ABD’de kimlik krizi bağlamında Türkiye ve Türkiyeliler

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Kimlikler inşa ediliyor. Kim olduğunu nesnel olarak kavrayanların son derece az olmaları bir tarafa, biri olmak ve bunun aynı zamanda inşa edilmiş bir şey olduğunu görmek çok nadir, insanların dünyasında. Dinsel, nasyonal (ulusal = milli) veya ırksal aidiyetler böyledir. Hepsi de toplumda inşa edilir. Sınıf ilişkilerindeki gibi; sınıf değiştirildiğinde aidiyetler ve onlarla bağlantılı olan üst yapısal her şey nasıl değişiyorsa, dinle aradaki bağlantı, aidiyet hissedilmekte olan ulus, dâhil olduğuna inanılan ırk, böyle bir şeydir. Sınıfsal aidiyeti belirleyen ekonomik temellerde değişim mutlaka üst yapısal alanlara sirayet eder. Mesela müzik veya mimari zevkiniz, sınıfsal aidiyetinizin etkisi altındadır. Dini, nasyonal (ulusal = milli) ve ırki diskurlarla da birilerine dâhil olurken diğerlerinden ayrılırsınız. Daha alt kimliklere uzanan derinlikte, dini, nasyonal ve ırki temellerdeki kimlik(ler) daha alt kimliklere de etki eder. Böylece örneğin cinsel kimliğiniz yukarıdaki diğer ana öğelerdeki farklılıkları yansıtır. Kimliklere biçilen roller (kimliğin işlevsel yansıması) sizin toplumsal koordinatlarınızı belirlerken, sizin yaşam biçiminiz, politik tercihleriniz, iş yaşantınız (üretkenliğiniz), bu rollerle bağlantılıdır. Demek ki size dair her şey inşa ediliyor. Duygularınıza kadar her şey bu inşa edilen sanal evrende sizin gerçeğiniz oluyor.

İki tip devlet var bugün ki her ikisi de ulus devlet modelidir. Basitleştirecek olursak, biri nasyonal (ulusal = milli) aidiyeti etnisite temelinde, diğeri ise teritoryal temelde tanımlıyor. Bir örnekle somutlaştıracak olursak eğer, Almanya Alman etnik grubuna atıfta bulunan bir ulus tanımlaması yaparken, Kanada coğrafyaya dayalı bir ulus tanımlaması yapıyor. Alman vatandaşı olmak bu bağlamda hukuken sizi Alman yapsa da, sosyolojik aidiyet olarak Alman yapmıyor. Almanya’daki göçmenler Alman vatandaşı olsa da “göçmen kökenli Alman” olabiliyorlar. “Normal Alman” olmak, Alman etnisitesi ile genetik ve kültürel bağ sahibi olmakla ilintili. Kanada ise bir coğrafya; bu coğrafyada yaşayan insanlara Kanadalı deniyor. Kanadalı olmak bir etnik aidiyet olmadığı için, sonradan gelenlerin Kanada kimliğini sahiplenmeleri, dahası Kanada toplumunun da yeni gelen göçmenlere bakışı (onları kendilerinden sayma süreci) Almanya’dakine göre daha farklı. Ulus devletler, yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, ya etnik bir isim altında, ya da coğrafi bir isim altında inşa edilen sosyal varlıklar. Her ikisi de aynı işlevi yetine getirseler de, bu iki farklı konsept, kimlik inşasında ve o kimliğe yeni üye kabulünde çok önemli farklılıklara sahip. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

ABD, şüphesiz ki coğrafi aidiyet üzerine inşa edilen bir ulus devlet! Amerikalılar dediğimiz ulus, içinde birbirinden farklı dini, mezhepsel, ırksal ve etnik unsurları barındırıyor. Coğrafi aidiyetin birleştirici etkisi, aynı toprak parçası üzerinde yaşayan insanların kader birliği konsepti üzerine inşa edilir. Amaç birliği, ortak gelecek, dayanışma, bir arada çalışma, üretme ve tüketme, insan grubu üzerinde tığkı bir tutkal gibi birleştirici etki yaparken, bu oluşturulan kimliğin öğeleri arasındaki sosyoekonomik farklılıklar yapıştırılan tutkalı erozyona uğratabilir. Amerika’da en önemli aidiyetsel fay hattı ırksal aidiyetlerdir. Esasında bu buz dağının su üzerinde kalan kesimidir. Gerçekte ırki farklılıktan kaynaklandığı sanılan birçok fay hattı, esasında sosyoekonomik avantaj ve dezavantajların toplumda eşit dağılım göstermemiş olmasından kaynaklanır. ABD’de siyahların (Afrika kökenli Amerikalıların) diğer gruplara göre daha dezavantajlı olan sosyoekonomik koşullarının köklerinde kölecilik sisteminde uğradıkları zarar yatıyor. Eğitim düzeyleri, ekonomik durumları, yaşadıkları çevre koşulları, üretkenlikleri, sağlık sisteminden aldıkları pay, üniversite eğitimi oranları gibi onlarca unsur, bu nedenle diğer gruplara göre daha handikaplı. Dahası, ABD’nin kendi “nevi şahsına münhasır” (özel koşulları) tarihi, kuzey ve güney eyaletlerinde ırki koşullara dayanan eğitsizliklerin ve yönetsel uygulamaların da farklı olması sonucunu beraberinde getiriyor. 

“ABD’de ırkçılık var” demek önemli değil. Önemli olan, bunun arkasını getirmek. ABD, yeknesak (monolitvari) bir ülke değil. Birbirinden farklı bölgelerde aynı koşullar yok. Fakat genel olarak, yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı siyahların sosyoekonomik koşulları (aşırı genelleme yapacak olursam) beyazlara (Caucasian American) ve Asya (Asian American) kökenlilere göre daha geride. 1950’lerde ve 60’larda uygulanan kanıksanmış utanç verici ayrımcılık da ülke genelinde asimetrik bir dağılım gösteriyordu. ABD’nin her yerinde siyahları otobüsün arkasında oturtmuyorlardı! 

Maalesef Türkiye kökenli insanlarda bu konularda inanılması zor bir bilgisizlik var. ABD’deki eşitlikçilik ve hak mücadelesi konusunda en ufak fikri olmayan bazı Türkiyeliler, ABD’de George Floyd’un bir polis memuru tarafından yere yatırılıp ensesine diziyle basarak öldürülmesi akabinde çıkan olaylara bu bilgisizlik penceresinden, aşırı genelleyici ve çoğu zaman yanlış anlamalara götüren bir açıdan yaklaşıyor. Evet, ABD’de ciddi bir ırkçılık sorunu var. Fakat bu sorun diğer ülkelerdekinden daha kronik ya da akut bir sorun değil! Sadece ABD’deki geniş özgürlük ve anayasal haklar ortamında, dillendirilebiliyor. ABD’de polis şiddeti oluyor. Orantısız güç kullanımı oluyor. Yetki aşımı oluyor. Ama! Ama kısmı önemli! Bunlar oluyor, fakat bunlar örtbas edilmiyor. Sistem işliyor. Sistem kendisini yeniden rehabilite ediyor. Ve her seferinde sivil haklar, insan hak ve özgürlükleri, iktidarın yetkilerinin kısıtlandırılması, şeffaflık ve denetlenebilirlik gibi alanlarda ilerleme oluyor. Bir adım ileri iki adım geri değil, bilakis, bir adım geri ama birkaç adım ileri türü bir sarmal var. Esasında ABD’nin dünyanın diğer yerlerinden farklı olan özelliği belki de bu ilerleme (progress) düşüncesinin uygulama alanı bulması.

Birkaç noktayı bu fırsatla dillendirmiş olayım. Çünkü sosyal medya ortamında birçok yanlış anlaşılmanın kol gezdiğini gözlemliyorum. 

ABD’de (ve Kanada’da) ırki kategoriler ayrımı hakkında bir giriş olsun. Her şeyden önce beyaz kavramı ile salt Anglosakson olanlar kast edilmiyor. ABD’de beyaz (Caucasian) kategorisi, kökenleri Avrupa, ön Asya, Ortadoğu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika olan insanlar için kullanılan bir kategori. Siyah kategorisi ise, kökenlerinde Afrika olan insanlar için kullanılıyor. Hintli veya Pakistanlı gibi koyu tene sahip insanlar, siyah kategorisine dâhil değil. Özellikle Türkler, kendilerinin Ortadoğu, Ön Asya, Kafkasya ve Avrupa arasında bir yerlere sıkışmış olan coğrafi aidiyetlerinden dolayı, kendilerini bazen bu kompozisyonda belli bir yere konumlandırmakta zorlanıyor. Oysa Finlandiyalı, Kıbrıslı, İspanyol, Lübnanlı, İngiliz, İtalyan, Gürcü, Polonyalı, Bulgar, Ermeni, Suriyeli gibi birçok “Caucasian” vatandaş, aynı kategori altında sınıflandırılıyor. Türkiye’de özellikle Kürtleri asimile etmek için uydurulan “etnik kökeniniz önemli değil” yaklaşımı nedeniyle ABD’deki bu kategoriler Türkler tarafından çok yadırganıyor. Oysa çeşitli resmi başvuru formlarında “ırki aidiyet” soran soruların amacı, insanlar arasında ayrımcılık yapmak değil, aksine ırki veya etnik kökeni nedeniyle dezavantaj yaşayabilme potansiyeline sahip grupları pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla korumak. Kanada’da da örneğin Afrika veya İnuit kökenli Kanadalılar iş başvurularında tüm koşullar eşitse tercih edilebiliyor. Bu nedenle, başvurularda ırki veya “azınlık” aidiyetlerine ilişkin sorular sizi yadırgatmasın.

Diğer bir önemli nokta, İslami veya diğer dini aidiyet ve sembollerinin “etnik” bir bağlamda değerlendiriliyor olması. Şöyle örnek vereyim. Mesela başörtülü bir kadın “İslami” kimliği nedeniyle bir “azınlık” grubuna tasnif edilebilirken, aynı kadın başörtüsüz olsaydı, örneğin “Caucasian” (beyaz) olarak tasnif edilebilirdi. Yani ten renginin yanı sıra, kültürel (özellikle giyim ve semboller) unsurlar da sizin algılanışınızda önemli. Bu aynı zamanda sizin kendinizi nasıl konumlandırdığınızla da alakalı! Unutmayın: kimlikler inşa ediliyor demiştim. Bu örneği vermemdeki sebep başörtüsü olumlu veya olumsuz algılanıyor meselesi kesinlikle değil. Bu, kişilerin öznel olarak günlük hayatta algılanışları kadar, kişilerin örneğin bir iş başvurusunda kendilerine ilişkin verecekleri bilgiler bağlamında da önemli. 

Bu özetlenen genel durumdan sonra, George Floyd ve onun uğradığı trajedinin arkasında salt ten rengi olmadığını sanırım herkes biraz daha iyi kavramış oldu. Mesele ırki aidiyet değil, ırksal aidiyetle sosyoekonomik koşullar arasındaki korelasyon. Önyargıların oluşmasında (mesela polisin siyahların suç profili olarak daha düşük bir algı eşiğine sahip olmasında) da bu sosyoekonomik aidiyetler başrolü oynamakta. ABD’de ırk politikalarında ilerleme bu nedenle daima hak ve özgürlükleri genişletmek kadar, sosyoekonomik pastanın daha eşit dağıtılması ile de ilgili kavranmalı. 

Bence esas sorun, bu ABD ve Kuzey Amerika, dahası kıta Avrupa’sı deneyimlerini aynı potada nasıl analiz edeceğimiz ve bu analizde Türkiye’yi nasıl konumlandıracağımız. Türkiye’de ırkçılığın konuşulmuyor olması, ırkçılığın olmadığı anlamına gelmiyor çünkü. Bu bağlamda ABD’den öğrenebileceğimiz çok şey var. En başta da kafamızı kumdan çıkartıp, gerçekleri görmekle işe başlayabiliriz. Irki kökenlere dayalı Türklük aidiyetinin bir an önce daha kapsayıcı bir aidiyetle değiştirilmesi gerekli. Tabi bunun için öncelikle standart bir hukuk devletinin kurulması gerektiğinin farkındayım. Ama bu sorunun öncelikler listesinin görece daha alt basamakları arasında yer alması, önemsiz olduğunu göstermiyor. Bilakis, coğrafi aidiyet temelinde (örneğin Anadolu ve Anadoluluk) bir yeni üst kimlik ile yeni bir aidiyet tasarımının yerinde olacağını düşünüyorum. 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin