Yeşil top ve MihrIBAN

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Siyasal İslamcıların en büyük sıkıntılarından biri söylem ile eylem arasındaki farkın artık derin bir uçuruma dönüşmüş olmasıdır.

Söylemde ahlakı, Allah’ı namusu, vicdanı, sevgiyi kimseye bırakmayan bir siyasal İslamcı eylemde kin ve nefretten başka azık kullanmaz ne yazık ki.

Mağdurken eylemden uzak durduğu için, söylemiyle kimi zaman kendi mahallesinden olmayan kitlelerin de sempatisini kazanacak kadar evrensel değerlerden dem vurur.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

İş bu sebepledir ki, 28 Şubat döneminde yaşatılan haksızlık ve zulümlerde bugün kendisi iktidarı ele geçirdiğinde ötekileştirip düşman safına ittiği bazı kesimlerin de desteğini almıştı.

Onlarca, binlerce pratik yazabiliriz alt alta. Hepsi de siyasal İslamcının gücü eline geçirdiğinde eleştirdiği şeyden nasıl bin betere dönüştüğünü gösterir nitelikte olacaktır.

Bu anlamda kendine “Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanı” gibi enteresan ‘titr’ bulan Fahrettin Altun’un eşi benzeri bulunmaz bir hazine olduğunu düşünmekteyim.

Bilenler bilir vaktiyle içindekileri tutamayıp şöyle bir paylaşımda bulunmuştu Altun:

Siyasal İslamcı iktidarın ömrü neredeyse çeyrek asla yaklaşıyor. Bunun son on yılı tartışmasız ülkenin tek gücü olarak geçti.

Her şey ellerinde…

Para, iktidar, hukuk, eğitim, medya…

Buna rağmen geçen 20 yıla yakın bir zamandan beri kültürel hegemonyadan şikayetçi olmak ayrı bir talihsizlik olsa gerek.

Altun, bir çeşit bilinçaltına süpürdüğü ezikliği dışa vurmuştu o paylaşımda.

Oysa ellerini tutan kimse yoktu. Hiçbir engel yoktu önlerinde kültürel hegemonya kurabilmek için.

Beğenmediği komşu bahçeyi bile üç kuruşa kiralayıp adına geçirebilen bir güçten bahsediyoruz.

İstediğini terörist ilan edip hapse attıran, yüzbinlerce hayatı tek cümle ile karartan bir gücün, kültürel iktidarı elde edemediğini itiraf etmesi acziyetten değil eziklik ve yetersizlikten kaynaklanıyor olabilir ancak.

Bunun pratiğini ise Korona günlerinde ziyadesiyle görebildik.

Kendileri çok kızıyor ama 30 milyon TL harcadılar bir konser serisi için.

Sanatçı diye ortaya sürdükleri kitle, kendi iktidarlarına koşulsuz itaat eden bir takım kişiler.

İletişim Başkanlığı koordinasyonunda 23 Nisan’da 7 Tepeden 7 Kıtaya, 19-26 Mayıs’ta Türkiye’nin Kültür Hazineleri Sahnesinde Evde Bayram Konserleri AKP iktidarının kültürel kimliğinin dip koçanıydı.

Şöyle demişlerdi Erdoğan’ı pohpohlayarak süsledikleri sunum yazılarında:

“Ülkemizin ve milletimizin bu süreci en az etkiyle atlatmasına gayret gösterilmiştir. Bu süreçten en çok etkilenen sektörlerin başında gelen müzik sektörü de yalnız bırakılmamıştır. Bu kapsamda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla Kovid-19 ile mücadele tedbirleri nedeniyle evde kalmak zorunda olunan dönemde müzik camiasına destek amacıyla bir dizi konser etkinliği başlatılmıştır.”

İşin enteresan tarafı ise, internet kullanıcılarının Yotube’da kolaylıkla çok daha kaliteli ses ile dinleyebilecekleri şarkılar, çok kötü performanslar ile konser adı altında yayınlanırken bu konserlere ilginin oldukça düşük seviyede olmasıydı.

Bir dönem Türk hafif müziğine damga vurmuş Ajda Pekkan’ı canlı olarak hepi topu 350 kişinin izlediğini yazıyordu sosyal medya kullanıcıları.

Demet Akalın bet sesi ile Mihriban şarkısını adeta katlederken konser sonunda “üç aydır evde yatıyorum, boğaz buz gibi üşümekten, titremekten şarkı söyleyemedim” diyerek kendini savunuyordu ama  sanatçılar IBAN’larına ne kadar yatırıldığını sır olarak saklamayı tercih ediyorlardı.

30 milyon değil 30 bin liraya bile bir “playlist” oluşturup, özel çekimler ile çok daha parlak projeler olabilecekken, Saray’ın salgın başında IBAN ve milletten 10’lar toplayarak yaptığı birikimin ciddi bir bölümü bu tür saçmalıklarla çar çur ediliyordu ne yazık ki!

Bunun üzerine bir de Twitter’in aylardan beri takip ettiği 7 bin küsur AKP trolü hesabını ortamdan attığını açıklaması siyasal İslamcı cenahta şok dalgasına sebep oldu.

Twitter, Çin, Rusya ve İran’ın da benzer şekilde hükümet desteğiyle sahte hesaplar açıp rakip siyasi hareketlere ve muhalefete yönelik negatif algı oluşturduğunu tespit etmişti.

Bu ülkelerden hiç biri resmi olarak topa girmedi. Girmeleri de beklenemezdi, zira akılsızca olurdu.

Ancak Türkiye istisna yaptı.

Yine Fahrettin Altun’un başkanı olduğu Türkiye İletişim şeysi, bir açıklama ile hiçbir hukuki gerekçe olmadan, adeta yargısız infaz yapılarak binlerce hesabın kapatılmasını sansür olarak nitelendirdi.

Öyle enteresan bir açmaz işte.

Yüzbinlerce KHK’lıyı hiçbir delil, ispat, belge olmadan işinden eden, onbinlerce insanı hapse atan, fütömetre gibi hilkat garibelerini devlet sistematiği haline getiren zihniyet, hak, hukuk ve adaletten bahsediyor, özgürlüğü sakız ediyor, sansürden dem vuruyordu.

Eğer 20 yılı aşkın zamandır siyasal İslamcılar iktidarda olmasa Fahrettin Altun’un stratejisinin bir anlamı ve etkisi olabilirdi.

Ancak bu şekilde üstelik hiç düşünmeden ilerde kendilerini zor duruma düşürecek derecede topa girmesi, en az Yedi Tepe konserleri kadar fiyaskoydu hani.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin