“Bekçiler” hangi krizlere gebe? 

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Çarşı ve mahalle bekçileri, “kimlik sorma”ya dair bir mahkeme kararı ile birlikte tekrar gündem konusu oldu. Ergenekon davalarında bazı gizli tanıkların ifadelerinden sonra tedirgin olan hükümet, bekçilik müessesini 2008 yılında kaldırmışken, “15 Temmuz”dan sonra tekrar yürürlüğe sokmuş ve kısa sürede sayısını 21 binin de üzerine çıkarmıştı!

Bununla Hükümet “ne yapmak, nereye varmak istemektedir?” Eski uygulamalardan ve tecrübelerden yola çıkarak meseleyi ele almaya çalışalım…

Öncelikle gündemdeki -söz konusu- İzmir 35 Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2019 tarih ve 2018/768 E. 2019/911K. Sayılı kararına bakalım:

İzmir’de iki şahsa önce iki bekçinin, bir süre sonra başka iki bekçi yeniden kimlik sorması üzerine o şahısların tepki göstermesi, bekçilerin ise “bize direndiler, sövdüler” isnadı üzerine o vatandaşlar hakkında kamu davası açılmış… Mahkeme de:

“Bekçilerin kanunda tanımlanmamış bir yetkiyi kullandıkları, kimlik sorma yetkileri olmadığı, üst araması yapamayacakları ve de bekçilerin vatandaşı taciz eder boyutta davranamayacağı, burada vatandaşın tahrik edildiği, sövme eyleminin de bu sebeple olduğu” gerekçesi ise “sanıklara ceza verilmesinden vaz geçilmesine” demiş.

YASA ve YÖNETMELİKLER NE DİYOR?

“Çarşı ve Mahalle Bekçileri”nin görev ve yetkilerine dair iki düzenleme bulunmakta:

-1- 10.10.1966 tarihlerinde yürürlüğe girmiş olan “Çarşı ve Mahalle Bekçilerinin Vazifeleri ile İlgili Olarak Riayet Etmeleri Gereken Hususları Gösteren Yönetmelik”:

-2- 22.07.1966 tarihlerinde yürürlüğe girmiş olan 772 sayılı “Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu”:

772 sayılı bu Kanunun 3. Maddesinde çarşı ve mahalle bekçilerinin görevleri düzenlenmiştir:

a-) M.3/1-B,3: “Vazife saatleri içinde gördükleri, işittikleri, şüphe ettikleri şahsı ve hadiseleri, istirahate geçmeden evvel bağlı bulunduğu en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek,” 

b-) M.3/2: “Bekçiler, diğer kanunlarla genel zabıtaya tevdi edilen görevlerde zabıtaya yardımcı olurlar.” 

Görüldüğü gibi, düzenlemelerde bekçinin, kişileri ve araçları durdurup kimlik sorabileceğine dair bir hüküm yok, sadece “kolluk kuruluşuna bildirme” ve “yardımcı olma” görev ve yetkisi var… (Yetkisizlik esas, yetki ise istisnadır ve de dayanakları Cumhurbaşkanlığı kararnameleri…)

YÖNETMELİĞE DAYANDIRANLAR…

Görüldüğü gibi bekçilere dair kanuni düzenlemelerde onlara bir kimlik tespiti/ kimlik sorma, zabıta gibi işlem yapma yetkisi tanınmamıştır. Nitekim İzmir’de görülen davada da buna atıfla, “bekçilerin kimlik kontrolü yapamayacağı” hükme bağlanmıştır.

Fakat bazıları bunun mevcut yönetmelik ile mümkün olduğunu iddia etmiştir. Binaenaleyh, Emniyet de bu mahkeme kararı üzerine alelacele “bekçilerin kimlik sorma yetkisi vardır ve bu yetkiyi yönetmelikten almaktadırlar” şeklinde bir açıklamada bulunmuştu. (Lakin Yönetmeliğin adı bile: “…Riayet Etmeleri Gereken Hususları Gösterir Yönetmelik”. Yani bu yönetmelik, bekçilerin vatandaşa karşı olan görev ve yetkilerinden ziyade, devletin bekçiler ile olan ilişkisini düzenlemektedir.)

Evet, onların atıfta bulunduğu ve 772 sayılı Kanun gereğince düzenlenmiş olan Yönetmeliğin 16. maddesinde, “Bekçiler bölgeleri içinde dolaşan şüpheli şahısları takip eder ve hüviyetlerini araştırırlar. Şüpheli ve diğer şahısların suç teşkil eden bir fiilini gördüklerinde yakalayarak karakola teslim ederler.” demektedir. Fakat unuttukları bir husus var; Anayasa m.124’e göre “Yönetmelik, kanuna aykırı olamaz.” (Bkz. “normlar hiyerarşisi” ilkesi.)

Kolluğun durdurma ve kimlik sorma yetkisi, mevcut şu düzenlemelere göre sadece “kolluk” güçlerine verilmiştir:

– Anayasa m.13, 20 ve 23

– İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8

– İHAS 4. Protokol m.2

Anayasa m.2’e göre T.C bir “hukuk devleti”dir. Madde 13’e göre ise: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Kanunda açık yetkisi olmadığı halde bekçilerin kimlik kontrolü vb uygulamaları; “Kişinin özel hayatı”, “kişisel veri hakları” ve de “seyahat ve serbestçe dolaşma hürriyeti” bağlamlarında “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”nda bir kanunsuzluk olduğu aşikardır. Zira kanunlarda bu yetki şu 2 kolluk gücüne tanınmıştır:

– 2559 sayılı “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu” m4/A ve m.25’a göre polise ve

– 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’na göre jandarmaya

ARA ÇÖZÜM

Bu yetkisizlik, yasada yapılacak küçük bir ekleme ile düzeltilebilir.

772 sayılı Kanunun m.3/1.A bendindeki “bekçinin yakalama yetkisine”, (2559 sayılı Kanunun 4/A’daki bir düzenleme gibi) bir ekleme ile “durdurma ve kimlik sorma” yetkisi tanınabilir. (Ki, geceleri devriye gezen, silah kullanma yetkisi bulunan bir kamu görevlisinin, geceleyin sokaktaki şüpheli bir şahsın aranan bir suçlu olup olmadığını öğrenebilme yetkisine sahip olması doğaldır.)

Böyle bir düzenleme ile bekçiler de “genel zabıta” gibi bir statü kazanacaktır. Bu ise çok daha kapsamlı ve detaylı düzenlemelerin yapılması zaruretini doğuracaktır. Zira yönetmelikteki kimlik tespitinde bile şüpheli şahısların takibi halinden bahsedilmekte… yoksa yolda geleni geçeni kontrol etme değil! (Yani bu maddede “şüphe” sınırı çizilmiştir ve de “sınırlama” vardır.)

Mevcut uygulamadaki keyfilikleri görüyoruz, duyuyoruz; pervasızca kimlik sormalar, tartaklamalar, külhanbeylikler vs…

Yeterli bir insan hakları, hukuk, etik eğitimi verilmeden piyasaya sürülmüş binlerce güvenlikçi ve bekçinin ileride daha ne gibi hukuksuzluklara imza atacağı belirsiz… AKP Hükümetinin yetkin ve donanımlı binlerce polis ve amirini ihracından sonra geriye kalan emniyet kuvvetlerinin skandal uygulamalarını görünce; apar topar aldıkları bekçiler için iç açıcı öngörülerde bulunabilmek zor!..

GEL-GİTLİ BEKÇİ MESELESİ!

– “Bekçilik”, Osmanlı döneminden beri var… O zamanlar “pazvant” deniyor ve geceleri görev yapıyorlarmış.

– Bekçilerin en son alımı 1974 yılında olmuş… Ancak 1991 yılında mevcut bekçilerin tümü, sokaklardan çekilip yardımcı hizmetlere alınmışlar.

– 1996 yılında 772 sayılı “Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu” çıkarılmış.

– Fakat Mayıs 2007’de (genel seçimler öncesi) AKP iktidarı tarafından ‘artık ihtiyaç kalmadığı’ gerekçesiyle, “bekçilik” kaldırılmıştı. (O dönemde görevdeki 8 bin 152 bekçi de polis yapılmıştı.)

– Bu “kaldırma”dan yaklaşık dokuz yıl sonra “beş pilot ilde sınırlı olmak üzere” bekçi alınacağı duyurulmuştu. Ve 18 Mart 2016 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan kararname ile tekrar “çarşı ve mahalle bekçisi” alınacağı ilan edilmişti. Yani “15 Temmuz Kurgu Darbesi”nden 4 ay önce!

Ve bu “15 Temmuz”dan 1 yıl sonra, 14 Ağustos 2017’de ‘Huzuru tesis etme’ vaadiyle “bekçilik” tekrar yürürlüğe girmiş oldu!

2017 yılında 4 bin 537 olarak açıklanan bekçi sayısı bugün 21 bin 349! Ve bu sayı artarak devam ediyor…

Özel Harekat’tan eğitim almakta olan bu yeni nesil bekçilere neden tekrar ihtiyaç duyuldu ve kime hizmet ediyorlar acaba? Genel şüphe, “yeni rejimin bekçiliğini” yapacak olmaları!.. Nitekim, bekçiliğin tekrar gündeme getirildiğinde CHP Ankara Milletvekili hukukçu Ali Haydar Hakverdi, burada ‘siyasi amaçlar’ olabileceğine dikkat çekmiş ve bu yeni ‘bekçilik’ sisteminin bu haliyle direkt “bireysel yaşama müdahale” olduğunu kaydetmişti.

İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından (ve de 22 yıl kadar önce avukatlık ruhsatını elinden almış olmaktan onur duyduğum) Prof. Dr. Yücel Sayman, “yeni bekçiler” ile ilgili şu hatırlatmayı yapmıştı: “Bence daha çok istihbarat ağı kurma peşinde olunacaktır. Bekçiler, insanlar hakkında bilgi depolamaya yarayan araçlar haline gelecektir. Siyasi iktidar bir mahallede yapmak istediklerini, örgütlenme gücü olan otoriteler kullanarak yapabilir. Bekçi de bunlardan birisi.”

REJİMİN YENİ MUHAFIZLAR EDİNME ARAYIŞI!

Bundan 9 yıl kadar önce kaleme aldığım bir yorum yazısında; Saddam’ın “Cumhuriyet Muhafızları”na bir gönderme yaparak, bekçiler gibi özel güvenlikçilerin de Ergenekon tarafından nasıl suiistimal edilmeye çalışıldığına dikkat çekmiştim… Evet, bu aslında bir ETÖ Projesi idi ve 15 Temmuz’dan sonra bu tekrar AKP-Avrasyacı koalisyonca yürürlüğe konmuştur…

Saddam Hüseyin’in özel muhafız birliği olarak kurulan Cumhuriyet Muhafızları, İran-Irak Savaşı’nda (1980-1988) geliştirilmiş, düzenli ordunun yerini alabilmeleri için sayıları 150 bine çıkarılmıştı… Ergenekon dosyasında “Gizli tanık 17”nin itiraflarına göre; Saddam’ın bu Cumhuriyet Muhafızları, Ergenekon sanıklarına da ilham kaynağı olmuş ve hatta Veli Küçük, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni basmak için 150 kişilik özel bir tim oluşturmak istemiş ve bu eylem gurubuna “Cumhuriyet Muhafızları” adı verilmiş!.. (Meraklıları, o dosyalara ve ifadelere bir göz atabilirler.)

Evet, Saddam’ın bu Cumhuriyet Muhafızları için efsaneler anlatılıyor, Amerikan işgaline karşı onlara güveniliyordu. Nitekim Amerikalılar Bağdat yakınlarına gelip Saddam Havaalanı’nı ele geçirdiklerini açıklayınca Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Sait El Sahaf herkesi meraka boğan bir açıklama yapmıştı: “Sıkı durun! Bu gece düşmanı bir sürpriz bekliyor!”

Sahaf gibi birçok Iraklının; tünellerden geçip havaalanını basmasını beklediği Cumhuriyet Muhafızları’nın komutanları o gece bir Amerikan nakliye uçağıyla Almanya üzerinden Amerika’ya uçmuşlardı… Sonradan anlaşılmıştı ki; Cumhuriyet Muhafızları’nın komutanları ile Amerikan güçleri arasında gizli bir pazarlık yapılmıştı.

Ki, Cumhuriyet Muhafızların asıl işi; Saddam ve Saddam’ın rejimi Baas’ı korumak idi. Bundan da nemalanıyor, seçkin, ayrıcalıklı zümre muamelesi görüyorlardı. Yani dış tehdide göre değil, iç tehdit olarak gördükleri halk içindeki muhaliflere göre bileylenmişlerdi. Halkın bir masum itirazı halinde tepkileri çok haşin olabiliyordu.

Dışarıdan bir saldırı anında, işi zorda görünce ilk fırsatta kaçmışlardı. Karşı koysalardı ne olurdu? İhanette aracılık yapan bir subay, sonradan Türk medyasında konuştuğunda aynen şöyle demişti: “Şimdi devriye gezen Amerikalı askerleri görüyorum. Hem vallahi hem billahi biz bu adamları yenerdik, ihanet olmasaydı. Hava gücümüz olmamasına karşın.”

Yenerler miydi, yenmezler miydi bilinmez ama tarihe farklı geçmiş olurlardı en azından…

UYARILAR… AMA KİME?!

““Niye anımsıyoruz bunları, ülkemizde ortalık toz duman iken” derseniz… Bir parçası olduğumuz Ortadoğu coğrafyasının bir yerinde yaşananlar, diğerlerine de emsal olmaya namzettir de ondan…” demişim 9 yıl önceki o yazıda ve şimdi de aynısını tekrarlıyorum!..

ETÖ davaları esnasında işkillenen AKP, bekçilik müessesini ortadan kaldırmıştı. Ve 15 Temmuz’dan sonra tekrar devreye soktu… Şimdilerde ise binlerce bekçiler ve özel güvenlikçiler alınıyor. Sadat’ın eğitiminde piyasaya başka başka paramiliter gruplar da sürülüyor…

Bütün bu askeri, inzibati güçlerle nihai olarak nereye varılmak isteniyor? Nasıl ve kimlerle bir hesaplaşma olacak; bilemiyoruz. Ama şu kesin ki ülkeyi sıcak günler bekliyor. Bekleyip görmekten başka da elden bir şey gelmiyor. Bir de böyle ha bire yazıp dikkat çekmekten başka…

Ki “öğüt ve nasihatler dünyanın en kıymetli hazinelerinden olup genelde çok ucuza verilir” (Hz. Ali) Ama çok az insan onlara kulak verir. Medyanın, mevcut iktidarca ele geçirildiği ve kitlelerin adeta efsunlandığı günümüz toplumunda da beklentimiz çok az…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin