2001 krizinden daha beter

YORUM | HAKAN TANER

Türkiye ekonomisi derin bir ekonomik buhranın tüm safhalarını geçerek finale yaklaştı.

Bu kriz sebep-sonuç ilişkilerinde benzerlikler taşısa bile diğerine göre daha derinlikli ve farklı bir yol takip ediyor.

2001 krizi öncesi ekonomik gündemi kısaca hatırlarsak 1998 yılında Rusya krizi devamında Asya ülkelerinde yaşanan ekonomik kriz ve daralma sonrasında Türkiye en önemli ihracat ve turizm partnerini kaybetti.

Net sermaye akımları negatif seyretmiş, iç borçlanma faizleri yükselmiş, Maliye politikasının sıkılaştırılması büyüme hızını düşürmüştür.

Likidite krizi gibi faktörler birleşince tarihin en önemli krizlerinden biri, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in dönemin başbakanı Bülent Ecevit’e hitaben “Hükümetiniz yolsuzluklarla anılır olmuş, bunların incelenmesi için görevlendirdiğim denetleme kurulundan neden korkuyorsunuz?” demesi sonrası ortamın gerilmesi ve karşılıklı olarak anayasa kitapçığının fırlatılması ile başlamıştır.

Bu kriz sonrası 15 bin işyeri kapanmış, intiharlar yaşanmış, faizler yükselmiş, 1,2 milyon kişi bir anda işini kaybetmiş, 25 banka batmıştır.

Krizden çıkış için Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) belirlediği yol haritası ve bu haritanın uygulanmasını sağlamak üzere Kemal Derviş gönderilmişti.

Bu krizi çıkaran, olacakları öngöremeyen koalisyon halkın güçlü bir tepkisi ile karşılaşmış ve 3 Kasım 2002’de yapılan erken genel seçimde siyasi tarihten silinmiştir.

2020 KRİZİNE HAZIR MIYIZ? 

2001 yılında olanları hatırlattıktan sonra aktüel gündemimize dönersek tablo özetle şöyledir:

“Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik” ve geri geri gittik. Bunu da ilerleme zannettik.

Zira reel ekonomiye dair eldeki bütün TUİK dataları bu gerçeğe işaret ediyor.

2001 yılı ile bugünleri karşılaştırarak kimsenin içini daha da karartmak istemiyorum. Fakat bazı TÜİK rakamlarını hatırlatmadan da geçemeyeceğim.

Çünkü hala ekonominin uçuşa geçtiğini savunanlar, nasıl bir uçuş olduğunu da anlasın?

Türkiye’de 2007 yılından sonra gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) ve kişi başı gelir hesaplama yöntemi değiştirildi. Ne olduysa ondan sonra oldu, bankada cebinde parası olan olmayan herkes bir anda  kağıt üstünde zenginleşti.

Şimdi bu zenginlik eşliğinde yaşanan değişime göz atabiliriz:

Yıl 2008: Kişi başı gelir 10 bin 962 dolar.

Yıl 2019: Kişi başı gelir 8 bin 804 dolar

İŞKRUR’A kayıtlı işsizler:

2018 haziran: 2 milyon 621 bin kişi

2019 haziran: 4 milyon 417 bin kişi

Üretici enflasyonu:

Mayıs 2017: Yüzde 15,26

Mayıs 2018: Yüzde 20,16

Aylık 593 TL’den daha az gelire sahip olan kişi sayısı 11 milyon 26 bin kişi.

Son olarak bir de eğitimden bir data paylaşalım:

2012 yılında 65 ülke içerisinde PISA puanlama sırası 42.

2015 yılında 72 ülke içindeki sıra 50.

Bu ölçümlemenin taraflı yapıldığı iddia edilerek sistemden çıkıp kendi sistemimizi kurduk sonuç yine aynı çıktı.

Sonuç… Okuduğunu anlamayan bir nesil, algıya açık gerçeğe kapalı…

Bu arada paketler açılıyor. Biri bitmeden bir başkası açılıyor. Bakıyorsunuz hepsi zengini ve aile efradını korumak ve kollamak üzerine

bu yüzden üzerinde konuşmaya değmez. Zaten konuşan ve yazanlara anında haddini bildiriyorlar…

Sözlerimi Çetin Altan usta ile bitirmek istiyorum: “Enseyi karartmayalım. Her şeye rağmen yaşamak zorunda olduğumuz bir hayat ve yaşatmak zorunda olduklarımız var.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin