Cihatçılar bölgenin bir gerçeği, neden ciddiye almıyorsunuz? [Haber-Analiz: Kemal Ay]

IŞİD’in ‘el kitabı’ olarak ünlenen ve kısa süre önce Batı medyasında üzerinde makaleler çıkan bir kitap var. Ebubekir Naci takma ismiyle El Kaide’nin önde gelen yöneticilerinden birinin yazdığı düşünülen bu kitabın ismi: “Vahşetin İdaresi: Ümmet’in Önündeki En Kritik Aşama”. Ebubekir Naci, 2004’te yazdığı bu kitabında ‘vahşet dönemi’nde, cihatçıların neler yapması gerektiğini anlatıyor.

‘Vahşet dönemi’ bazılarının sandığı gibi alelade bir cihat değil. Ebubekir Naci, Birleşmiş Milletler (BM) sistemine bağlı bütün ülkelerin belirli bir ‘bağımlılık’ sahibi olduğunu düşünüyor. Bu sebeple de, cihadın etkili olabilmesi için öncelikle bir devletin bütün kurumlarıyla ‘çökertilmesini’ ve yeniden, en temelden başlayarak ‘İslamî hükümlere göre inşa edilmesi’ gerekli.

Kitabın 2004’te yazıldığını düşünürsek, ilk hedefin Saddam sonrası Irak olduğu akla gelebilir. Nitekim bugün IŞİD ya da El Nusra içerisinde etkin görünen isimlerin 2003’teki Irak İşgali ve sonrasındaki çatışmalarla yakından ilgisi var. Ancak bu ufak tefek pratiklerin birleşerek büyük bir ‘cihada’ dönüştüğü yer 2011’den sonraki Suriye oldu.

Suriye’de ‘vahşet’ dönemi

Hatırlarsınız, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, çatışmaların ilk dönemlerinde Meclis’i toplamayı ve kurumları çalıştırmayı sürdürüyordu. Ancak bir süre sonra ülkenin Batı’sına çekilmeyi ve burada bir çeşit ‘savunma’ savaşı vermeyi tercih etti. İç savaş, Suriye’nin kurumsal olarak çöküşü anlamına gelmişti. ABD ve AB’nin Özgür Suriye Ordusu’nu silahlandırması, en büyük etkendi. Ancak Suriye devletinin çöküşü, otomatikman muhaliflerin ‘kazandığı’ anlamına gelmedi. Bilakis, tıpkı Ebubekir Naci’nin kitabında bahsettiği ‘vahşet’ dönemi yaşanıyordu.

Naci, cihatçı pratiklerin Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline yönelik direnişte hayata geçtiğini özellikle belirtiyor. Ancak bu pratikler, sonrasındaki El Kaide saldırılarıyla belirginlik kazanmış. Naci’ye göre her saldırı, dünyanın çeşitli ülkelerindeki gençleri ‘cezbetmek’ için bir fırsat. Şiddet eylemlerinin, özellikle medyanın ilgi göstereceği yerlerde yapılması şart. Bu medya ilgisi, daha sonra çeşitli propaganda videoları ile destekleniyor ve dünya çapında bir ‘cihatçı’ ağı kuruluyor.

Öte yandan Ebubekir Naci, bu ‘vahşet dönemini’ bir çeşit ‘savaş planı’ olarak tanımlıyor. Amaç her ne kadar ‘İslam devleti’ kurmak olsa da, araç, İslamî olmak zorunda değil. Mesela ona göre ‘terör eylemi’ savaştaki bir ‘tüfek atışı’ndan farksız. Klasik Makyavelist yöntemle, amaçlar araçları meşrulaştırıyor. Haliyle ‘vahşet dönemi’ndeki cihatta her türlü şiddet meşru. IŞİD’in ya da El Nusra’nın ‘ele geçirip yönetmeye çalıştığı’ beldelerde ise, bir çeşit ‘yeni devlet pratikleri’ uygulanıyor. Bunların ‘vahşet dönemi’nden pek farkı yok açıkçası.

cihatçılar 1

Asker yakmanın ‘mantığı’

Bu türlü bir ‘cihat’ eyleminin baş düşmanı ise hava saldırıları. Ürdünlü savaş pilotu Moaz Kasasbeh’in bir kafesin içinde yakılarak katledilmesinin ‘mantığı’ da buna dayanıyor. Öyle bir ‘dehşet’ oluşturulmalı ki, hava saldırısına kalkışacak pilot ‘kırk kere düşünmeli’ Naci’ye göre. IŞİD’in meşhur propaganda dergisi Dabiq da, Ürdünlü pilotun yakılmasından sonra bu çerçevede ‘açıklamıştı’ vahşeti. Nitekim IŞİD’in Türkiye’deki ‘fetvacısı’ Halis Bayancuk’un askerleri yakmaya ‘cevaz vermesi’ de, benzer bir mantığa dayanıyor.

Türk askerlerinin, canice yakılmasının da benzer bir karşılığı olmalı bu durumda. IŞİD, belli ki bu hunharca eylemle El Bab’a girmeye hazırlanan Türk askerinde korku uyandırmak istiyor. Zira esir olarak tuttuğu askerler uzunca bir zamandır IŞİD’in elinde. Hatta askerlerden birisi olan Sefter Taş’la yapılmış bir röportaj bile yayınlanmış.

Görüntüler karşısında AKP’nin tavrı

Bu arada o görüntülerin yayınlandığı akşam verilen tepkileri, sonrasını ve bugünkü tavırları not etmek lazım. Görüntüler ilk ortaya çıktığında hükümete yakın isimler, dehşetin farkına vararak ‘AKP ile IŞİD’i yan yana getirmeye çalışan’ kimselere sataşmaya başlamıştı. Bu görüntüler, AKP ile IŞİD’in arasında bir ilişki olmadığını gösteriyordu, onlara göre.

Hemen arkasından, bu görüntülerin ‘sahte’ olduğu öne sürüldü. IŞİD zaten ABD’li ‘ustalar’ eliyle bu türlü ‘montaj’ görüntüler hazırlayan bir örgüttü. IŞİD ile ABD arasındaki ‘bağlantı’ yeniden keşfedilmişti bir anda. (Bir not düşelim: Batılı rehineleri infaz görüntüleri ilk ortaya çıktığında da benzer tartışmalar yaşanmıştı. Birçok Batılı ‘uzman’ da IŞİD’in ‘propaganda’ maksatlı sahte infazlar organize ettiğini söylemişti. Gelgelelim, IŞİD’in infazları, içeriden tanıklarla doğrulandı.)

Madem IŞİD, Türk askerini ‘küçük göstermek için’ böyle videolar hazırlıyordu, bu durumda bunları internette ‘yayanlar’ IŞİD’in propagandasını yapmaktaydı, iktidara yakın kimselere göre. Hatta iş oraya vardı ki, bu görüntülerden bahseden ve yayan herkes, bir şekilde terör örgütüne yardımdan soruşturulmalıydı.

İktidarın ‘medya propaganda’ mantığı da böyle işliyor işte. Önce görüntü gerçekmiş gibi davranılıyor, ardından sahte olduğuna hükmedilip tam tersi argümanlar öne sürülüyor.

Eğer görüntüleri yayanlar tutuklanırsa

Eğer gerçekten de o görüntüleri yaydıkları gerekçesiyle Türkiye’de birilerine soruşturma açılır da, tutuklamalar yapılırsa ilginç bir durum ortaya çıkacak: Daha önce “Gülen’e karşı olduğum için hapis yattım” diyen IŞİD’in Türkiye sorumlusu Halis Bayancuk serbest dolaşacak ve askerleri diri diri yakmaya cevaz vermiş olacak, fakat onun yerine, o görüntüleri sosyal medyada paylaşanlar hapis yatacak…

Türkiye’de uzunca bir süredir ‘terörle mücadele’ böyle yürüyor. Terörün kendisiyle değil ama terör bahanesiyle muhalefetle mücadele ediliyor. Yahut birileri Erdoğan’ı ‘kandırmış’ oluyor ve kandırılanın hiçbir sorumluluğu olmazken, ‘kandıran’ odaklar ‘vatan haini’ muamelesi görüyor.

Suriye’de bir devir kapanırken de, şimdiden Suriye politikasının ‘günah keçileri’ hazırlanmıştır. Bir ara Ankara kulislerinin ‘korkutucu-başısı’ bir Twitter hesabı, “Suriye ile ilgili yanıltıcı raporlar hazırlayan” STK’ların hedefe konacağını duyurmuştu. Ahmet Davutoğlu ve ekibi için yolun sonu da denebilir.

Cihatçılar ne olacak?

Rusya ve İran’ın desteği ile Suriye’de iç savaş dönemi sona ererken, bölgedeki ‘cihatçıların’ ne olacağı önemli bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Bir süredir dış politika uzmanları, “El Bab’ı IŞİD’den alıp geri Esad’a mı vereceğiz?” diye soruyor. Erdoğan’ın buna cevabı, “El Bab’ı IŞİD’den alacağız ve oraya sahipleri gelip oturacak.” Halep’ten çıkarılan El Nusra ekibiyle, TSK ile birlikte operasyonu yürüten ÖSO’yu kastediyor olmalı. Peki buna Esad’ın ses çıkarmayacağına dair Rusya’dan söz alınmış mıdır? Henüz bilemiyoruz.

‘Vahşet dönemi’ Suriye’de sona ererken, bir başka ülkede açılacağına dair işaretler de görünmeye başladı. Devlet kurumlarını kendi eliyle zayıflatmış, halk içerisinde nefreti körüklemiş, para-militer yapılar hazırlamış ve halkını sürekli bir ‘seferberlik’ hâlinde tutmaya azmetmiş bir başka Ortadoğu ülkesi bulunur nasılsa… Bu tarif size belirli bir ülkeyi çağrıştırıyorsa, o sizin ‘vatan hainliğiniz’…

cihatçılar

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin