Yeryüzünü dershaneye çevirelim

YORUM | CEMİL TOKPINAR

İman ve Kur’an hakikatlerini akıl, mantık, kalp ve duyguları tatmin edecek surette anlatan Risale-i Nur’u hakkıyla anlayıp istifade etmenin birçok yolu vardır. Bunlardan birisi, müşterek yapılan Risale-i Nur dersleridir. İman ve İslâm hakikatlerinin doyasıya müzakere edildiği bu sohbetlerden her şartta ve ortamda istifadeyi ihmal etmemek gerekir.

Derslere ilk gittiğimiz 1970’li yıllarda bu mekânlar “Erkâm’ın evi”ne benzetilirdi.  Hazret-i Erkâm (r.a.), İslâmiyetin ilk yıllarında Peygamberimizin (s.a.v.) ve ashabının toplanıp Kur’an okudukları ve irtibatlarını sürdürdükleri evin sahibiydi.

Bu mekânlar ile Erkâm’ın evi arasındaki benzetmenin sebebi, dış dünyanın bu harekete karşı soğukluğu ve bu tür toplanmaların karşılıklı bilgi edinmeye katkısıydı.  Ayrıca samimiyet, sıcaklık, hasbîlik, kardeşlik, sevgi, dayanışma bu iki benzer yerin ortak hususiyetleriydi.

“Allah’a göre en sevimli amel, az da olsa devamlı olanıdır” hadisinin manası, bu iman ve tefekkür sohbetlerinde de kendini gösteriyor; her gün veya haftada birkaç gün dağarcığına iman hakikatlerinden ekleyen kimse, yıllar sonra çok büyük bir ilmî potansiyele kavuşabiliyor.

Ayrıca buralar tanışma, kaynaşma, irtibatı devam ettirme, yeni hizmetleri planlayıp koordine etme noktasından benzersiz bir imkândır.  Sayısız faydaları bulunan müfritâne irtibatın en güzel yolu da bu tür beraberliklerdir.

Nuranî bir atmosfer, manevî bir sığınak

Bu iman ve Kur’an dersleri bir sığınaktır.  Cazibedar fitneleriyle ehl-i imanı Allah yolundan alıkoyan bin bir tuzaktan kurtaran nurani bir atmosfer, sağlam bir melce, eşsiz bir tahassungâhtır.

Meyve Risâlesinin Dördüncü Meselesinde izah edilen “en küçük dairedeki en büyük, en mühim ve daimî vazife” olan imanı kurtarma davasının kazanılmasına en büyük destek, yine bu Kur’an dersleridir.  Boş ve zararlı meşguliyetlerin şerrinden kurtulmanın yolu da, Allah için bir araya gelmelerdir. Yüce Peygamberimiz (s.a.v.), Allah için bir araya gelen iki kişiye, meleklerin onlar ayrılıncaya kadar dua ettiklerini belirtiyor.

Allah için onlarca kişi bir araya gelirse, dualar ve manevi destekler kat kat olmaz mı? Böyle bir topluluğa melekler kanatlarını germez mi?

“Dost” muyuz, “talebe” mi?

İman hakikatlerinin yazarı, kendisini ziyarete gelenleri “dost, talebe, kardeş” diye üç şıkta değerlendiriyor. Burada kardeş ve talebenin özelliğini anlatırken, “îmânî eserleri kendileri yazmış gibi sahip çıkmaları ve hayatının en mühim vazifesini onların neşri bilmeleri” şartını koyuyor.  İşte bu şartların gerçekleşmesine mühim bir vesile de iman ve Kur’an dersleridir. Bunlara imkân nispetinde gereken ehemmiyet verilmezse, bırakın kardeş ve talebe olmayı, “dost” bile olamayız.

İman hizmeti, her türlü meşguliyetin üzerindedir.  Nurani dersler de “en büyük iş”tir. Bunun için nefsimizin birtakım basit engelleri bahane etmesine meydan verilmemeli, “İşim var” diyen nefse “Ders, en mühim iş değil mi?” diye sorulmalıdır.

Biliyorsunuz, programlar en mühim işe göre ayarlanır.  En mühim iş için ayrılan bir güne, başka meşguliyetler denk getirilmez. Allah yolunda yapılan iman dersinden daha mühim hangi iş vardır ki, ona engel olabilsin?

Unutmayalım ki, bu sohbetler dünyada bizim için en kıymetli ve tatlı hatıra, ahirette de en güzel manzaralar olarak karşımıza çıkacaktır.

Günlük programı hazırlarken, “İşim olmazsa derse giderim” demek yerine, işimiz çıkarsa, “Benim sohbetim var” demek gerekir. Bazen hastalık, yorgunluk, uykusuzluk, misafirlik derse mazeret gösterilir. Oysa çok ağır hasta değilsek, yine iştirak edelim, ders şifa olur; eğer yorgunsak dinlendirir. Dersin cazibesiyle hastalığı, uykuyu, yorgunluğu unuturuz.

5-10 dakika dahi olsa önemlidir

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’u birlikte okumanın önemini anlatırken şöyle bir yöntem tavsiye ediyor:

“Her bir adam eğer hanesinde dört beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük medrese-i nuriyeye çevirsin.  Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç dört zat birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir medrese-i nuriye ittihaz etsin. Hiç olmazsa, işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakika dahi olsa Risale-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevaplarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlâs Risalesinde yazılan beş nevi ibadete de mazhar olurlar.  Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini temin hususundaki adi muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir.” (Emirdağ Lahikası)

İçinde bulunduğumuz süreçte birçok düzenli hizmet programları aksadığı için iman derslerinde de ciddi ihmaller meydana geldi. Hâlbuki Üstad Hazretleri hapisteki ağır şartlarda bile Risale-i Nur’un yeni bölümlerini yazmayı ve okutmayı ihmal etmemiştir. Her şeye rağmen aile fertleriyle veya birkaç arkadaşla bile olsa bir araya gelip Risale-i Nur okuyup müzakere etmeyi sürdürmek çok önemlidir. Bunun en azı beş on dakika olduğu gibi mümkün oldukça artırmak istifademizi ziyadeleştirir.

Bunun için uygun bir ortam ve zaman kollamak, bazı engellerin kalkmasını bekleyerek iman sohbetlerini ertelemek, nefis ve şeytanın bir bahanesidir ve bize çok şey kaybettirir.

Özellikle yaşadığımız sürecin ağır şartlarını fırsat bilen şeytan, bizim ve çocuklarımızın aklına, kalbine çok tahripkâr fitneler, evhamlar, soru işaretleri atar. Oysaki tüm evhamların ve soruların cevaplarını bulabileceğimiz ilim hazinesi elimizin altındadır.

 

Risale-i Nur, bereket ve ferahlık vesilesidir

İçinde bulunduğumuz ortamda insanın moralini bozan, canını sıkan maddî ve manevî pek çok olumsuzluk yaşıyoruz.

Haktan yana olmanın, dünyayı değil ahireti tercih etmenin ağır bedelini öderken çekilen acılara bilhassa hanımlar ve çocuklar tahammül etmekte zorlanabiliyor. Geçim sıkıntısından depresyona, çevreye uyum zorluklarından değişik mahrumiyetlere kadar ciddi sıkıntılar var. Bunların çözümü için de Risale-i Nur hizmetiyle meşgul olmak çok önemlidir.

Üstad hazretleri bu konuda yaşadığı tecrübeyi şöyle anlatıyor:

“Ben pek kat’î bir surette ve bine yakın tecrübelerim neticesinde kat’î kanaatim gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki: Risale-i Nur’un hizmetinde bulunduğum günde, o hizmetin derecesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maişetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum. Hem orada iken, hem burada çok kardeşlerimden aynı haleti hissettim ve ediyorum. Ve çokları itiraf ediyor ki, ‘Biz de hissediyoruz’ derler. Hatta size geçen sene yazdığım gibi, benim pek az gıda ile yaşadığımın sırrı, o bereket imiş.” (Kastamonu Lahikası)

Çocuklarımızı ve gençlerimizi de teşvik edelim

Bazı kimseler haklı olarak okumak istediklerini, ancak anlamakta zorlandıklarını söyleyebilirler. Güzelce okuyup anlamanın yolu da yine bir araya gelip okumaktır. İman ve marifetini artırmak ve Kur’an hakikatlerini anlamak için bir araya gelinen ders ortamına manevî feyiz ve sekine iner, yepyeni manalar açılır, anlamanın da ötesinde derinleşmeler olur. Risale-i Nur sadece ilimler hazinesi değildir. Aynı zamanda manevî feyiz, huzur, itminan, aşk, şevk, teslimiyet ve inşirah vesilesidir. İşte samimî ve hasbî bir şekilde toplanan, sırf Allah’ın rızasını tahsil etmek için kardeşçe bir araya gelen kimselere Cenab-ı Hak, hiç umulmadık ikramlarda, lütuflarda ve ihsanlarda bulunur. Belki bu da hizmetin ve samimiyetin kerametidir.

İman sohbetlerine çocuklarımızı ve gençlerimizi de ortak edelim. Bugün her çocuğun elinde bir cep telefonu var. Sınırsız bir şekilde oyun oynamakla, video izlemekle olumsuz etkilenecekleri gibi, herhangi bir feyiz ve nur elde edemezler. Oysa onların da gönlüne girerek, tatlı ve teşvik edici tavrımızla birlikte otorite ve disiplini de kullanarak iman derslerini verebilirsek bugünlerini ve geleceklerini aydınlatacağımız gibi ahiretlerini de kurtarmış oluruz. Aksi halde insanlığın ıslahını kendisine vazife bilmiş bir kimsenin, henüz çocuğunu ıslaha yeterince gayret göstermemesi ne kadar acıdır.

Risale-i Nur dersinin en verimlisi bir araya gelerek yapılır. Ancak bu mümkün değilse, Skype ve Whatsapp gibi teknolojik yöntemlerle farklı yerlerdeki insanların birlikte ders yapmaları mümkündür. Böylece koca yeryüzü bir dershane vaziyetini alabilir.

2 YORUMLAR

  1. 16-14 ve 7 yaşlarında üç kızım var. Büyük kızımda namaz iyice oturdu. Ufaklıkla daha yeni başladık- düzenli olarak akşam namazını kılıyoruz,tesbih ve duayla sonlandırıyoruz-. Diğer vakitlere başlamadık daha. İnşallah hem sevgisi hem de vakitler artarak devam eder.
    Asıl sorum 14 yaşındaki kızımla ilgili. Onda namazı alışkanlık haline getremedik. Sevdiremedik mi bilmiyorum. Eşim ve ben hiçbir namazımızı aksatmadık. Yolculuklarımıza, günlük işlerimize, randevularımıza,…hep namaza göre yön verdik. Eşim sık olmasa da cemaatle namaz kıldırır bana ve kızlarıma, ardından tesbihat ve kısa bir namaz sohbeti yapar.Elimden geldiğince namazla ilgili kitaplar da okutuyorum. Ama olmuyor bi türlü. Sabah namazına kaldırıyorum mesela, abdest almıyor -almış gibi yapıyor- sonra namazını iki dakkada bitiriyor veya oturup tahiyyatta kılmış gibi yapıyor. Diğer vakitlerde de hatrlatmazsam hiç kılmıyor. Şaşırdım kaldım ne yapacağımı.
    Öncelikle tavsiyelerinizi bekliyorum.
    Sonra da elinizdeki namaz kaynaklarını daha ayrıntılı paylaşmanızı rica ediyorum. Hani diyorsunuz ya pek çok yol var. Görseller, sohbetler, filmler, kitaplar, verdiğiniz teşvik edici örnekler, espriler…
    (Biz yurtdışında yaşıyoruz yedi yıldır. )

  2. Değerli hocam. Allah razi olsun. Yazılarınizdan istifade ediyoruz.
    Ben sizden bir soru rica edeceğim.
    Bir ideal toplantı kaç saatlik olmali.
    İkincisi bunu biliyorum ve büyüğümüz de aynı şekilde yapıyor “Dua ile veya kuran ile” başlamak gerkiyor.
    Ama bazen biz bir toplantıda 8 saat veya 10 saat dan fazla oturuyoruz. Be çoğu zaman siz bilirsiniz ne zaman oturduğumuzu!! Bir idea toplantı kaç saatlik olmalı üzerinde görüşünüzü alabilirmiyiz?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin