Kırılgan ekonominin sonu: Kalıcı yoksulluk!

HABER ANALİZ | YUSUF DERELİ

Türkiye, tanımlandığı 2013 yılından bu yana ‘kırılgan beşli’de yer alıyor. Bugüne kadar gözle görülür bir iyileşmenin aksine, her geçen yıl kırılganlık daha da artıyor. Döviz kurlarında kısa süreli büyük dalgalanmaların temelinde de bu kırılganlık var. Sağlıklı, ekonominin kurallarına göre yönetilen hiç bir ekonomide ülkenin ‘Hazine ve Maliye Bakanı’nın istifası sonrası ülkenin para birimi yüzde 7 değer kazanamaz!

İşsizlik artıyor, cari açık büyüyor, istihdam oranı azalıyor, gerçek enflasyon yüzde 30’larda ve TL son bir yılda yüzde 30 değer kaybetti. İktidarın yanlış para ve ekonomi politikaları nedeniyle yoksulluğun önüne geçilemiyor. Aksine zenginle fakir arasındaki uçurum her geçen yıl daha da artıyor. Ülkenin en zengin yüzde 1’i, ülkede üretilen toplam değerin yüzde 25’ini alıyor! Tek adam rejiminde yaşanan hukuksuzlukları ‘adalet’ olarak sunan AKP, yoksulluğu da kalıcı hale getiriyor.‘Kırılgan beşli’ tanımı Amerikan bankası Morgan Stanley tarafından 2013 yılında yapılmıştı. Ekonomik kırılganlık, bir ekonominin dış şoklara açık olması anlamına geliyor. ‘Kırılganlık’ birçok faktöre dayanıyor. 

Ülke ekonomilerini değerlendiren derecelendirme kuruluşları, özellikle yüksek enflasyon, cari açık, zayıf büyüme ve dövize olan yüksek bağımlılık gibi faktörleri dikkate alarak en zayıf beş ülkeyi sıralıyor. Türkiye de, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika ile birlikte 2013 yılı Ağustos ayında açıklanan 5 ülke arasında yer alıyordu. Bu ülkelerin temel özellikleri yüksek enflasyon, büyük cari hesap açıkları, zorlayıcı sermaye akımı beklentileri, dış güvenlik açığı, istikrarsız büyüme gibi sorunlar yaşıyor olması.

7 YILDIR BİR ARPA BOYU YOL ALINAMADI

Aradan 7 yıl geçti ancak Türkiye o kırılgan beşliden kopamadı! Farklı derecelendirme kuruluşlarının belirlediği ‘kırılgan beşli’nin içinde Türkiye her zaman vardı! Zira ne istihdamda gözle görülür bir iyileşme yaşandı, ne fiyat istikrarı sağlanabildi, ne işsizlik azaldı de de dövize ihtiyacını azaltabildi. Aksine işsizlik daha da arttı, fiyat istikrarı bozuldu, enflasyon tırmandı, istihdam azaldı, ekonomi daha da küçüldü. Bu noktada hatırlatmakta fayda var; ‘kırılgan beşli’ tanımı 2013’te yapıldı ancak Türkiye’nin bu tarihten önce ekonomisinin ‘kırılgan’ olmadığını söylemek mümkün değil.

DIŞ ŞOKLARA AÇIK BİR EKONOMİ

AKP rejimi, ülkeyi 18 yıldır tek başına yönetiyor. İsteyip de çıkaramadığı bir tek kanun maddesi bile olmadı. Ancak ekonomi yıllardır ‘kırılgan’. ABD’den yapılan bir açıklamayla TL yüzde 5 değer kaybedebiliyor. Ya da ülkenin maliye bakanının istifası TL’nin değer kazanmasına neden oluyor. Bütün bunların temel sebebi, ekonominin ‘kırılgan’ yani dış şoklara açık olması.

EKONOMİ KÜÇÜLDÜKÇE KÜÇÜLÜYOR

Zaten krizde olan Türkiye ekonomisi pandeminin de etkisiyle çöktü. TÜİK’in açıkladığı verilere göre ekonomi birinci çeyrekte bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 büyüdü. Ancak ikinci çeyrekte ekonomi çakıldı. Geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 9,9 küçüldü. Geçtiğimiz ay açıklanan son Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) Türkiye’nin 2020 yılında yüzde 0,3 büyüyeceği tahmin edilmişti. Önceki sunumda büyüme tahmini yüzde 5 olarak açıklanmıştı. IMF ise Türkiye için 2020’de ekonomik küçülme tahminini yüzde 5 olarak açıkladı.

İŞSİZLİK 10 MİLYONA DAYANDI

İşsizlik tırmandı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında işsiz sayısı 2 milyon 464 bin kişiydi. İşsizlik oranı yüzde 10,3 olarak kayıtlara geçmişti. Bugün TÜİK’in tartışmalı rakamlarına göre bile dar tanımlı işsiz sayısı Ağustos ayı itibariyle 4 milyon 164 bin! İşsizlik oranı ise yüzde 13,2! DİSK-AR’ın araştırmasına göre ise geniş tanımlı işsiz sayısı 9,6 milyon.  Revize edilmiş geniş tanımlı işsizlik ve iş kaybı yüzde 29,3 olarak hesaplandı.

GERÇEK ENFLASYON ORANI EN AZ YÜZDE 30!

Yine TÜİK’in tartışmalı verilerine göre enflasyon ekimde yüzde 2,13 artarken, yıllık bazda yüzde 11,89 oldu. TÜİK, geçtiğimiz yıl ekim ayında 100 lira ödenen bir alışveriş sepeti için bu yıl yaklaşık 112 lira ödendiğini iddia ediyor. Peki gerçekten öyle mi? Dünyaca ünlü ekonomist Steve Hanke’ye göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 48’in bile üzerinde. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) adı ile bir araya gelen akademisyenler de artık Türkiye için enflasyon hesaplamaya başladı. ENAG’a göre eylül ayında yüzde 3,61 artan fiyatlar ekim ayında yüzde 2,14 oranında arttı. TÜİK’e göre eylülde aylık enflasyon 0,97, ekimde ise yüzde 2,13 olarak gerçekleşmişti. Ekonomistlere göre yıllık gerçek enflasyon en az yüzde 30’larda.

DIŞ TİCARET AÇIĞI YÜZDE 79 ARTTI!

Dış ticaret verilerine göre ihracat 2020 yılı Eylül ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,8 artarak 16 milyar 9 milyon dolar, ithalat yüzde 23,0 artarak 20 milyar 837 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracat 2020 yılı Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,9 azalarak 118 milyar 325 milyon dolar, ithalat yüzde 1,5 artarak 156 milyar 186 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ocak-Eylül döneminde dış ticaret açığı yüzde 79,5 artarak 21 milyar 93 milyon dolardan, 37 milyar 862 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2019 Ocak-Eylül döneminde yüzde 86,3 iken, 2020 yılının aynı döneminde yüzde 75,8’e geriledi.

DIŞ BORÇ YÜKÜ ARTIYOR

Türkiye’nin dış borcu da katlanarak artıyor. 2002’de 130 milyar dolar seviyelerinde olan dış borç stoğu, bugun 421 milyar dolar! Türkiye ekonomisinde sadece 2020 yılında ödenmesi gereken dış borc yaklaşık 169 milyar dolar. Ancak Merkez Bankası rezervleri tam takır! Son bir yılda Erdoğan’ın faiz inadı uğruna MB’nın rezervleri eritildi. Rezervler, bir hiç uğruna harcandı. Erdoğan inat etmese ve faizi bir yıl önce sadece 300 baz puan bile artırsaydı bugün dolar 8 TL olmayacak, milyarlarca dolar da heba edilmeyecekti. İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Faizi artırmamanın maliyeti bize, Merkez Bankası açısından 40-45 milyar dolar. Daha kamu bankalarından da harcanan var…” diyerek durumun vahametine dikkat çekiyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin