“Yargı darbesi”nde hâkim- savcılara sorulanlar!..

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Bu zor zamanlarda gazeteciliğin hakkını vermeye çalışanlar Âdem Yavuz Arslan, Tr724’deki “Tankları yola çıkmadan gören savcı!” başlıklı son yazısı önemli hususlara işaret ediyor. ’15 Temmuz kahramanı’ denilen ama şimdilerde ‘çete’ kurmaktan hakkında soruşturma açılmış bulunan Yargıtay üyesi Ömer Faruk Aydıner ile ilgili başka önemli detaylar veriyordu gazeteci Arslan.

Aydıner’i de konu alan “Üç yargı mensubu üzerinden Türk yargısı” başlıklı yazımıza atıfta bulunan Arslan, Aydıner’in Çatalca Adliyesi’nden yazdırıp emniyete yolladığı gözaltı talimatını paylaştıktan sonra, haklı olarak şunu soruyordu:

“Bugünün Yargıtay üyesi Aydıner daha ortada bir şey yokken, Erdoğan’ın eniştesi henüz Erdoğan’ı aramamışken, Boğaz Köprüsü’ne askerin çıkmasına bir buçuk saat varken darbe olduğuna karar verip göz altı emrini nasıl yazdırmış olabilir?”

Daha önceleri “Darbe öncelikle yargıya yapıldı!” başlıklı 2 bölümlük yazı dizimizde, yeni bir rejimin inşasında nasıl ve neden öncelikle yargının hedef alındığını gözler önüne sermeye çalışmıştık… Gazeteci Arslan’ın da yazısında konu aldığı gibi, yargıya darbe için de “kullanışlı yargı mensupları’’na görev verilmişti. Aydıner ise bunlardan sadece birisi idi.

İçinden bulunduğumuz bu durum, tam da Pir Sultan Abdal’ın 16. yüzyılda Osmanlı döneminde söylediği gibi;

“Demiri, demirle dövdüler;

Biri sıcak, biri soğuktu… 

İnsanı, insanla kırdılar;

Biri aç, biri toktu.”

**

Bu yazımızda apar topar gözaltına alınan binlerce hâkim- savcıya darbe sonrası sorulanları nazarlara vermeye çalışacağız.

15 Temmuz’un devamında, hukuka aykırı olarak oluşturulan fişleme listeleri ile görevinden uzaklaştırılıp gözaltına alınan hâkim ve savcılara yöneltilen suçlamalar ve ifadeleri sırasında kendilerine sorulan sorular, yapılan hukuksuzluğu açıkça ortaya koyuyor.

Savcı Serdar Coşkun’un Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yazdığı yazısından ve HSYK 2. ve 3. Daire kararlarından da anlaşıldığı üzere gözaltına alınıp tutuklanan tüm hâkim ve savcılar; “Darbe Girişiminde Bulunmak ve Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” suçlamaları ile muhatap oldu. Benim gibi, darbeden aylar önce ihraç olmuş ve yurt dışına çıkmış olan yargı mensupları bile bu suçlamanın ve yargılamanın muhatabılar şu anda…

Bu karar ve yazılarda; listede ismi yer alan hâkim ve savcıların, “Üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesini oluşturabilecek mahiyette somut delillerin varlığından”, hatta “bu suçları işledikleri” ifade edildi.

 

Oysa ki onlar, yıllarca ülkede hakimlik savcılık yapan, bırakın silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasını, idari yönden disiplin cezası ile dahi muhatap olmamış, parmakla gösterilen ve mesleğini en iyi yapan kişilerdi… acaba bu insanlar ne yapmışlardı da bir anda “Darbeci ve terörist” olmuşlardı?!..

AKLA ZİYAN SORULAR!

15 Temmuz’da ve devamında ülke genelinde gözaltına alınan hâkim ve savcıların hepsine harfi harfine aynı sorular yöneltildi. Bunlar sadece fişlemelere, dedikodulara veya aynı yerde çalışan meslektaşını sorgulayan kişinin bildiği şahsi bilgilere dayalı sorulardı.

İşte o sorular:

“1- Üniversite hazırlık sırasında dersaneye gittiniz mi gittiyseniz hangi dersaneye gittiniz?

2- Eğitimiz sırasında nerede kaldınız​?

3- Çocuklarınız hangi okullarda eğitim gördü/görüyor ve eğitim sırasında dersaneye gitti mi? Gittilerse hangi dersaneye gittiler?

4- Çocuklarınız eğitimleri sırasında nerede kaldı/konakladı?

5- Geçmişte cemaate ait evlerde, yurtlarda kaldınız mı?

6- FETÖ/PDY’ye ait evlerde ve yurtlarda sohbet adı altında yapılan görüşmelere katıldınız mı? Katıldıysanız bu sohbetlerde hükümet aleyhine bir konuşmaya tanık oldunuz mu? Siz de bu konuşmalara iştirak ettiniz mi?

7- Bu grup tarafından organize edilen yurt içi ve yurt dışı gezilere katıldınız mı?

8- Eşiniz eğitimi sırasında hangi okullarda okudu?

9- Eşiniz ve kardeşleriniz FETÖ/PDY’ye ait herhangi bir ev veya yurtta kaldı mı? Dershanelere gitti mi?

10- Geçmişte veya halen herhangi bir gazete, dergi vb. yayın aboneliğiniz oldu mu olduysa hangi yayınlar?

11- Bankada paranız var mı? Varsa hangi banka? Geçmişte işlem yaptığınız banka ve finans kurumları hangileri?

12- FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu düşünülen yurt içi veya yurt dışı banka veya finansal kuruluşlara herhangi bir para transferi yaptınız mı? Herhangi bir öğrenci, kurum ve kuruluşa burs ya da himmet ya da başka bir isim altında bağış ve yardımda bulundunuz mu? Bulunmuş iseniz banka ya da kanaldan teslim ettiniz?

13- Üniversite bittikten sonra meslek sınavlarına hazırlık sırasında herhangi bir dershaneye gittiniz mi? Herhangi bir eğitim programına katıldınız mı? İsimleri nedir?

14- Geçmişte herhangi bir askeri lisede okudunuz mu?

15- Hakimlik eğitimi sırasında Hâkim Eğitim Merkezinde veya Adalet Akademisinde sınıf temsilciliği veya albüm kurulu üyeliği yaptınız mı?

16- Hangi tarihlerde, hangi yerlerde, hangi ünvanlarla görev yaptınız? Ünvanlı görevlere atanırken talebiniz var mıydı? Re’sen mi?

17- HSYK’dan Teftiş Hal Kağıtlarını istediniz mi? İstediyseniz notlarınız nasıl? Teftişe gelen müfettişler kimler?

18- Meslek sırasında yurt dışına eğitim, dil öğrenimi veya mesleki ziyaret kapsamında gönderildiniz mi? Gönderildiyseniz hangi tarihlerde ve ne kadar süreyle gönderildiniz?

19- FETÖ/PDY’ye ait dernek, yurt veya evlere dini duygularla da olsa kurban veya bağış adı altında herhangi bir yardımda bulundunuz mu?

20- Bu yapılanmanın illegal bir yapılanma olduğunu farketmediniz mi? Farkettiyseniz ne zaman farkettiniz?

21- Bu illegal yapılanmanın sizinle bir teması oldu mu? Sizden herhangi bir talepleri oldu mu? Olduysa bu talepleri size kim iletti? Bu doğrultuda bir çalışmanız oldu mu? Talebi yerine getirdiniz mi?

22- (2014 yılı) HSYK seçimlerinde seçim sonuçlarının belirlenmesi ve oy sayımı sırasında;

  1. a) Sandık mahallinde bulundunuz mu?
  2. b) Müşahitlik yaptınız mı?
  3. c) Kamera çekimi yaptınız mı?

23- Geçmişte DGM’lerde, Özel Yetkili Mahkeme ve Savcılıklarda ve de TMK 10. Madde ile görevli mahkemelerde görev yaptınız mı?

24- 15 Temmuz 2016 akşamı yapılan darbe girişiminden ne zaman haberdar oldunuz? Darbe girişiminde bulunulacağı hususunda darbeden önce size herhangi bir bilgi verildi mi? Bu konuda bir imada bulunuldu mu? Bilgi verildiyse veya imada bulunulduysa kim verdi veya bulundu?

25- Darbe sonrası için size herhangi bir görev teklifi yapıldı mı? Yapıldıysa kim yaptı?

26- TCK 221/3 maddesindeki “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.” hükmü dikkate alınarak bu maddeden yararlanmak ister misiniz? Bu çerçevede verilecek bilgileriniz var mı?

27- Hakimlik, savcılık sınavları sırasında FETÖ’ye mensup kişilerce tertip edilen kamplara katıldınız mı? Size soru ve cevapları ezberletildi mi?

28- HSYK seçimleri döneminde sözde bağımsız listedeki adayların nasıl tespit edildiği hakkında bilginiz var mı? Bağımsız aday görünen adaylarla seçim döneminde birlikte hareket ettiniz mi? Özellikle cemaate mensubiyeti konusunda kuvvetli emareler bulunan Hâkim ve C. Savcıları ile HSYK seçim döneminde birlikte hareket ettiniz mi? Birlikte hareket ettiyseniz nedeni?

29- İsminiz neden HSYK 2. Dairesinin kararında yer alan listede yer alıyor? Bu konuda bir fikriniz var mı?”

**

Sorulan sorular dikkatle incelendiğinde;

– Darbe girişiminde bulunan askerlerden önce, darbe gecesi ve darbe girişimi devam ederken, daha gün aydınlanmadan ismi internet ve televizyonlarda boy boy ilan edilen, bir anda terörist ve hain ilan edilen hâkim ve savcılara yöneltilen sorulardan, aslında herşeyin bir yalan ve algı operasyonundan ibaret olduğu anlaşılacaktır.

– Sorularda HSYK 2. Dairesinin kararında veya Ankara Savcısı Serdar Coşkun’un yazısında ifade edilip vurgulandığı “kuvvetli suç şüphesi” oluşturacak veya doğrudan suçlu kabul edilmelerine netice verecek bir tek “somut delil” ortaya konulmamış. Yargı mensuplarının o sorgulamalarında hiçbir eylem tanımlaması yapılmamış, somut hiçbir şey sorulmamıştır. Bu durum, gerçekte hiçbir şeyin olmadığını ortaya koymaktadır.

– 2016 yılı 15 Temmuz’unda gerçekleştirilen bir darbe girişimi ile ilgili olarak 2014 yılında yapılan HSYK seçimi ile ilgili sorular sorulmuştur. Bu konudaki sorular da asıl amacı açık etmektedir:

Muhaliflerin ortadan kaldırılması ve sindirilmeleri!

– Darbe veya silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması ile muhatap olan ve yıllarca hakimlik savcılık yapmış birisine kendisinin, eşinin, kardeşlerinin veya çocuklarının okudukları okulların sorulması yapılan işlemlerin arkasındaki korkunç saikı ortaya koymaktadır. Nitekim TCK 76 maddesine göre:

“Bir planın icrası suretiyle, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yokedilmesi maksadıyla” belirli bir kısım suçların işlenmesi “Soykırım” suçunu oluşturmaktadır. İşte bu sorularla, ilgili hâkim ve savcının belli bir gruba aidiyeti tespit edilmeye çalışılmakta… Yani bu “bir ön ayıklama” işlemidir.

– Sorularda; üzerlerine atılı suçla ilgili yer, zaman mekân veya kişi bilgisi içeren hiçbir bilgi belge yoktur.

– Sorulan sorular; iş başvurusunda veya anketlerde sorulabilecek mahiyette sorulardır.

– Soruları yönelten savcının elinde hiçbirşey olmadığı, sorular üzerinden ilgili hakim savcı aleyhine delil elde etmeye çalıştığı ortadadır.

– Darbe girişiminde bulunmak ve silahlı terör örgütü üyeliğinde bulunmakla suçlanan hâkim ve savcıya “kendisinin, kardeşlerinin, eş ve çocuklarının yıllar önce gittiği veya halen gitmetke olduğu okul, dersane, kaldığı/kaldıkları yurt, ev, abonesi olduğu/oldukları gazete, dergi” sorulmuştur. Bu da asıl niyeti ortaya koymaya kafidir.

– Sorular arasında oldukça dikkat çekici ve “bu nasıl bir saçmalık!” dedirtecek olanı: “Adalet Akademisi ve Eğitim Merkezinde sınıf temsilciliği veya albüm kurulu üyeliği yaptınız mı?”

Bırakın Türkiye’yi, dünyanın her yerinde ilkokul seviyesinden itibaren sınıf başkanlığı (sınıf temsilcisi de denebilir) seçimi/ataması yapılır ve bu öğrenci/kişi arkadaşları adına okul/eğitim kurumu yönetimi ile muhatap olur. Albüm Kurulu üyeliği de ülkemizde artık ilkokul seviyesinden itibaren, okul hatırası olarak  albümler oluşturulmaya, bunun içinde bir kısım öğrencilerin albüm kurulu üyesi olarak yine öğrenciler tarafından seçilmesi uygulaması yapılmaktadır. Bu sorularla suç delili elde edilmeye çalışılması, soruları soran savcının içinde bulunduğu acziyeti, sorularla muhatap olan yılların hâkim ve savcısının içine düştüğü şaşkınlığı ve çaresizliği ortaya koymaktadır.

– Son soru da oldukça dikkat çekici: “Madem darbeci değilsin, silahlı terör örgütü üyesi de değilsin; o zaman bu listede ismin ne arıyor?”

Bu soruyu, bir kısım başsavcılıklar gözaltı işlemi devam ederken sorunun asıl muhatabı olan HSYK ve Ankara Başsavcılığına sormuşlar ve bilgi ve belge istemişler ancak cevap alamamışlardır. Çünkü olmayan delil bilgi veya belgenin gönderilmesi de mümkün olmamıştır… Bu kez soruyu gözaltına alınan hâkim ve savcıya sorma yoluna girmişlerdir. Bu konudaki acziyeti ve ahlaksızlığı yorumlayıp açıklayacak kelimeler henüz dünya dillerinde yoktur!…

DUVAR YIKILINCA…

Geçenlerde Erdoğan, Nobel Ödülü almış Orhan Pamuk’u kast ederek, “Türkiye’den kalkmışlardır teröriste ödül vermişlerdir” demişti… Bununla ilgili olarak da Gazete Duvar’dan Murat Yetkin:

“Orhan Pamuk’un terörist ilan edilmesi, hepimizin edilebileceği anlamına geliyor” demiş ve eklemişti: “Bu kabul edilebilir bir durum değil.”

Hele de hele!

Binlerce yargı mensubunun ve yüz binlerce diğer KHK’lının bir gecede ve bir anda “terörist” ilan edilmesini “kabul edilebilir” bulunmuştu ama!

Eh, terörle yargılanması gereken kişileri tepede tutarsanız, ülkenin hepsi de böyle potansiyel terör şüphelisi haline gelir işte!.. Çünkü adaletsizliğin önünde set olabilecek yargı erki duvarı yıkılınca bent aşılmış olur. Ve taşan “arsız akın” önüne çıkanı süpürüp götürmeye başlar.

Neyse, geçte uyananlara -İngilizlerin dediği gibi-, “Good morning after supper.” diyelim bizde… (Bizdeki “Uyan da balığa gidelim” ya da “Geçmiş bayramın mübarek ola” gibi…

Yeri gelmişken antrparantez şunu da ekleyeyim:

Nobel tarihi boyunca sadece 2 Türk’e Nobel Ödülü verilmiş ve onlara da “devletin başı” ve “şahsı” tarafından terör şüphelisi muamelesi yapılıyor ya… Hala bu ülkede bilim, sanat yapılabileceğini iddia edenlere ithaf olunur. Erdoğan’ın atadığı rektörlerin atıf yapılamayan “bilimsel” makalelerini de hatırlatayım.

Adaletin olmadığı yerde can ve mal güvenliği olmayacağı gibi bilimsel ve sanatsal gelişme de olamaz. Can korkusu; malı da canı da, sermayeyi de, beyni de kaçırır. Ne diyor hükümetin gizli ama büyük ortağı Doğu Perinçek: “Türkiye’nin önündeki 40 yılı sigortaladık. En az 40 yıl Türkiye’yi yönetebilecek bir gençlik yetiştirdik.”

Metin Balkanlıoğlu’nun hemen darbe sonrası dediği gibi diyelim o zaman:

Ganimettir, tepe tepe kullanın, hayrını görün!”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin