tartışmalara son vermiştir. Bu ilke yurtiçinde tam olarak geçerlidir. Ancak olayda yurtdışı bağlantısı varsa, bir takım istisnaların mevcudiyeti söz konusu olacaktır.

Aşağıdaki hallerde kişi aynı fiili nedeniyle tekrar yargılanabilecektir: 

– Diğer ülkede yapılan yargılama hukuk devleti kriterlerine uygun değilse 

– Diğer ülkede sanığa verilen ceza az ise, Türkiye’de tamamlayıcı ceza çektirilebilir…

Fakat Hakan Atilla’nın bağlantılı olduğu dosyalar olan 17-25 Aralık soruşturmalarının çok boyutları var. Ve bu suçtan Amerika’da mahkum olmuş kişinin işlemiş olduğu suçlar Türkiye merkezli olduğundan yeni baştan açılması ve yukarıdaki hususların gözden geçirilmesi gerekmektedir. 

Bunun için de bütün soruşturmaların baştan ele alınıp “Atilla’nın Amerika’da aldığı cezanın ne kadarının mahsup edilip edilemeyeceği, dosyada Türkiye mahkemelerini hassaten ilgilendiren başka hususların olup olmadığının, dosyada başka sanıklarının olup olmadığının” geniş bir soruşturma ile vuzuha erdirilmesi gerekmektedir. Öyle ya: Bu bürokrat kendi kendine bir suç mu işlemiştir?

DOMİNO TAŞLARI

Tabii ki de değil… Amerika mahkemelerinde de netleştirildiği gibi, Hakan Atilla bu büyük suç ağının çok küçük bir unsuru. Onunla uzlaşarak, asıl suçluları netleştirerek ona yol verdiler. Ama şimdi onunla ilgili küçük bir soruşturma açılacak olunsa, ipin ucunu çekince bütün örgünün sökülüp geleceği gibi hepsi ortaya dökülecektir. Ya da domino etkisi gibi bir çok davayı tetikleyecek, bir çok etkili, yetkili kimseyi dalgaya dahil edecektir…

Ama bu konjonktürde uzak ihtimal gözüküyor. Zira ülkede bir yalanlar örgüsü ve kurgusu var. Sanal bir gerçeklik içinde yaşıyor ülke! Gerçek suçluların gücü elinde bulundurduğu, olayları araştırmaya kalkanların ise hapishanelerde ve sürgünlerde süründüğü bir gerçeklik…

Bu ters yüz dünyada Zarrab’lar, Süleyman Aslan’lar, Hakan Atilla’lar, Erdoğan’lar vs kahraman…

Yolsuzlukları araştırmış olan savcılar, polisler ise yıllardır hapislerde çürüyorlar.

Bütün bunlar da 80 milyonluk koca bir ülkenin ve milletin gözü önünde olup bitiyor… Herkes olan bitenin de farkında. Bu söylediklerimiz de belki malumun ilanı. Ama böyleyken böyle işte.

Bu sıcak yaz günlerinde Leonard Cohen’in “Herkes biliyor (Everybody Knows)” şarkı sözlerine bırakalım kendimi gitsin o zaman:

 

“Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu
herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken
herkes biliyor, savaşın bittiğini
herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini

herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu
fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir
hep böyle gider
herkes biliyor.

herkes biliyor, geminin su aldığını
herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini
herkeste bu buruk duygular
sanki babaları ya da köpekleri ölmüş gibi

herkes ceplerine konuşur
herkes bir kutu çikolata
ve uzun bir gül ister
herkes biliyor….”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin