Kasımpaşa

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Kasımpaşa’da sıradan bir gün.

“Ba-ba-ba-bah! Geliyo olum, geliyo la!” dedi. Demesiyle beraber, ta uzaklardan, ışıklar saçan kara bir yılan gibi süzüle süzüle gelen makam aracı konvoyunu gördü. Sevinçle yerinden zıpladı. Yanındaki küçük oğlunu önce öptü, sonda onu omuzlarına aldı. “Gördün mü len?” diye sordu. Aldığı cevaptan memnun olmayan bir yüz ifadesiyle: “Len oğlum, yola bak len yola!” diye üsteledi. O arada sağdan soldan insanlar kaldırıma doluşmaya başladı. Kalabalık birbirini iterek, artık iyiden iyiye belirginleşen cumhurbaşkanlığı forslu siyah Mercedes marka arabayı daha net görmeye, mümkünse fotoğrafını çekerek, bu tarihi günü ölümsüzleştirmeye çabalıyordu. Çocuk utana sıkıla babasına “Çişim geldi be!” dedi. Adam beyninden burulmuşa dönmüş bir tepkiyle, çocuğu hışımla omzundan indirip, sonra hiç bırakmadan, koltuk altlarından tutmuş şekilde sarsarak “Tut lan tut! Eşeğin sıpası! Evden çıkarken çişini yap demedim mi sana!” diye azarladı. Sonra onu öylece bırakıp, on saniye önceki mutlu yüz ifadesiyle, artık daha da yaklaşmış olan kafileyi izlemeye devam etti. Öncü motosikletli polisler, ardından sivil polis araçları, derken başka çakarlı sivil araçlar, yüzlerce araç önünden geçerken, gözlerinin dolduğunu hissetti. Ya ne muhteşem bir gündü bu be! Sağdan soldan koşan kadınlardan bazıları çığlık atıyor, haykırışları birbirine girmiş kalabalığın alkış sesleri ve ıslıkları yeri göğü inletiyordu. Çişi gelen küçük çocuk babasının gömleğinden tutmuş çekiştirirken, seninkinin umurunda değildi. Ufak şeyler için bu anın büyüsünü bozmaya kimsenin gücü yetmezdi. Derken küçük çocuk olayların seyrini değiştirecek cümleyi kuruverdi: “Baba, kakam geldi!”.

Eve vardılar. Dip odadan bir bebek ağlaması geliyordu. “Öf be! Öf!”. Ortanca çocuk kız. Babasını görünce heyecanla “Baba!” diye kollarını açarak ona doğru koştu. O arada karısı mutfaktan çıktı, “Ekmek aldın mı?” diye sordu. “Ne ekmeği be! Ne ekmeği!” diye elleri unlu üzerinde önlük, kan ter içindeki kadını azarları. Küçük kız doğru annesine doğru yönelerek ona sarıldı. Annesinin onu saran koluyla beli arasından başını çıkartıp, babasına baktı. Karısı “E birazdan sofrada ekmek yok karnım doymadı deme, oldu mu!” dedi. O, duymamış gibi “Memleketin reisi gelmiş, kadının derdine bak be!” diyerek söylenmeyi sürdürdü. Sonra içeri geçti. Oğlan o arada tuvaletten annesine seslendi: “Anne, bitti!”. Kadıncağız tuvalete yöneldi. Tuvaletin kapısının önünden göz ucuyla salona baktı. Kocası camda güler yüzle, elide cep telefonu, artık neredeyse görünmez olmuş konvoyun ardından bakakalmış öylece duran kalabalığın fotoğraflarını çekiyordu.

Sofrada bulgur pilavı, yeşil salata, duru ayran, az yoğurt. Ekmek yok tabi. Derken ağzındaki büyük lokmayı fazla çiğnemeden yutan adam, ayrandan bir yudum aldı. Sonra “Reis bizim mahalleden geçti! Vay be! Vay ki vay!” dedi. Kadın: “Geçerken paket torba bir şey dağıttı mı, ondan haber ver!” deyince, adam siyasetten hiç anlamadığı belli olan karısına “Ya hatun, seçim mi var ya’ Az kafanı çalıştır!” deyince, işini bitirip rahatlamış oğlan, babasını taklit ederek, annesine “Az kafanı çalıştır!” deyince, kadın olanca hışımla oğlana bir şaplak indirdi. Sarsıntıyla rahatsız olan kucağındaki bebek, ağabeyiyle beraber ağlarken, adam bu olan biteni hiç görmemiş gibi gülümseyerek anlatmayı sürdürdü. “Arabadan bize doğru bir baktı. Ama nasıl baktı, anlatamam. Adeta göz göze geldik” dedi, sonra devam etti: “Gelecektin. Gel dedik sana! Az söz dinlesen! Ya bak, bir daha nerde göreceksin öyle yakından reisi? Anlatamadık ki sana!” deyince, kadın: “Görünce ne olacak, et mi dağıtacak? Karnımızı mı doyuracak? Kart borcumuzu mu ödeyecek?” diye kinaye yapınca seninki sinirlendi. “Devletim bana ne verebilir diye düşünme! Ben devletime ne verebilirim diye düşün!” dedi. Kendisiyle gurur duyuyordu. Bol soğanlı bulgur susatmış olacak, bir bardak suyu hızla devirip, sonra usulca “Yarabbi şükür!” dedi. “La hatun! Şükret be! Bir defa da şükret!” diye konuya girecekti ki, karısı “Boyu devrilesice! Halimize baksaydı geçerken de biraz bize acısaydı bari. Neye şükredeyim! Her gün makarna-pilav-bulgura mı?” derken, adam “Kes lan! Terörist gibi konuşma!” diyerek onu susturdu.

O arada televizyonda mal varlığı bilmem ne, birileri bir şey anlatıyordu. “Herkes cumhurbaşkanımızın mal varlığını biliyor.” Televizyondaki bıyıklı ve gözlüklü esmer adam devam etti, “Cumhurbaşkanımızın mal varlığı bellidir!”. “Helal olsun sana be! Helal olsun arkadaş! Adam gece gündüz vatan millet ve ümmet için çalışıyor, bunların gözü hala adamın malında mülkünde!” diye söylendi. İçinden “Keşke ekmek alaymışım be. Soğanın yanına iyi giderdi şimdi” diye düşünürken, bir sonraki haber başladı. Adam “Yerli otomobilde flaş gelişme” haberine ilişkin ayrıntıları öğrenirken, Alman ve Amerikan otomotiv sektörlerinin Türkiye’yi nasıl kıskandıklarına ilişkin yorum, canını sıktı. “Ulan aynı havaalanında olduğu gibi, Almanlar yine çıldırmış bilader!” dedi. Mültecilerin kuzey Suriye’de TOKİ tarafından yapılacak evlere yerleştirileceğine ilişkin haberi dinlerken, apartman boşluğundan içeri gelen küf kokusunu düşünerek “Yahu bir de buraya el at be TOKİ!” diye kurdu. Ama bir şey demedi. Karısı gibi terörist nevi konuşmanın âlemi yoktu! Tabi TOKİ bu mahallelere de bir el atsa fena olmazdı. Fakat camideki hutbede imamın dediği gibi, tevekkül, önce tevekküldü! “Ya biz dileyelim içimizden de, reisim bir şekilde nasip eder belki!” düşüncesiyle, duvara baktı. Duvardaki gülümseyen reis portresi, tatlı ve müşfik bir tebessümle kendisine bakıyordu.

Akşama kahvede arkadaşlarıyla okeye oturdular. Çaylar geldi, sohbet başladı. Okul arkadaşları, kuaförcü çocuk, İsmet amcanın büyük oğlu, kırtasiyeci Tayfun, taksici Mıstık, pimapenci Fiko falan herkes ağırdan ne olacak memleketin hali tartışmasına girdiler. “Ulan Fiko, daha geçen gün ölene kadar oyum Tayyip’e demiyor muydun lan, dönek!” dedi. Fikret istifini bozmadan “Olum dükkanı kapıyorum dükkanı! Batırdı bizi bu!” deyince, bizimki televizyondan duyduğu analizi hatırlayıp “Dönemsel kardeşim bu. Durgunluk var dünyada! Zaten sürekli bize operasyon çekiyorlar!” diye başlamışken, Mıstık sözünü kesti. “Olum uyan lan uyan be! Lan oğlum dört aydır işsizsin, ona elli buna yüz elli uçan kuşa borcun var!” diye yüklenirken, Tayfun “Lan borç deyince, okullar açılırken veresiye verdiğimiz defterin kalemin parasını alalım artık bilader!” deyiverdi. Masada bir sessizlik oldu. O arada İsmet amca geldi. Oğlu Tayfun’a “Sezai’yi de almışlar” dedi. “Ya baba, Sezai’nin alakası yoktu ki cemaat bilmem ne! Ya çocuk bildiğin Allahsız!” deyince, Fiko lafa girdi: “Ulan olum manyak gibi konuşma! Sanki mahalleden aldıklarının çok mu alakası vardı Cemaat’le” dedi. Bizimki taviz vermeden: “Olum sosyal medyanın gazına gelmeyin. Suçsuzsa mahkemede ispatlar suçsuz olduğunu!” gibilerinden mırıldanırken, İsmet amca gürledi: “Yarın seni de alırlarsa aynını diyecen mi namussuz!”

Akşam eve geldi. Herkes uyuyordu. Yufkacı Mehmet abi Gülseren apartmanının kapıcılığı için yaptığı müracaatın sonuçsuz kaldığını söylediğinden beri boğazında bir yumru peyda olmuştu. Gargara yaptı. Çocukken aynı duygu olduğunda, ilk cinsel bilgilerini aldığı sapık tüpçü Yunus abinin söylediği “Kolayla gargara yap olum! Kaş peyda olmuş boğazında. Onu öldürmen lazım! Tavsiyesi aklına geldi. Buzdolabını açtı. Litrelik kolayı kafasına dikti, az içti, sonra ağzına doldurup sağlam bir gargara yaptı. Fakat yumru girmedi. Ya, ne yapacaktı be şimdi! Televizyonu açmaya karar verdi. Televizyonda onun sesini duyunca önce irkildi. Derken sabahki konvoyu, pencereden onunla göz göze gelişini, kalabalığı ve reis şarkılarının tüylerini nasıl diken-diken ettiğini hatırladı. Olsundu be! Olsundu! Bu vatan var ya bu vatan! Bu bayrak! Bu ümmet! Bu ümmetin lideri! Bu topraklar var ya bu topraklar! Sonra başka bir kanala geçti. Amerika var ya Amerika! Ulan işte yok mu şu Fransızlar! Bak İsrail’e, Yahudilere? AB sana söylüyorum, ey AB! Kafasının açıldığını, adeta kafa damarlarının genişlediğini, vücudunun titrediğini, ve en önemlisi boğazındaki o yumrunun hafiften kaybolduğunu hissetti.

İçeriden bir bebek ağlaması sesi geldi. Kasımpaşa sanki o sabahki çılgın atmosfer hiç olmamış gibi uyuyordu. Tüm Türkiye’yle beraber. Hiç uyanmamacasına, huzurla!

3 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin