Zarrab ve Atilla’nın konuşması an meselesi

HABER-ANALİZ | SEMİH ARDIÇ | SemihArdic@Tr724.com

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de 17/25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nu itibarsızlaştırmak için kullandığı ne kadar argüman varsa hepsi tek tek çürütülüyor. Hem de ABD yargısı tarafından…

Erdoğan o kadar delil ve tapeye rağmen operasyonun içinin boş olduğunu, bakanlarına ve Halkbank’a tuzak kurulduğunu iddia etmişti. ‘Çalıyorlar, fakat çalışıyorlar’ sözünü iltifat kabul eden AKP sözcüleri daha da ileri giderek paraların polisler tarafından suç mahalline konulduğu yalanını tedavüle sürmüştü.

POLİSLER GÜYA TUZAK KURMUŞTU

Güya polisler Erdoğan’ın ‘dış mihrak’ diye tarif ettiği düşmanlarla müşterek hareket etmiş ve Türkiye’yi krize sürüklemek istemişti. Akabinde savcılar, polisler farklı yerlere tayin edilmiş, hapse atılan Reza Zarrab ve diğer şahıslar iki ay içinde tahliye edilmişti.

20 Temmuz 2014’te sahur vaktinde evlerinden alınan polis müdürleri ve memurları, İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde ‘kaç İsmail kaç!’ sözüyle özdeşleşen siyasî talimatları harfiyen yerine getiren Sulh Ceza Hakimliği tarafından tevkif edilmişti.

O kadar vakit geçti. AKP’nin ‘iyi çocuklar’ dediği savcı ve hâkimler polisler hakkında herhangi bir suç bulamadı. Üç seneden beri boş yere mahpus olan polislerin ne kadar büyük bir rüşvet çetesini çökerttiğini maalesef ABD’den öğreniyoruz.

700 BİN LİRALIK SAAT ARTIK İDDİANAMEDE

ABD’de New York Güney Başsavcılığı 6 Eylül 2017 tarihinde mahkemeye yeni bir iddianame sundu. 53 sayfadan müteşekkil son iddianame ile adlî tahkikat artık Zarrab’ın rüşvet verdiği siyasetçi ve bürokratlara uzandı.

17/25 Aralık fırtınasında istifa eden dört bakandan biri olan Zafer Çağlayan (diğer üç bakan: Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar) sanık olarak yer aldı. Çağlayan’ın Zarrab’tan 700 bin liralık saat aldığı ortaya çıkmıştı. Çağlayan saatin parasını ödediğine dair belge olduğunu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde ifade etmişti. Amma velakin belgenin, “Saat bedeli olan 240.000# Euro’yu M. Zafer Çağlayandan teslim aldım.” yazılı bir otel kâğıdından ibaret olduğu anlaşılmıştı.

ASLAN, AYAKKABI KUTULARI İÇİN ŞİMDE NE DİYECEK?

Evinde ayakkabı kutularından 4,5 milyon dolar çıkan Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan da Zarrab ve diğer sanıklarla aynı suçlardan hesap verecek. Aslan’ın o paralarla Çorum’a İmam Hatip Lisesi yaptırmayacağını anladık anlamasına da bakalım bu sefer ABD’de kendisini nasıl müdafaa edecek?

Velhasıl AKP’li bir siyasetçi, üstelik bakanlık yapmış bir isim ile Türkiye’nin en büyük ikinci kamu bankası Halkbank’ın bir numarası kara para davasında sanık sandalyesine oturtuldu.

Eski Halkbank Genel Müdürü Aslan, onun yardımcılığını yapan Mehmet Hakan Atilla (29 Mart 2017’de ABD’de tevkif edildi) ile diğer yardımcısı Levent Balkan hakkında iddianame hazırlayan New York Güney Başsavcı Vekili Joon H. Kim, sanıkların beyanlarına göre başka isimlere de dava açabilir. Davanın başlayacağı 30 Ekim’e kadar bakalım ortaya daha neler dökülecek?

AMERİKA MALLARINA EL KOYACAK

Erdoğan’ın sahip çıktığı, dürüstlüğüne kefil olduğu isimler ABD mahkemesinde, ‘Amerikan finans sistemini kullanarak İran hükûmeti ve başka İran kurumları adına, yüz milyonlarca dolarlık yaptırımlarla yasaklanmış işlemi planlamak ve bu amaçla işbirliği yapmakla’ suçlanıyor.

Savcı Kim’in mallara el koyma (müsadere) talebi mahkeme tarafından kabul edilirse Amerika’nın elinin yettiği her yerde bu karar infaz edilecektir. Zanlıların kara para aklarken kullandıkları ya da bu yolla elde ettikleri mal ve mülklerini satmasının ya da üçüncü şahıslara devretmesinin bir hükmü yok. Zira ABD hükûmeti bu durumda dahi para, banka hesabı, gayrimenkul, tüzel kişi (şirket, vakıf, dernek), hisse senedi, bono, tahvil veya çek defteri gibi bütün varlıklarına mallarına el koyma hakkına sahip.

ÇAĞLAYAN RÜŞVETE MUKABİL İRAN’A HİZMET ETTİ

Çağlayan’ın kod isminin “abi” olduğuna kadar yazmış Savcı Kim. İddianameye göre ‘abi’ Zafer Çağlayan, Süleyman Aslan, Levent Balkan ve Apdullah Happani’nin halen yargılamaları süren Reza Zarrab, Mehmet Hakan Atilla, Mohammad Zarrab, Camelia Jamshidy ve Hossein Najafzadeh ile müşterek çalıştı. Happani, Zarrab’ın şirketinde çalışıyordu ve Türkiye’deki operasyonda kilit isimlerden biri olarak geçiyordu.

Aslan’ın genel müdür, Atilla’nın, beyne’l-milel (uluslararası) bankacılıktan mesul genel müdür yardımcısı, Levent Balkan’ın da Atilla’nın yardımcısı olduğu suçlar da Halkbank üzerinden işlenmiş. Savcı Kim’e göre eski bakan Çağlayan Temmuz 2011 ve Aralık 2013 tarihleri arasında ekonomi bakanlığı yaparken 10 milyonlarca dolarlık nakit ve mücevher rüşvet aldı. Bunlardan sadece 700 bin liralık saat meşhur oldu.

ALTIN YÜKLÜ UÇAK VE ÇAĞLAYAN…

Çağlayan rüşvetlere mukabil ne mi yaptı? Evvela İran devleti ve kurumları lehine hizmet sundu. Kara para aklama sisteminin diğer üyelerini belli türde aldatıcı işlemlerde bulunmaya teşvik etti. Onlara akıl hocalığı yaptı. Diğer üyeler tarafından sistemi uygulamak için atılan adımları onayladı ve sistemi rakiplerden ve denetlemeden korudu. Çağlayan’ın o günlerde Atatürk Havalimanı’nda mühürlenen altın yüklü uçağı nasıl Dubai’ye uçurduğunu bütün teferruatı ile yakında ABD’den öğreniriz.

Bakanlıklar maalesef bu kirli işler için kullanıldı. Böylece uçaklarla getirilen para ve altınlar örtbas ediliyordu. İran ambargoyu deliyor ve kaynak temin ediyordu. Türkiye’dekiler de rüşvetlerin hesabını tutmak için para sayma makinesi kullanıyordu. Devletin, milletin cebine de tek kuruş girmiyordu.

HALKBANK’I PARAVAN OLARAK KULLANMIŞLAR

Halkbank’ı da ateşe atan Süleyman Aslan’a gelince… İddianamede Halkbank genel müdürüyken İran hükûmetine hizmet sunduğu ve illegal işlemleri ABD’li makamlardan gizlemek için banka içinde özel bir ekip kurduğu belirtiliyor. Bu ekip Excel tablolarına girdikleri mamülleri İran’a ihraç edilmiş gibi gösteriyordu.

Karşılığında o da Çağlayan gibi on milyonlarca dolar rüşvet nakit para aldı. Ayakkabı kutularından bile 4,5 milyon dolar çıktığına göre rüşvetin tutarını tespit etmek kolay değil.

İddianamede Aslan’ın ABD Hazine Bakanlığı’ndan kişilerle yaptığı toplantı ve görüşmelerde bu işlemlerin hakiki niteliğini gizlediği bilgisi de mevcut.

HALKBANK CEZANIN ALTINDAN KALKAMAZ

Bütün bu iddiaların mahkeme tarafından tescil edilmesi halinde Halkbank’a kesilecek para cezası milyarlarca dolar olabilir. 17/25 Aralık’ta polislerin ‘Halkbank’ı batırmaya çalıştığını’ iddia eden aynı isimler, bakalım İran ile kurulan kirli ticarette paravan olarak kullandıkları Halkbank’a kesilecek milyarlarca dola para cezasını nasıl ödeyecek?

Halkbank’ın hal-i hazır idarecileri düne kadar Genel Müdür Yardımcılığı unvanına sahip Atilla’yı Genel Müdür emrine vererek Halkbank’ın cezadan kurtulacağını zannede dursun… ABD Mahkemesi bugünü değil 2010-2013 arasındaki şaibeli işlemleri mercek altına aldı.

ZEYBEKCİ’NİN HEZEYANI

Ekonomi Bakan Nihat Zeybekci, selefi sayılan Çağlayan’ın Türkiye’nin menfaati için çalıştığına dair sözlerinin ne manaya geldiğini bilmiyor olabilir mi? Bu kadar vahim iddialara mukabil ‘kol kırılsın yen içinde kalsın’ taassubu ile hareket edebilmek hususî bir zeka ve kabiliyet icap ettiriyor olmalı.

Türkiye’nin menfaati ne vakitten beri 700 bin liralık kol saatine indirgendi? Halkbank’ı bu işe karıştıranlar okyanus ötesinde yakayı ele verirken Türkiye’de devletin içine çöreklenmiş bu kirli yapıyı hukuk muvacehesinde kesip atmaya çalışan polis ve savcılar hâlâ devletin elinde esir.

SAVCILIK TWİTTER’DAN İLAN ETTİ: ABD’YE YALAN SÖYLEDİLER

Zaten davayı bakan New York Güney Bölgesi Başsavcılığı’nın Twitter hesabından paylaşılan mesaj, Türkiye’nin hal-i pür melalini ele veriyor. O tweet’in ekinde şöyle yazıyor: “Dokuz şüpheli, İran’a yapılan beyne’l-milel finansal transferler konusunda ABD hükûmeti yetkililerine yalan söylemekle suçlanıyor.”

Henüz hapise girmemiş olsalar da Çağlayan, Aslan ve Balkan için artık dünya açık bir hapishaneye döndü. Mallarına her an el konulabilir. Mahkûmiyet kararı çıkarsa ya teslim olacaklar ya da ömürlerinin kalan kısmını firarî olarak geçirecekler.

ZARRAB VE ATİLLA KİMLERİN İSMİNİ VEREBİLİR?

ABD’de mahpus ve haklarında 75 sene hapis cezası talep edilen Zarrab ve Atilla’ya gelince… 10-15 sene yatıp çıkmak istiyorlarsa konuşmaktan, itirafçı olmaktan başka çareleri yok.

Zira kendilerine avukatlar vasıtasıyla gönderilen ‘az kaldı, kurtaracağız onları’ mesajlarının ABD adaletinin nezdinde bir kıymet ifade etmediğini artık kabullenmiş olmalılar. Milyarlarca dolar kara parayı tek başlarına aklamadıklarına göre verecekleri her nevi malumat savcının dikkatini çekecektir. Konuşmaları an meselesi…

Rivayet muhtelif olmakla beraber adamın biri arkadaşından borç para almış. Ödeme vaktinin üzerinden hayli zaman geçtiği halde borcunu ödeyememiş. Borçlu, arkadaşını her gördüğünde mahcup oluyormuş. Her seferinde bahaneler bulmaktan bunalmış, uykuları kaçıyormuş. Bir gün arkadaşına, “Borcumu ödemiyorum. Bundan sonrasını sen düşün.” demiş. O günden sonra alacaklının gözüne uyku girmez olmuş…

Acaba Zarrab ve Atilla konuşunca kimlerin gözüne uyku girmez olacak?

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin