ETÖ-RETÖmetre neden olmasın?

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Adı işkencelerle anılan Emekli Denizci Albay Ali Türkşen’in “BULUNSUN” başlığı ile yayınladığı 4 sayfalık fişleme listesi kamuoyundan büyük tepki gördü. Dün kaleme aldığımız makalemizde hedef gösterilen isimlerin  hukuken yapabilecekleri hususları kaleme almıştık ve meseleyi yargıya taşıması çağrısında bulunmuştuk. Nitekim öyle de oldu ve bu skandal yargıya taşınıyor.

İnsanları sindirme maksatlı bu algı operasyonunun ters tepmesi ve Türkşen gibilerin geri adım atması, dil ucuyla dahi olsa özür dilemek zorunda kalmaları olumlu bir gelişme. Hatta aynı Türkşen “bu listeleri kendisinin hazırlamadığını, bir başka yerden aldığını” açıklama gereğini de duydu.

Peki o zaman, kimdi bunlar ve bu işin arkasında neler vardı?

-İÇİNDE DENİZİN GEÇMEDİĞİ- DENİZ KUVVETLERİ

Fişlemenin hedeflerinden @Surgun_Binbasi hesabı, fişleme listelerini hazırlayanın, “#15Temmuz sonrası yapılan Soykırım”ın baş aktörlerinden FETÖMETRE’nin mucidi ve fişleme uzmanı Cihat Yaycı’nın olduğunu” yazdı. Sürgün Binbaşı’nın, “Şu an için dava açmak bir işe yaramayacaktır ama süreç bittiğinde hesap sormak için bilin istedim.” şeklinde düştüğü şerh de manidar ve hakikatli!

Hedefteki bir başka asker kökenli sosyal medya kullanıcısı Ersin Demircan (@AtiiSube) da olayın farklı bir detayını paylaştı: “Deniz Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığında sosyal medya kullanıcılarını takip ve fişleme için Tüm. Cihat YAYCI tarafından bir ekip kuruldu geçen sene. 7/24 takip ediyorlar ve her tweet için mahkeme kararı aldırıyorlar.”

Sahi, Deniz Kuvvetleri neden 28 Şubat’tan beri fişlemelerin odağı olageldi ki?! ETÖ- Balyoz Davaları’nın münderecatında da bunu gördük… Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin Deniz Kuvvetleri’nin uğraşması gereken daha önemli işler yok mu?!

Neyse. Fetömetre icraatlarına gelelim biz.

‘FETÖMETRE’ NEDİR, NE DEĞİLDİR?

‘“Fetömetre” , Tümamiral Cihat Yaycı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı’na atanınca ortaya attığı bir fişleme metodu. 10 Eylül 2016 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Dairesi Başkanlığı bünyesinde kurulan ‘Adli Takip, İnceleme ve İdari İşlem (ATİİİ) Şube Müdürlüğü’ toplam 69 ana başlık ve 249 alt başlıktan oluşan kriterler listesini hazırlamış. Bu kriter sayısı da muhtelif.

Sayısı değişken ana kriter ve alt kriterlere göre “belli bir puan verildiği ve kriterlerin oluşturulan bilgisayar yazılımına konu başlığı olarak girildiği, kriterlere göre kişi ile ilgili veri girişi yapıldığında ortaya çıkan puana göre değerlendirme yapıldığı” rivayet olunuyor… Belki de bu “veri girişi yapılan, girilen verilere göre puanlama yapan bir bilgisayar yazılımdan daha farklı bir şey değil, hatta belki de basit bir Excel tablosu…”

Başlıca kriterler ise: “Bylock Programı, Bank Asya, ÖSYM’den, KPDS, YDS/KPDS, ÜDS, ALES notları, eğitim kurumlarında eşi çalışan ve çocukları okuyanlarla ilgili bilgiler, şüpheli ve tanık ifadeleri, aldığı sicil notları, görev safahatı, taltif, izin ve kurs, özel ihtisas sağlık, seçme, sağlık ve mülakat kurullarında görev yapma durumu…” Ve bunun için de yüzbinlerce insanın banka, telefon bilgilerine girilmiş ve bunlar tasnif edilmiş! Kendi itirafları bu…

Görüldüğü gibi bu açıkça bir fişlemedir. “İstihbari bilgilere dayanarak ilgililer hakkında işlem tesis edilmesi” yani “fişleme” hukuka aykırıdır. Nitekim; Danıştay 5. Daire 1994/7820 E., 1996/1370 K. ve 02.04.1996 tarihli kararında:

“… istihbari nitelikteki bilgilere dayanılarak ilgililer hakkında işlem tesis edilmesine ve bu bilgilerin hukuken geçerli başka bilgi ve belgelerle doğrulanmadıkça ilgililer aleyhine hukuki delil olarak kullanılmasına olanak bulunmadığı ortadadır. Danıştay’ın yerleşmiş içtihatlarıyla da bu konuya bu şekilde açıklık getirilmiş olduğundan…” denilmektedir.

Yine Danıştay 10. Daire 1995/7092 E., 1996/7512 K. ve 13.11.1996 tarihli kararında:

Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin “Hukuk Devleti” olduğunun belirtildiği, güvenlik soruşturmalarına ilişkin raporlarda yer alan bilgilerin istihbari nitelikte olup hukuken geçerli başka bilgi ve belgelerle doğrulanmadıkça bu raporların tek başına hukuki delil gücünde kabul edilmeleri ve ilgililer aleyhine sonuç doğurmalarının hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği, hukuk devletinde idarenin ve kişilerin hak ve yükümlülüklerinin demokratik esaslara uygun olarak objektif kriterler halinde ayrı ayrı belirlendiği, idarenin kişilerin hak ve menfaatlerini etkileyen konularda “şüphe”ye dayanarak işlem tesis etmesinin uygun olmadığı” ifade edilmiştir.

“Fetömetre” ile açıkça kanunlar ihlal edilerek fişlenen kişi mağdur edilmekte, bu işin daha da ileriye götürülüp o kişinin yakınlarını da kapsamaktadır. Bu da Anayasa’ya aykırıdır. Zira Anayasa’nın 38/2 m. ile TCK 20/1 Maddelerine göre “Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” Fakat bu “Fetömetre” hem adli hem de idari soruşturmalarda kullanılmakta ve toplumun çok büyük bir kesimi mağdur edilmektedir.

SUÇLAR ve CEZALAR…

Deniz Kuvvetleri’ndeki bir grup işgüzarın muhalif gördüklerini tasfiye için uydurdukları bu uygulama evrensel hukuka ve Anayasa’nın 2. Maddesindeki “Hukuk Devleti ilkesi”ne aykırı! Kriterleri, “suçta ve cezada kanunilik ilkesi” ile “belirlilik ilkesine” aykırı olup, kamu görevlisinin yakınlarının da sorumlu tutulması “cezaların şahsiliği ilkesi”nin ihlalidir.

Sistematik olarak belirli insanların hedef alınıp devletten, toplumdan tecrit edilme çabaları TCK’nın 78. M’de düzenlenen “soykırım suçları” işlenmektedir. Bunu da “örgütlü” olarak icra ediyorlar, her birisi gerçek içtima hükümlerince cezalandırılmalıdırlar!

Bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi Yaycı, Oda TV, Türkşen ve türevleri TCK 135 vd maddeleri gereğince “Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu”nu, daha bilindik tabiri ile “fişleme” suçunu işlemekte olup bu suç ise TCK’nın ilgili maddeleri gereğince 3 yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir.

ETÖ-RETÖMETRE; NEDEN OLMASIN?!

Bir zamanlar yakalarını hukuka, yargıya kaptırmış olanlar, devlet imkanlarını zorlayarak hukukun elinden kurtulmuş sonra da kontrollü bir darbe ile devlet işleyişini çökertmiş durumdalar… Şimdi ise muhalif gördükleri kimseleri değişik tasnifler adı altında fişlemeye, hedef göstermeye devam ediyorlar.

Bu kimselerin tanınmasını kolaylaştıralım ve onların icatlarından yola çıkarak ETÖ-RETÖ’nün varlığını ileri sürelim. Ve onların tanınması ve ileride cezalandırılması için kıstasları sıralayalım:

– İnsanları değişik gruplar halinde fişlerler, tasnif edip bilahare tasfiye ederler,

– Bunu yaparken hiçbir hukuki kuralı tanımazlar,

– Bunu muhalif gördüklerini ekarte etmek ve kendi ideolojilerindeki kimseleri getirmede kullanırlar,

– Bu doğrultuda yargıyı emellerine alet ederler,

– Fişledikleri insanların yakınlarını da bu “cadı avı”na dahil ederler ve uluslararası bir suç olan “soykırım suçu”nu işlerler, bu doğrultuda fişlemeler yaparlar,

– Her birisinin adi, adli suçları yanında terör suçları da vardır.

Bu ETÖ-RETÖMETRE kriterlerine uyanları not ediniz. İşledikleri suçları da delilleri ile kaydediniz. Zira ileride hukuk geldiğinde gerçek yargı önünde hesap verecekler ve ömür boyu deliklerinden çıkamayacaklar!

Ve Artı Gerçek’te Ahmet Nesin’in “Daha çok özür dileyeceksin Ali Türkşen” başlıklı yazısında da ifade ettiği gibi; o kan donduran işkenceleri yapanlar, insanlığa karşı suçlar işleyenler ileride daha çok özürler dileyecekler, çok pişmanlıklar itiraf edecekler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin