Avrupa’nın gündemindeki  kanser: İstihbarat devşirmeleri!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Aslında her ne kadar çatışma noktası 2017 gibi görünse de, Hollanda-Türkiye arasındaki siyasi gerilimin kökeni Temmuz Darbesi sonrası yaşananlar ve özellikle AKP ve Saray’ın Hollanda siyasetini dizayn etmeye kalkışmasına kadar gider. 

Hatırlayalım; 

Ortadoğu ve Türklerin yaşadığı tüm coğrafyalardaki ülkeleri de bir şekilde dizayn edebilme aşkıyla yanıp tutuşan AKP İktidarı pek çok Avrupa ülkesinde baltayı taşa vurmadan önce, özellikle Diyanet’in yurtdışı kurumları ve Türk Dışişleri kanalıyla buralardaki Türk toplumunu dizayn etme çabasında olduğu aptal olmayan herkesin malumu. 

Bu amaçla kurulan Denk Partisi’ne verilen Türk devlet desteği de tüm Hollanda makamlarınca çok iyi biliniyor. 

15 Temmuz tiyatrosu sonrası Avrupa’da da Türkiye’de yaptığı zulmün benzerini yapmaya çalışan Ergenekon-Erdoğan ortaklığı son hızla fişleme ve dışlama çalışmalarına başlamıştı. 

Bunun için siyasal İslamcı kimliği olanları ve Hizmet Hareketi’nin Avrupa’da yaptığı başarılı çalışmaları kıskananları tercih etti. 

Özellikle zihniyet açısından İŞİD’den milim farkı olmayan siyasal İslamcı, Milli Görüşçü güruh öylesine faşizan bir gözü dönmüşlükle bu furyaya katıldı ki, sadece bir ismin 30 bin kişiyi fişlediğini biliyor Hollanda resmi makamları. 

Pek çok cami imamı, cami derneği, vakıf, diyanetin tüm personeli ve Denk partisi etrafında kümelenen Türk istihbaratının yönlendirdiği kitle yaşadıkları ülkeyi Türkiye ile karıştırınca, bir süre sonra foyalarının ortaya çıkmayacağını zannetmenin bedelini ödemeye başladılar bile. 

Pek çok Avrupa mahkemesi ırkçı, faşizan ve istihbarat ile ortak çalışan gurbetçi siyasal İslamcı Türkiye vatandaşını bu konuda mahkûm etti hala devam eden yargılamalar var. 

Hollanda’nın durumu fark etmesi ve Türk siyasetine had bildirmesinin pik yaptığı dönem 2017 idi. Hollanda devleti Türk dış işlerine bu konuda net ve sert tepki koymuştu. Bir Dış İşleri Bakanının ülkelerine gelmesine izin vermemek gibi belki tarihlerindeki en sert yaptırımlara imza attı Hollanda hükümeti. 

Erdoğan o dönemki atarlanmasıyla Türkiye’de mikrofonlara şöyle diyecekti: 

““Hollanda, bir sıçrarsın, iki sıçrarsın ama bilesin ki oradaki benim vatandaşlarım sizin tezgahınızı bozacaklar 16 Nisan’da. İstediğiniz kadar baskı yapın, istediğiniz kadar teröristleri ülkenizde besleyin, büyütün, bunların hepsi size ters olarak dönecek ve bunlara yönelik şüphesiz ki 16 Nisan’dan sonra bizler uygulamalarımızı başlatacağız. Bizler sabırlıyız.

İşte şu anda Bağcıların insanları, buradan Hollanda’ya notasını veriyor. Sen istediğin kadar Dışişleri Bakanımızın uçağını kaldırma, bundan sonra senin uçakların bakalım Türkiye’ye nasıl gelecek?”

Hızını alamayan Erdoğan şu tehditte bulunmuştu: 

Bunlar ne siyaset biliyor, ne uluslararası diplomasi nedir bunu biliyor. Bunlar bu kadar ürkek, bu kadar korkak. Bunlar Nazi kalıntısı, bunlar faşist. Bunu böyle biliniz…”

Bir Türk’ün yapabileceği en büyük hata özellikle Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, Polonya gibi ülkelere Hitler’i ve Nazileri anlatmak olmalı. 

Adamlar, faşizmin, soykırımın, diktatörlüğün şahını göreli, istibdatın dibini yaşayalı daha yüz yıl geçmiş değil. Bunları yaşayan insanların yaşadığı bir dönemi bile geçmemiş, hele hele devlet geleneği köklü ve sosyal yapısı yaşadığı korkunç dönemi unutmaya müsaade etmez. 

Şimdi siz kalkıp bu insanlara Hitler kim, Nazi kimlere denir filan dersi vermeye çalışırsanız, ağızlarından başka yerleriyle gülecekleri gibi, Türkiye’deki mevcut rejimin ne olduğunu da size hemen söyleyiverirler.  

Çünkü bu filmi yaklaşık 80 yıl önce en ağır şekilde yaşadı bu toplumlar. Diktatörlük nedir, tek adam rejimi nasıl bir faşizme dönüşür, halkın oy oranıyla bir toplum nasıl ifsat edilir, bir ülke nasıl batırılır çok çok iyi biliyorlar. 

Hele hele Faşizmin insanları nasıl kullanıp bir paçavraya dönüştürüp atması konusunda hiç akıl vermeye kalkışmayın. 

Denk Partisi Saray ve istihbaratı arkasına alarak 3 milletvekili ve 15 belediye meclis üyesi çıkarabilmişti. 

Sonrası enteresan. 

Bu partinin lideri Erdoğan’ın o kadar gazına geldi ki bir ara “Bizi beğenmeyen Hollandalı çekip gitsin” diyebilecek kadar adamların memleketinde adamlara posta koymaya kalkışmıştı. Sonra sıkışınca da “Efendim cümlelerim cımbızla alıntı, montaj” filan diyerek klasik AKP savunma argümanlarına sığınmıştı. 

Daha sonra daha enteresan şeyler oldu. Bu partinin iki kurucusu birbirine girdi. Hem de ne kepazelikler. Yasak gönül ilişkisi ayyuka çıkınca parti lideri yardımcısını suçladı ve “sırtımdan hançerledi” dedi. Siyaseti bıraktığını açıkladı. Yaşanan rezilliklerle vaktinizi harcamak istemem ama BBC’nin şu haberine bakmak yeterli olacaktır. 

Tabi bu iç rezilliğin çekişmesinde taraflar ellerindeki tüm aparatları kullanmaktan geri durmadılar, hukukçu kisvesini bile. 

Denk partisi Türkiye’den para muslukları kapanıncaya ve destek azalınca kendi başının çaresine de bakamadı. Bitti bitecek duruma geldi. Yaşanan kepazelikleri üstü kapalı olarak yine kendi kaynaklarından okumak isterseniz buyurunuz

Bu partiden belediye meclislerine aday seçilenlerin hepsinin Türkiye’den listelendiğini sadece gurbetçi Türkler değil, Hollanda makamları da biliyor. 

 

Siyasal İslamin canavarlaştırdığı binlerce fanatikten sadece biri

İşin enteresan tarafı daha düne kadar vasat bir hayat yaşayan sıradan insanlar Türk hükumetinin verdiği destek ve gazla birer küçük SS Subayına dönüştü bir ara. Komşularını fişleyeni mi ararsınız, tehdit edeni mi, Avrupa’da yaşayıp, nimetlerinden faydalanıp Avrupa düşmanlığı yapanı mı ararsınız, tekmili birden bu güruhtan çıktı. 

Bu yazıda bahsini edeceğimiz Numan yılmaz da bu vasatlardan biri. 

Düne kadar yaşadığı Hollanda’da sıradan biri olarak varlığını sürdüren Milli Görüş geçmişine sahip Yılmaz, AKP ile beraber siyaseten ve ekonomik olarak semirenlerden biri durumuna geliyor. Bir şekilde Denk partisi listesine girme şansını yakalayan Yılmaz belediye meclis üyesi olma imkanıyla beraber yaşanan kırılma ile keskin bir siyasal İslamcı militana dönüşüyor. 

İhtimal ki istihbaratın yönlendirmesiyle fişleme, linç etme, hedef gösterme gibi ne kadar Nazi dönemi türü kepazelikler varsa hepsini yapıyor. 

Ona bir de yazı yazma fırsatı veriliyor. 

Yayın organının ismi Platform isimli bir siyasal İslamcı Türk devletçi yapı. 

Onbinlerce Türk vatandaşını fişlemesiyle meşhur bir yayın yönetmeni var. 

Hiç biri gazeteci filan olmadığı gibi, basit bir incelemeyle derginin habercilik ve gazetecilikle ilgisinin olmadığı da açıkça görülüyor. 

Hedef göstermek, linç ettirmek, algı oyunlarına alet olmak en önemli fonksiyonları. 

İşte bu fişçi, linççi vasat Numan, nereden aldığı gayet belli olan emir ile Platform’da bazi hizmet hareketi üyelerini hedef alıyor. 

Hedef aldığı kişiler on yıllardır Hollanda’da yaşayan başta Hollanda siyasetçileri ve sivil toplumu olmak üzere herkesin yakından tanıdığı isimler. 

Numan öylesine gaza geliyor ki, bu kişileri Hitler’e Musollini’ye benzetiyor. 

Bir Hollandalı’ya Hitler isminden bahsettiğiniz an size bakar ve anında kimin Hitler, kimin Hitlere uşaklık eden ayakçı olduğunu hemen anlar emin olunuz. 

Kaldı ki Numan apaçık suç işliyor. Her ne kadar isim vermediğini söylese de Türk istihbaratı tarafından yönetilen başka yayın organında çarşaf çarşaf liste yayınlıyor bu çete. (Bakınız)

Belli ki emir büyük yerden. 

Bununla da yetinmiyor, başka bir nüfuz ajanı ve istihbarat elemanı Fuat Uğur’un havuzdaki evlere şenlik programına sözüm ona konuk oluyor. 

Aynı kepazelikler orda da ama ağzından önemli bir şey kaçırıyor burada Numan: 

“Organize” olarak bu işi yaptıklarını itiraf ediyor. 

Sosyal medyada programı paylaşıyor, AKP’nin çete trolleriyle paslaşıyor filan. Bunların hepsi kayda geçiyor tabi. 

Hedef gösterdiği kişilerden biri gazeteci Basri Doğan. 

Bir kere yazdığı yazıda Hollanda Kraliyet ailesini aşağılıyor ve tüm Hollandalılara aptal muamelesi yapmaya kalkışıyor Numan. (Yazı şurada) Her ne kadar kurnazca “Ben isim filan vermedim” diyorsa da, isimleri bildiğini, çetenin başka platformlarında bu isimleri hedef gösterdiklerini çok çok iyi biliyor elbette. 

Hani hasetlik, kıskançlık filan diyeceğim ama değil. Ömrünü mesleğine adamış tertemiz bir insanı teröristlik ile suçluyor. 

Kraliyet Ödülü alanları aşağılıyor, hakaret ediyor, öfkesinden kuduruyor adeta Numan Yılmaz. Öyle bir nefret dili kullanıyor ki bir Avrupa ülkesinde üç saat yaşamasına müsaade edilmez, sınır dışı edilir. 

Ama Avrupa’da yaşamanın nimetinden faydalanırken Türki siyasetinin nefret dilini adeta kutsal bir söylem olarak ezberletmişler bu vasat insana. 

Türk istihbaratının devşirdiği binlerce kişiden sadece biri belki ama hedefine koyduğu insanları linç etmeye öyle azmetmiş ki önüne kim çıksa yıkıp geçiyor adeta. 

Binbir titizlikle çalışan 30 kişilik Hollanda Kraliyet Ödülü seçici kurulunu gömüyor mesela. Bu kurulun aylarca, yıllarca çalışma yaptığını belki bilmiyor olabilir ama içine düştüğü haset çukurundan ve istihbarat maşası olmaktan görme imkanı da kalmıyor zaten. 

Numan Yılmaz’ın ve Avrupa’da yaşayan Türk istihbaratı tarafından yönlendirilen siyasal İslamcı çetenin hedef gösterdiği Türkler şimdi oldukça tedirgin. 

Basri Doğan’ı en iyi Hollanda Meclisi, başbakanları, milletvekilleri tanır. Yıllarca burada görev yaptı çünkü. Başbakanın tripot taşımasına yardım ettiği bir gazeteciyi terörist diye yaftalamanın hukuki bedeli olacaktır elbette. 

Basri daha önce de bu çete tarafından tehdit edilmiş, hedef gösterilmiş ve açık adresi ifşa edilmişti. Bunu yapanlar Hollanda hukukundan gerekli cevabı ve cezayı görmüştü. 

Şimdi Numan Yılmaz büyük bir pervasızlıkla kucağına oturduğu siyasal İslamcı iktidarın kendisine sahip çıkacağını zannediyor olabilir ama başta da dediğim gibi; Numan Yılmaz’ın sosyal medya hesaplarına bakmak bile Türk siyasal iktidarının nasıl bir payandası olduğunu ve siyasal İslamcıların klasik paylaşımlarını yaptığını hemen fark ettirecektir. (Bakınız

Bu numaraları Türkiye’de havuz, AHaber izleyen kitleye yutturabilirsiniz belki ama bir Avrupalıya mümkün değil. 

Birileri kanunen peşinize düşer sizi iki paralık eder, madden manen gerekli cezayı alırsınız ve çok yakın tarihte sizi kullanıp atanlara küfredenken “Ben nerede yanlış yaptım” türküsünü söylersiniz. 

Benden söylemesi yani. 

3 YORUMLAR

  1. Hollanda makamları gereğini yapar veya yapmaz kendi keyifleri bilir. Bizim bu hadiseleri bilmemizin bi önemi yok yani. Anlattığınıza göre sağır sultan bile duymuşsa bizim özelde duyup duymamamızın da bi önemi yok. Ama ben şahsi kanaatimi söyleyeyim avrupayı da gözümüzde gereksiz yere büyütmüşüz. Öyle olmasa bu yazıyı yazmamış olurdunuz. Yine bi şahsi fikrim olarak avrupa ve amerika, türkiyedeki zulümlere sessiz kaldığı gibi menfaatleri gereği zulmü desteklediler bu yüzden de corona ile Allah aynı zulmü en çok onlara yaşatıyo.

  2. Sayın Hazar, “özellikle zihniyet açısından İŞİD’den milim farkı olmayan siyasal İslamcı, Milli Görüşçü güruh” derken hangi metre-mezureyi kullandığınızı bilemiyorum ama bunu ötelere taşımasanız iyi olur…
    Yüzbinlerce insanın sahip çıktığı ve daha Hizmet Hareketi insanı yurtdışına açılma imkanı bulamadan Avrupa’da İslam adına çok önemli hizmetler gören Milli Görüş teşkilatı aleyhinde yaptığınız değerlendirmeyi talihsiz buluyor ve sizi kınıyorum.

  3. Bu kişi akıl özürlü olduğu her halinden Belli,
    Belliki,.şizofreni, yapılacak bir şey yok,
    Şayet hakaret edecek olsak, hakaret ettiğiniz mahluk Veya hahkukat bile davaci olacağından dayı
    Etmiyorum
    Tedavi devam etmesini tavsiye ederim.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin