Yalan söylemek mi bir daha asla!

YORUM | AHMET KURUCAN

Kalemimi saldım demiştim geçen hafta. Kaldığım yerden devam ediyorum yalan konusuna. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye meşhur bir söz vardır halk arasında. Bu söz söylendiğine göre mutlaka bir zemini var. O zemin şu; hile, düzenbazlık, sahtekârlık, iftira, karaborsacılık ve benzeri her çeşit ahlaksızlığın yaygın olduğu dönemlerde doğru söylemek, doğruya tercüman olmak, doğrunun temsilciliğini yapmak, yanlışları eleştirmek çok zordur. Neden mi? Ahlaksızların, ahlaksız muktedirlerin kurulu düzenlerine çomak sokulduğu için. Bundan dolayı sevilmezler doğruyu söyleyenler. Dışlanırlar toplumdan. İtibarları ile oynanır. Yalanlara, iftiralara, fitnelere kurban edilirler. Nihayet kovulurlar memleketlerinden.

Tıpkı Hz. Lut’un kavminde gördüğümüz gibi. Hatırlayın, o kavim içindeki azgınlar güruhu, yaptıkları davranışlara yanlış diyenlere, onları tenkit edenlere, nasihatler vererek doğru yolu gösterenlere karşı alay edercesine ne demişlerdi: “Bunları memleketimizden kovalım. Güya onlar tertemiz insanlarmış, çok namuslularmış.” (7/82) Evet, öyleydiler. Tertemizdiler. Namuslu idiler. Fakat sosyal ortam çok kirliydi. O tertemiz insanları taşıyacak ölçüde temiz değildi. Ne çare ki o ahlaksızlar güruhu o tertemiz insanlar hakkındaki kötü niyetli planlarını hayata geçiremeden İlahi azap gelip çatmıştı. Halbuki her zaman aynı şey olmuyor ve tertemiz insanlar sırf doğruyu söyledikleri için ailelerinden, cemaatlerinden, tarikatlarından, partilerinden, toplumlarından, memleketlerinden, ülkelerinden kovuluyor.

Evet “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözü doğru ama ben tam aksi istikametteki bir başka doğruya daha inanıyorum. Hatta bu doğrunun daha doğru olduğu kanaatindeyim. Şöyle diyorum: “Yalan söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”

Neden? Bana göre yalan söylemek ve hele hele o yalanı sürdürmek dünyanın en zor işidir. Doğruyu söylemek ise tam aksine, çok kolaydır. Mesela diyorsunuz ki, “Bahçedeki kuyudan su çektim.” Kuyudan suyu siz çekti iseniz bununla alakalı sorulacak her soruya çok rahatlıkla cevap verebilirsiniz. Çünkü o hadisenin bir parçasısınız. Ne zaman çektin, testiye mi koydun, kuyu kovasının rengi, kuyunun derinliği, halatının inceliği, suyun soğukluğu, sıcaklığı vs vs.?

Ama ya suyu kuyudan çeken siz değilseniz! O zaman kuyu, su ve çevre ile alakalı sorulacak her türlü soruya cevap vermek için hayal dünyanızın çok geniş ve engin olması, kurgu kabiliyetinizin bulunması, empati yeteneğinizin var olması lazım. Yoksa sorular karşısında tökezlemeniz sizin yalanınızı açığa çıkartır. İşte o yalanın açığa çıkmaması için siz yalan üstüne yalan söylersiniz. Yalanınızı sürdürmek için yalanı yalanlarla kapatmaya çalışırsınız. “Kuyruklu yalan” işte buna denir. Fakat nereye kadar sürdürebilir ki insan yalanına sürekli kuyruklar takmayı? Her yalan bir kuyruk isterse ne olacak? 

Ne olacağını ben size söyleyeyim; yalancının mumu yatsıda söner. Söner çünkü gerçek o kötü huyu ile zuhur etmiştir. Yani açığa çıkmıştır. İşte o zaman yalancıyı dokuz köyden kovarlar. Keşke dokuz köyden dünyada kovsalar; ahirette de kovarlar.

Yalan söyleyenler kötü insanlar mı? Ahlaksız kişiler mi? Güzel bir soru değil mi? İyi insanlar son tahlilde kötü işler yapmaz veya yapamazlar mı? Batı’da bu çerçevede yazılmış çok kitap var. Yıllar önce James Hollis’in “İyi İnsanlar Neden Kötü İşler Yapar” kitabını tavsiye etmiştim verdiğim bir röportajda. Yeri geldi bir daha edeyim. Orijinal adı “Why Good People Do Bad Things?” Mutlaka okuyun Hollis’in o kitabını.

Yeri gelmişken, bir başka kitap daha tavsiye edeyim. Beth Moore’un “When Godly People Do Ungodly Things: Arming Yourself in the Age of Seduction.” Godly, bizim Türkçe’deki tam karşılığı “Allah insanı” demek. “Dindar” diye de tercüme edebiliriz sanırım. Harfi tercüme yerine başlıktan anladığımı söyleyeyim size. Önce alt başlık, her şeyin ve herkesin baştan çıktığı bu asırda kendini koruma altına alma nasıl olacak? Bu cümleye soracağınız neden sorusunun cevabı, kitabın üst başlığında gizli. Çünkü “Allah insanları, içinde Allah’ın olmadığı işler yapıyorlar.’ Yazar “When/ne zaman” diyerek işte bunu sorguluyor. Gerçekten Allah’a inanan insanlar, dindarlar neden Allah’a rağmen, O’nun emir ve yasaklarına rağmen kötü işler yaparlar? Baştan çıktıkları için olabilir mi? Yoksa Reinhold Niebuhr’un ahlak ve siyaset üzerine yazdığı “Ahlaklı İnsan Ahlaksız Toplum” kitabında detaylıca anlattığı gibi, ahlaksız bir toplumda ferdi planda ahlaklı olarak yaşamak mümkündür de grup halinde yaşamanın mümkün olmadığından dolayı mı?

Sadece keşif babında değil Batı literatüründe var olan kitaplar. Bir de bunu nasıl önleriz, insanları “Your Own Worst Enemy/kendisinin en kötü düşmanı” olan bu özelliklerden nasıl kurtarırız, ya da kurtulma yolları nelerdir diyor, soruyor ve cevaplıyorlar uzmanlar. Bu konularda da çok kitap var. Psikoloji ve psikiyatrinin ilgi alanında “behavioral therapy/davranış terapisi” üst başlığı altında terapi modelleri geliştirmişler. Bunlarla bir farkındalık meydana getirmeye ve raydan çıkan treni yeniden rayları üzerine oturtmaya çalışıyorlar. Meşhur deyimle “I am not lying to you, I am lying for you; ben sana yalan söylemiyorum, senin için yalan söylüyorum” diyen ve yalanını meşrulaştırmak için kullandığı bu yaklaşımla insanlıktan çıkmaya az kalmış kişileri yeniden aslî hüviyetine irca etmeye gayret ediyorlar. Hatta hukuku devreye sokuyorlar. Yalan söylemeyi suç kabul ediyorlar. Cezai müeyyideler koyuyorlar. Şirketler işletme kuralları içine yerleştiriyor yalan söylememeyi. Hiçbir şey için geç olmadığını, her zaman “There is always a right way to choose and to do the right thing/doğru yolu tercih etme ve doğru işi yapmak için mutlaka bir yol olduğunu” ve bunun bulunup uygulanabileceğini vurguluyorlar. Hatta bunu sloganlaştırıp şirketlerinin mottosu haline getiriyorlar. Diyorlar ki: lying; never again.” Üç kelimelik devrik bir cümle ama manası çok anlamlı: “Yalan söylemek mi; bir daha asla!” 

Benim değerlendirmelerime göre mottonun ilk kelimesi olan “yalan söylemek mi?” demekle yalanın söylenebileceğini kabul ediyorlar. İnsanları rahatlatıyorlar psikolojik olarak. Hani bir önceki yazımda açıkça yazmış ve peygamberleri istisna tutarak, hayatı boyunca yarım kelimelik dahi olsa yalan söylemeyen var mıdır aramızda diye sormuştum ya. İşte buna işaret ediyorlar. Zorlamayın kendinizi yoktur. İnsansınız, insanız, insan. Yalan söylemiş olabilirsiniz, olabiliriz, olabilir. Hatta yalan söylemişsinizdir, söylemişizdir, söylemiştir. Ama tekrar etmeye gelince, “bir daha asla!”

Kalemimi saldım dedim ve bitireceğim ümidiyle bilgisayarın karşısına oturmuştum ama bitiremedim. Söz haftaya bitireceğim inşallah. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin