Bu kadın benim hocam!

YORUM | AHMET KURUCAN 

Bugün size Lisedeki edebiyat öğretmenimden bahsedeceğim.

İsmini verip vermeme konusunda çok ama çok düşündüm.

Bu yazı yayınlandıktan sonra “Sen bu satırların yazarına tam 40 yıl önce edebiyat öğretmenliği yapmışsın” diye işlem yaparlar mı diye endişe ettim.

Gülüyorsunuz belki ama ciddiyim.

Onun saçının teline zarar gelsin istemem.

“Neden yazıyorsun o zaman?” diyebilirsiniz.

Haklısınız.

Şundan dolayı, bazı sözler var ki anında söylenirse, bazı hissiyatlar var ki zamanında ifade edilirse bir anlam ifade eder.

Böyle gördüm aşağıda aktaracağım hissiyatımı ve tarihe mal olsun istedim.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Kadim bir dostum gönderdi.

Esma Hoca’nın 24 Kasım öğretmenler günü dolayısıyla bir röportajı yayınlandı diye.

Her işimi bırakıp hemen okudum.

Okurken zihnime nice nice hatıralar üşüştü.

Kendi hayatını kısaca anlattığı, öğrenci, öğretmen ve velilere bilgi ile yoğrulmuş tecrübelerini edebi bir üslupla dile getirdiği tavsiyeler tavana kep fırlattıracak cinsten geldi bana.

Şimdi devlet liselerinde bu seviyede edebiyat öğretmenleri var mıdır, diye düşünmeden edemedim.

Röportajın sonuna geldiğimde gayri ihtiyari dilimden: “Bu kadın benim Hocam!” cümlesi döküldü.

Malum bu söz Fatih Kısaparmak’ın “Bu adam benim babam” türküsünü çağrıştırıyor.

Bilmem, belki de oradan mülhemdir

***

Esma Börek’ti kendisini tanıdığımız yıllarda.

Memleketimizin kızı.

Hatta merhume annemin mahalleden çocukluk arkadaşı.

Evleri karşılıklı.

Aralarında bir yaş var.

Bekardı.

Disiplinliydi.

Edebiyata vakıf gencecik idealist bir öğretmendi.

Çalışkan, yorulma, yılma-usanma bilmezdi.

“Mesleğine aşık” denir böylesi insanlar için.

Doğru, öğretmenlik mesleğine aşıktı ama o aynı zamanda edebiyata da aşıktı.

Hatta edebiyata aşkı mesleğe aşkının önündeydi.

Belki şöyle demek doğru olur; mesleğe aşkı edebiyata aşkından kaynaklanıyordu.

İlerleyen yıllarda şimdi merhum kendisi gibi lisemizde öğretmenlik yapan Ramazan Hoca ile evlendi.

Ama evliliği onun ne meslek ne de edebiyat hayatında bir değişiklik meydana getirdi.

Mehmet Kaplan, Yahya Kemal, Nihat Sami Banarlı’nın liselerde öğretmenlik yaptığını okurdum hatırat kitaplarında eskiden.

Nurettin Topçu’nun da.

İçim geçerdi.

“Bu devasa hocalara talebe olanlar ne kadar şanslı” diye içten içe kıskançlık bile duyduğum olurdu.

Meğerki bizim Esma Hoca da Mehmet Kaplan, Nihat Sami Banarlı, Muharrem Ergin, Ali Nihat Tarlan, Abdülkadir Karahan gibi her biri Türk edebiyatında kutup yıldızı gibi olan hocaların talebesiymiş.

Bilmiyordum, şaşırdım.

Şaşırdım ama zihnimde bazı taşların yerli yerine oturmasına yardımcı oldu bu bilgi benim için.

***

Hocamın, “Öğretmenlik bitmeyen öğrenciliktir” cümlesini röportajına başlık yapmış Selma Kocabaş Aydın.

İsabetli bir tercih.

Oldukça derin anlamlar ihtiva eden ve hemen herkese mesajlar veren bir cümle bu.

Her zaman hatırlanması gereken başucu sözlerinden.

Kısaca anlattığı hayat hikayesinde çok ilginç ayrıntılar var.

Manifaturacılık yaptığını hatırladığım rahmetli babası Hüseyin Amca’nın ufacık bir Anadolu kasabası olan Tavşanlı’da yaşamasına rağmen gelecek tasavvuru ve ufkunun enginliği insanı hayrete bırakacak cinsten.

80’li yıllarda bile “Kız çocuğu ne olacak, otursun evde koca beklesin, okuyup da ne olacak?” denildiğini düşünecek olursanız 50’li yıllarda bu engeli aşmış aydın bir zihin.

Daha başka detaylar da var.

Arzu eden ve ilgi duyanlar okuyabilir.

***

Bana “Bu kadın benim hocam!” dedirten noktalara geleyim.

Hem öğrencilere hem öğretmenlere hem de velilere 76 yıllık hayat, 34 yıllık bilgi ve hikmetle yoğrulmuş öğretmenlik tecrübesinin özünü, usaresini sunuyor Esma Hocam.

Hem de kısa, net ve her biri vecize denmeyi hak eden enfes sözlerle.

“Öğretmen kürsüde olgunlaşır ve yükselir” diyor mesela.

“Öğretmenlik ekip çalışmasıdır” diyor.

“Edebiyat dersleri metin dersleridir. Gayesi ana dil öğretimidir…  Duyarak, duyurularak okunan metin anlaşılmış demektir. Ben edebi metinlerden öğrencilerimin zihinlerine kazandırdığım cümle sayısıyla başarımı ölçerdim.”

Ben bunun bizzat şahidiyim.

Hala kulaklarımda çınlar Esma Hoca’nın duyarak okuduğu dizeler.

Birçoğunu gönüllü olarak ezberlemişimdir.

Duyarak okuyunca öğretmen, öğrenci de duyuyor anlaşılan.

O duyarlı ses önce kalbe ardından zihne giden bir yol buluyor demek ki.

Bu satırları yazarken onun sesinden Fuzuli’nin

“Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayri” beyti kulaklarımda çınlıyor.

Yalnızlığı ifade eden, gruba yaklaşmış ikindi sonrası güneşi gibi solup giden bir hayatın izini sürebilirsiniz bu cümlede.

Hüzün dolu.

Yalnızlığı içselleştirememiş ama yalnızlığın gerçek yüzüyle yüzleşmiş bir insanın hüzün dolu mırıltılarıdır bunlar.

Ve biz Esma Hoca’dan bu dizeleri dinlediğimizde sınıfa bir hüzün çökerdi.

Bazen gençlik ve talebelik heyecanı ile kıkır kıkır gülen ve dersi kaynatmak isteyenler olurdu aramızda.

Karşı çıkardık onlara önce sert bakışlarımızla.

Teneffüste de haşlardık o arkadaşları.

“Başarımı zihinlere kazandırdığım cümlelerle ölçerdim” diyor ya Hocam.

İşte işin sırrı burada.

İsterseniz benden test edebilirsiniz.

Türk edebiyatına ait nice şiirler, nice beyitler, nice mısralar hep o dönemden kalmadır.

Esma Hoca’nın ebedi ve edebi mirasıdır bana.

***

Öğretmenlere yönelik söylediği şu tavsiyeler kolay yapılacak tespitler, kolay söylenecek sözler değil.

Eskilerin “sehl-i mümteni” dediği bir üslupla ne kadar da güzel dile getiriyor.

Birkaç tanesini paylaşayım isterseniz.

“Bilgilerinizi paylaşmak, öğrencilerin gönlünde taht kurmak, ölümsüzlüğe giden yolu bulmak demektir.”

“Öğretmen sınıfa bakarken bu çocukların on yıl sonrasını yirmi yıl sonrasını görür.”

“Hocalar öğrencilerinde yaşar.”

“Çocuk, öğretmenin gözünde kendini değerli hissederse, öğrenim başlar. Gencin ayakta kalabilmesi, gayreti, başarısı, öğretmenin ağzından çıkacak söze bağlıdır.”

Esma Hoca bunları başarmış birisidir bana göre.

***

Bir öğretmenin başarısı öğrencisi ile kurduğu sahih iletişimle başlar.

Öğrettiklerinin bir anlam ifade etmesi, tavsiyelerine kulak verilmesinin ilk ve olmazsa olmaz şartıdır bu.

Meslek aşkı, edebiyat aşkı tek taraflıdır; mühim olan bu aşkın muhataba verilmesidir.

Bu da sahih iletişimin en temel öğesi olan karşılıklı sevgi ile olur.

Öğretmene sevgi, öğretilene sevgi.

Öyle olmasaydı, bu sevgi tahtını öğrencilerinin kalbinde kurmasaydı, öğrenciler olarak bizler dersi kaynatmak isteyenlere neden karşı çıkalım?

Bakın neler diyor öğrencilere ve öğrencilerine o röportajda.

“Vaktini israf eden parasını israf edenden daha acınacak durumdadır. Vakit hayattır. Vaktini öldüren kendini öldürür.”

“Sınıfta ders dinlerken hayatınızın en önemli işini yaptığınızı iyi bilin.”

“Ders, derste öğrenilir. Dersin alternatifi yoktur. Dersi derste öğrenmezseniz, o konu için, dersin en az üç katı zaman harcamak zorunda kalırsınız.”

“Hakkıyla öğrenmek güç bir iştir. Bilginin kendimize mal olması tekrarlarla mümkündür.”

“Yorgunluk ve bıkkınlığa asla düşmeyiniz. Kırk kilo kaldırabilecek bir insanın on kilo kaldırması, bununla yetinmesi kendine ihanettir.”

“Unutmayın hayat yarışmaktır. Yarıştan çekilmek hayattan çekilmektir.”

Şu tavsiyeleri özgüven kazandırma adına o kadar önemli ki: “Sevgili Gençler! Başarı ‘başaracağım’ diye başlayıp ‘başardım’ diyebilenindir. Sakın unutmayın, kendini ciddiye almayanı kimse ciddiye almıyor. Kendine değer vermeyene kimse değer vermiyor.”

***

Eğitim ve öğretim işinin en önemli ayaklarından birisi hiç şüphesiz anne-babadır.

Bu bağlamda da söylediği insanı can evinden vuran önemli aktarımları var Esma Hoca’nın.

“Herhalde çocuklar analarının aynasıdır. Anne çocuğun mühendisidir.”

“Beşiği sallayan el dünyaya hükmeder.”

“Çocuğun üzerine titreyen anne, bir radar olmalı. Onu bekleyen tehlikeleri görebilmelidir. Sadece bir yönde başlayan bozulma, kısa sürede öbür yönlere de yansır. Faydalıyı yetiştirmek gerek, dikenler dikilmeden ürer.”

Şu tavsiye de önemli: “Bilgi toplumunda eğitim beşikten mezara kadar süren bir olgu olduğuna göre, anne ve babalar ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar, çocuklarının gelişimini izlerken, bir anlamda kendilerini de sürekli yenilemek zorundadır. Burada amaç, çocuğu bilgi, yetenek ve bireysel özelliklerine en uygun öğrenim yöntemini seçmek, bunu destekleyerek, olabileceğinin en iyisi olmasına imkân sağlamaktır.”

***

Yirmi yıldan beri ülkemden uzağım. Her şeyin içinin boşalttığı ülkemde bu seviyede öğretmenlerin hala devlet okullarında var olup olmadığını bilmiyorum. “Mutlaka vardır” diye temenni ediyorum. “İnşallah vardır” diye dua ediyorum. Zira gelecek işte böylesi öğretmenlerin eliyle yetiştirilmiş öğrencilerle şekillenecek.

Evet, “Bu kadın benim Hocam!” dedim ama onu inhisar altına almak da istemem.

İstesem de alamam zaten.

Onun için daha mütevazı bir dille diyeyim; 34 yıllık eğitim hayatı boyunca yetiştirdiği binlerce öğrencilerden biri de bendim.

Sağ olasın, var olasın hocam!

Öğretmen olarak bitmeyen öğrencilik hayatınızın sağlık sıhhat afiyet içinde devamını dilerim.

Ellerinizden öperim.

Dualarınızla…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin